Beypazarı
target english

Öztrak: Filistinli Kardeşlerimizin Kabul Etmediği Sözde Anlaşmayı Kabul Etmeyiz

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Abone ol
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Filistinli kardeşlerimizin kabul etmediği bir anlaşmayı, Filistinli kardeşlerimizin müzakere masasında olmadığı bir anlaşmayı bizlerin kabul etmesi mümkün değildir.

Sözlerime başlamadan önce bazı önemli günlere değinmek istiyorum. Dün, aziz milletimizin bağımsızlık iradesini tüm dünyaya ilan ettiği Ahd-İ Milli veya tarihe kazınan ismiyle Misak-ı Milli’nin 100. yıl dönümüydü. Bu büyük günü bir kez daha kutluyoruz. Kurtuluş ve bağımsızlığımıza sahip çıkan Meclis-i Mebusan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şerefli üyelerini saygıyla, rahmetle, minnetle bir defa daha yad ediyoruz. Yine bugün Batı Trakya Türkleri açısından önemli bir gün. 29 Ocak 1990’da Lozan Antlaşması’nda kendilerine tanınan hakları kullanmaktan başka bir amacı olmayan soydaşlarımıza karşı şiddet ve yağma girişimlerinde bulunulmuştu. Bu nedenle, Batı Trakya’da soydaşlarımız, 29 Ocak tarihini “Toplumsal Dayanışma Günü” olarak anıyorlar. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, soydaşlarımızın Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarının eksiksiz kullanılmasında, Yunanistan’ın gerekli özeni göstermesini bekliyoruz.

FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN KABUL ETMEDİĞİ SÖZDE ANLAŞMAYI KABUL ETMEYİZ
Jeo-stratejik risk ve belirsizliklerin her geçen gün daha da arttığı bir dönemden geçiyoruz. Dün ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı ortak bir basın toplantısıyla adına yüzyılın anlaşması dedikleri sözde bir barış planını açıkladılar. Bu ortak toplantıda Kudüs’ün İsrail’in “bölünmez başkenti” ilan edileceği ve yine Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim yerlerinin ABD yönetimi tarafından İsrail toprağı olarak tanınacağı açıklandı. Ayrıca bu sözde barış planına göre sayıları 6 milyonu bulan Filistinli mültecinin topraklarına geri dönemeyecekleri de belirtildi. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Filistinli kardeşlerimizin kabul etmediği bir anlaşmayı, Filistinli kardeşlerimizin müzakere masasında olmadığı bir anlaşmayı bizlerin kabul etmesi mümkün değildir.

PLAN TANSİYONU ARTIRIR
ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun birlikte açıkladıkları Ortadoğu Barış Planı, yıllardır süren savaşlar ve göçlerle yıpranan Ortadoğu’daki tansiyonu artırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Bu sözde plan iki devletli çözüm umudunu yok etmektedir. Bu plan, Kudüs’ü bölünmemiş bir şekilde İsrail başkenti olarak tanıyarak, hep savuna gelinen bizim de savunduğumuz, desteklediğimiz Doğu Kudüs’ün başkent olacağı bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını da sekteye uğratmıştır. İsrail, Birleşmiş Milletler’in de belirtiği üzere, 1967 savaşında işgal ettiği topraklardan çekilmeli ve Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerine son vermelidir.

FİLİSTİN HALKININ YANINDAYIZ
Cumhuriyet Halk Partisi, Filistin halkının her zaman yanında olacaktır. Bugüne kadar, İsrail-Filistin sorununa Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve iki devlet esasına göre kalıcı bir çözüm bulunmasını savunduk. Bu tutumumuzu bundan sonra da devam ettireceğiz.

DEVLET GÖREVLİMİZİ KİMSE TEHDİT EDEMEZ
Yine birkaç gün önce İsrail’de aşırı sağcı ve İsrail gizli servisine de yakınlığıyla bilinen bir köşe yazarı bir yayın organında Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı hakkında bir köşe yazısı yayınladı. Bu yazıda Sayın Fidan’a yönelik üstü kapalı tehditler savruluyor. Tabi o gazetede bu yazıyı kaleme aldıranlara şunu belirtmek istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir devlet görevlisini kimse tehdit edemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir devlet görevlisini tehdit etmek kimsenin haddi değildir. Böylesine bir safsatayı kabullenmemiz mümkün değildir.

BU MAHCUBİYETİ ANLAMIYORUZ
Bu, Sayın Erdoğan’ın uçak sohbetinde söylediği gibi “Demek ki doğru yoldayız” diyerek geçiştirilecek bir husus da değildir. Bu yaklaşımı şiddetle reddediyoruz. Devlet olmanın gereği resmi bir devlet görevlisine karşı yöneltilen tehdidi şiddetle protesto etmektir. Bu olaya böyle bir tepkiyi vermekte neden bu kadar mahcup kalındığını da anlamakta zorluk çekiyoruz.

İDLİB’DEN GELEN GÖÇ DALGASI ÖNCEKİLERDEN BİLE BÜYÜK TEHDİT
Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir diğer önemli husus İdlib meselesidir. İdlib, Suriye’de radikal örgütlerin kontrolündeki son bölgedir. Astana ve Soçi süreçleriyle Türkiye, İdlib için önemli yükümlülüklerin altına girmiştir. Türkiye, İdlib’deki radikal cihatçı örgütlerin silahlarını toplamak ve onları kuzeye doğru çekmek, İdlib’den geçen karayollarının açılmasını sağlamak gibi bir takım taahhütlerde bulunmuştur. Ancak bu yükümlüklerin hiç birisini yerine getirememiştir. Şimdi bunu gerekçe göstererek Suriye rejim güçleri, Rusya’nın da desteğini alarak, İdlib’e yönelik harekât yürütmektedirler. Bu harekât neticesinde yüzbinlerce Suriyeli Türkiye sınırlarına doğru hareketlenmiştir. Bunların içinde sayıları 50 bine yaklaşan eli kanlı radikal teröristlerinde olduğunu bölgede yaşayanlar ifade etmektedir. Bu yeni göç dalgası ülkemiz için öncekilerden de daha büyük bir tehdittir.

İDLİB, TÜRKİYE İÇİN ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR
Dün, şehir merkezine çok yakın bir yerde İdlib’in en büyük ilçesi Suriye rejim güçlerinin kontrolüne geçmiştir. Bu bölgedeki ve İdlib etrafındaki gözlem noktalarımızın nedeyse tamamı Suriye güçleri tarafından kuşatılmıştır. Bu gözlem noktalarına herhangi bir taciz olduğunda ise iktidar soluğu Rusya’da almaktadır. Astana ve Soçi süreçlerinde garantör olan Türkiye’ye şimdi Rusya garantörlük yapmaktadır. AK Parti iktidarının İdlib’le ilgili olarak acilen adım atması ve İdlib’den ülkemize yönelebilecek tehditleri bertaraf edecek bir stratejiyi hemen izlemeye başlaması gerekmektedir. İdlib’in kontrollü tahliyesi için Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm ilgili uluslararası kuruluşlara ve ülkelere çağrıda bulunulmalıdır. İdlib konusu Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. Moskova ve Tahran ile yapılan görüşmelerde bu anlayışımız, bu tehdit kuvvetle vurgulanmalıdır. Suriye yönetimi ile temasa geçilmeli ve 1998 Adana Mutabakatı ruhu, iki komşu ülke arasında yeniden canlandırılmalıdır. Tek eksenli dış politikadan bir an önce vazgeçilmeli, başta komşularımız olmak üzere tüm uluslararası aktör ve kuruluşlarla dengeli ilişkiler kurulmalıdır.

DIŞİŞLERİ DEVREDIŞI BIRAKILDI
Aslında Türkiye’nin bugün bu sıkıntıları yaşamasının arkasındaki en büyük neden Dışişleri Bakanlığımızın bu süreçlerde devre dışı bırakılmasıdır. Tek adam parti devleti rejiminde devlette liyakat bitmiş, kurumsal yapı çökmüştür. Bütün bu sıkıntıların arkasında yatan neden de budur.

Benim sözlerim bu kadar şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Dün Grup Toplantısında Sayın Genel Başkanın deprem için toplanan vergilerle ilgili soruları vardı. Bu paraların, bugüne kadar toplanan vergilerin nereye harcandığını sormuştu. Cumhurbaşkanından bugün yanıt geldi. Hangi amaç için toplandıysa oraya harcandığı şeklinde. CHP’li belediyelerin bölgede yaptıkları yardımlara yönelik yine hükümet kanadından çeşitli değerlendirmeler ve eleştiriler var. Aynı zamanda da Kılıçdaroğlu’nun bölgeye gitmemesine yönelik Cumhurbaşkanının eleştirisi oldu. Nasıl yanıt verirsiniz teşekkürler?
Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, bir kere bakıyorum şu deprem vergileriyle ilgili verilen cevaplara. Son derece hamasi bir üslupla “yerine harcandı, şu oldu, bu oldu…” deniyor. Biz onu sormuyoruz. Vatandaş da onu sormuyor. Benim paramla ne yaptın? Elazığ’da ne yaptın? Şu binalar yıkılmasın, bu millet bu binaların altında kalıp ölmesin diye sen ne yaptın? Bunu soruyor. Cevap verin. Hayır buna cevap verilmiyor, ya tehdit ediliyor bunu soranlar ya da hamasi bir takım laflarla cevap verilmeye çalışılıyor. Demokrasi hesap sorma rejimidir. Vatandaş, “Benim vergimi nereye harcadın” diye sorduğu zaman kalem kalem çıkaracaksınız. Şuraya, şuraya, şuraya harcadım diye açıklayacaksınız.
Depremi konuşturmuyorlar. Deprem öncesinde deprem konuşulmuyor, verdiğimiz önergeler reddediliyor. Deprem sırasında deprem konuşturulmuyor. Deprem sonrasında da deprem konuşturulmuyor. Bu depremi konuşmadan, görmeden nasıl gidecek bu iş? Deprem bu ülkenin bir gerçeğidir. Türkiye derhal depremde kimse yaşamını yitirmesin felsefesi çerçevesinde bir büyük stratejiyi başlatmak zorunda. Bunun içinde bunun araştırması var, bunun geliştirmesi var, teknolojilerin üretilmesi var, kentsel dönüşüm var. Çok büyük bir hareket yaratabilecek bir proje bu. Obama Amerika’daki durgunluğu yeşil enerji projesiyle aştı. İpucu veriyoruz iktidara bir otursunlar baksınlar.
Arkadaşlar, şimdi bakın bir şey söyleyeceğim. Şu son üç dört gündür bölgede yaşananlara baktığınızda çok önemli tespitler var. Daha öncede buralarda görev yapmakta olan kuruluş şunu söylemişti: Bu protokol ziyaretlerinden bu felaketin olduğu ilk günlerde vazgeçin, yapmayın. Çünkü işlerimizi aksatıyorsunuz demişlerdi. Yani orada insanlar yıkılmış apartmanların altından insanları kurtarmaya çalışıyor, koca koca heyetler arkalarında genel müdürler, bürokratlar, siyasetçiler resm-i geçit yapıyor o bölgede. Ne oluyor sonuçta? Sessiz olun diyorlar sessiz olunmuyor.
Bakın, önce buraya bu işleri yapacak olanları göndereceksiniz. Bunlar bu işleri halledecekler ondan sonra protokol gidecek taziye ve geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunacak. Genel Başkanımız da bölgeye gidecektir.

Soru- Program var mı efendim?
Faik ÖZTRAK- Var efendim açıklanacak. Başka bir şey daha demiştiniz belediyelerle ilgili?

Soru- CHP’nin isim isim büyükşehir belediyelerinin açıkladığı bölgeye gönderilen yardımlarla ilgili detaylı bilgiler verilmişti. Sayın Ömer Çelik’in de buna yönelik tepkileri oldu…
Faik ÖZTRAK- Sayın Ömer Çelik’in tepkilerini anlamak mümkün değil. Orada büyükşehir belediyelerimiz hem Malatya’da, hem Elazığ’da insanlarımıza yardım etmek için bulunuyor. Bizim belediyelerimizin hangi faaliyetler içinde olduğu hakkında da bizim mahalli idarelerden o politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız biz buradayız diyor. Sayın Ömer Çelik bunun açıklanmasını eleştireceğine şunu söylesin, niye hiçbir devlet yetkilisi bizim belediyelerimizin, bizim büyükşehir belediyelerimizin faaliyet gösterdiği yerlere uğramamış? Arkadaşlar, o gün dayanışma günü. Benim belediyem, senin belediyen, benim partim, senin partin diye birbirimizden ayrışma günü değil. Milletimiz bunu yapmadı ama bazı siyasetçilerimiz maalesef buna tevessül ettiler.

Soru- Öncelikle FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili tartışmalara hala devam ediliyor. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a da bir programında bu soruldu FETÖ’nün siyasi ayağı. 2009 yılında getirilen bir kanun teklifini hatırlattı. Askerlerin özel yetkili mahkemelerde yargılanması, sivillerin askeri alanda suç işlese bile özel mahkemelerde yargılanması. Bu kanun teklifini isteyen FETÖ’ydü dedi. Bu kanun teklifinin altında kimin imzası varsa onlara bakılsın dedi. Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş gibi isimler var. Siz bu değerlendirmeyi nasıl buluyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Siyasi ayak aranıyorsa, bu tür kararlar sonuç itibariyle işi ta darbe girişimi sürecine kadar götürdü, bütün bunlara tabi ki bakılması lazım. Hatırlayacaksınız biz CHP olarak hep bu özel yetkili mahkemelere itiraz ettik. Yani bunun sonucunda ordumuzun kozmik odasına FETÖ’nün savcı ve hakimleri girdi.
 
Soru- Başkentgaz’ın Kızılay’ın hesaplarına 2017’de 8 milyon dolar aktardığı ve bunun sadece 75 bin dolarının Kızılay’ın faaliyetlerinde kullanıldığı, geri kalan paranın bir protokolle Ensar Vakfı’na yurt yapımı için aktarıldığı söyleniyor. Kızılay da bunu doğruladı ama şöyle dedi; evet biz aktardık ama bu aktarımı Başkentgaz istedi dedi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi hep söylüyorum, devlette işleri hesap vererek saydam bir şekilde yapmanız lazım. İşte bu devlette Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirmektir. Başkentgaz bu suretle bu kadar parayı bir yandaş vakfa devretmek yerine daha düşük fiyatlar uygulayarak tüm başkentlinin refah seviyesini arttırabilirdi. Ama bu tür uygulamalar baktığınız zaman özellikle iktidar partisinin hakim olduğu belediyelerde ve devlette çok sayıda örnek var. Onun için işte başta deprem vergileriyle ilgili sorulan soruda millet ne yaptınız bu paraları diye soruyor çünkü bu tür uygulamaları gördüğü zaman deprem için vermiş olduğu paraların yerine harcanmadığı kanaatine kapılıyor. Sonrada deniyor ki işte bütçenin birliği, işte harcama. Onu biz de biliyoruz. Sorulan soru şu, sen aslında depremle ilgili geçici olarak konmuş olan özel iletişim vergisini 2004’te kalıcı hale getirdin. Bundan da 34 milyar dolar para topladın. Sen 34 milyar dolarlık depremin insanların hayatlarını kaybetmesine yol açmasını önlemek, insanların mallarına zarar vermesini önlemek için nerelere harcadın?
Büyük büyük laflar… Allah biliyor ya falan. Yüce Allah’ın isminin bu işlerde ne ilgisi var? Yapacağınız şey basit. Her medeni ülkede olduğu gibi, her gelişmiş ülkede olduğu gibi kalemleri alt alta sıralayacaksınız. Elazığ’da şu tedbirleri aldım, Malatya’da bu tedbirleri aldım, İstanbul’da şu tedbirleri aldım, alıyorum. Bu kadar basit, deprem bölgeleri biliniyor. Merkezi hükümet olarak para toplamışsınız, merkezi hükümet olarak topladığınız bu paraları depremle ilgili olarak nereye harcadınız? Saydam olacaksınız, şeffaf olacaksınız.
Bakın Türkiye 2019’da yolsuzluk algısı itibariyle 2013 – 2019 arasında en hızlı irtifa kaybeden dünyada ikinci ülke. Yani aşağı doğru düşen, çakılan dünyada ikinci ülke. Niye? Çünkü bu ülkede hesap verme alışkanlığı unutuldu. Kimse hesap vermek istemiyor. Hesap sorduğunuz zaman da tehdit ediyorlar. Sen kimin değirmenine su taşıyorsun diyorlar. Millet ödediği paranın hesabını sorar. O parayı kullananlarda o parayı nereye harcadıklarının hesabını tek tek verirler, paşa paşa verirler, vermek zorundalar.

Soru- Kızılay’dan Ensar Vakfı'na paranın aktarılması?
Faik ÖZTRAK- Tekrar söylüyorum, Kızılay’ın Ensar Vakfı’na bu şekilde, bu yöntemle para aktarması, hem de doğalgaz şirketinden parayı alıp aktarması skandal. Yani siz neden bu kadar kulağınızı elinizin tersiyle gösteriyorsunuz? Hadi aktarın doğrudan bakalım doğalgaz şirketinden Kızılay’a falan vermeden parayı Ensar Vakfına aktarabiliyor musunuz? Aktaramıyorsunuz. Çünkü kanun buna izin vermiyor. Bu ne? Kanunun etrafından dolanmak.

Soru- Belediyeler yasasıyla ilgili itirazlarda yükseliyor. Tam netleşmedi ama belediyeler yasası. Şöyle itirazlar geliyor, büyükşehir bir projeye onay vermezse bu projeyi devlet alacak ve maddi kısmını da belediyeden ayrı tutarak devlet kendisi yapacak. Şöyle itirazlar geliyor, belediyelerin elini, kolunu bağlayan hatta belediyelere kısmi kayyum olarak nitelendiriliyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

Faik ÖZTRAK- Belediyeler yerel yönetimin bir unsuru. Belediye başkanları aynı zamanda yerel tercihleri de yansıtıyorlar. Eğer bir ülkede demokrasi varsa o yörede yapacağınız işlerle ilgili olarak o yörede yaşayan insanların görüşlerini almak zorundasınız. Tercihlerini dikkate almak zorundasınız. Belediye başkanı seçilmiş gelmiş, vatandaşın tercihlerini biliyor, birebir sürekli temas halinde. Yani baktığınız zaman bu muhtarlardan sonra vatandaşın tercihlerini en yakından bilen seçilmiş kişi. Şimdi siz diyorsunuz ki eğer ben yukarıda bir şeylere karar vermişsem aşağıdaki yerel yönetici hayır ben bunu istemiyorum çünkü benim halkım istemiyor dediğinde kim takar senin halkını, kim takar seni diyeceğim ben. Bildiğimi okuyacağım diyor. Böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir demokrasisinde böyle bir şey yoktur. Eğer oradaki belediye başkanı diyorsa ki benim takatim yok ben bunu yapamıyorum dolayısıyla yukarıdan destek verin. O oturulur konuşulur. Ama oradaki belediye başkanı kalkıp diyecek ki benim halkım buradaki beni seçen seçmenlerim bunu istemiyor. Sen diyeceksin ki isteseler de, istemeseler de ben bunu yapacağım. Bu demokrasi olmuyor ki, bu bambaşka bir şey oluyor.

Soru- Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ depreminde yaptığı ziyaretlerin ardından Erzurum’a yaptığı ziyaret çok konuşuluyor. İktidar kanadından da tepkiler var. Tatile gitti, neden böyle bir süreçte böyle bir tercih yaptı şeklinde. Nasıl bir değerlendirmeniz olur?
Faik ÖZTRAK- Şimdi Ekrem İmamoğlu Elazığ depreminde İstanbul’dan gerekli yardımları götürmek suretiyle, yine oraya gitmek suretiyle görevini yapmıştır. Sömestr tatilindeyiz, çocukları Erzurum’da. Dolayısıyla ailesine karşı da sorumlulukları var oraya uğramış ve dönmüştür. Burada bakılacak husus şudur, bu iş Ekrem İmamoğlu’nun yapmakta olduğu görevi aksatmış mıdır, aksatmamış mıdır? Ekrem İmamoğlu görevini yapmış mıdır, yapmamış mıdır? Yani buradan farklı bir hikaye çıkmaz.


Dünya Sağlık Örgütü'nden Koronavirüs AçıklamasıÖnceki Haber

Dünya Sağlık Örgütü'nden Koronavirüs Açı...

Karabıyık: İşgücünü Düşük GöstermekSonraki Haber

Karabıyık: İşgücünü Düşük Göstermek

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar