Beypazarı
target english
Dr. Burhanettin Şenli

Dr. Burhanettin Şenli

Mail: burhanettinsenli@gmail.com

Afganistan 9, Medine Kahramanı Ömer Fahrettin Türkan Paşa'nın Afganistan Elçiliği

Afganistan 9, Medine Kahramanı Ömer Fahrettin Türkan Paşa'nın Afganistan Elçiliği

AFGANİSTAN YAZI DİZİSİ – 9 MEDİNE KAHRAMANI ÖMER FAHRETTİN TÜRKAN PAŞA’NIN AFGANİSTAN ELÇİLİĞİ


Foto 1: Ömer Fahrettin Türkkan Paşa. (Kaynak: https://tr.wikipedia.org)

“Medîne Müdâfii”, “Türk Kaplanı”, “Çöl Kaplanı”, “Medine Kahramanı” lakaplarıyla anılan Ömer Fahrettin Türkkan 1868 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan Rusçuk’ta dünyaya gelmiştir. 93 Harbi'nden sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. Harp Okulu’nu birincilikle bitirdi. Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni bitirdikten sonra 1891 yılında Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başladı. Balkan Savaşı'nda Çatalca Savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında görev aldı. 22 Kasım 1948 tarihinde Eskişehir yakınlarında geçirdiği kalp krizi sonucunda vefat etmiş, vasiyeti üzerine Rumelihisarı’ndaki Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkan Şerif Hüseyin İsyanında zor şartlar altında Medine'de yönettiği ve iki yıl yedi ay süren Medine Müdafaası ile tanınmıştır. İngilizlerin desteğinde isyana girişen Şerif Hüseyin’in ordusuna karşı kısıtlı imkânlara rağmen yaptığı Medine Müdafaası büyük takdir topladı. Osmanlının yedi düvelle boğuştuğu sırada İngilizler Arapları çil çil altınlarla satın almış ve İngilizlerle iş birliği yapan Araplar, Mekke Şerifi Hüseyin’in komutasında Türk Ordusu’nu, Mehmetçiği ve dindaşlarını arkadan kalleşçe vurmaya başlamıştır. Hicaz bölgesinde isyan eden Şerif Hüseyin’le mücadele etmek için 1916’da Medine’ye gönderilen Fahrettin Paşa, 1919’a kadar emrindeki birliklerle Medine’yi kahramanca müdafaa etti. Medine’yi Suriye’ye bağlayan demiryolu hattı, İngiliz casusu Lawrence’ın para karşılığı kandırdığı bedeviler tarafından devamlı tahrip ediliyor, Medine’ye askerî mühimmat ve erzakın ulaşması engelleniyordu. Fahrettin Paşa, ilk iş olarak Medine’de bulunan Hazreti Peygamber’in mukaddes emanetlerini 2.000 askerlik bir koruma ile İstanbul’a gönderdi. İsyancılar kısa zamanda Medine’yi kuşatma altına aldılar. İstanbul Hükümeti kuşatma başlamadan Fahrettin Paşa’ya şehri tek etme emri gönderdi. Bu emre karşı Paşa: “Ben Türk Bayrağı’nı indiremem, eğer indirilecekse buraya başka kumandan gönderiniz.” dedi. Paşa, “İngilizlere ve Araplara teslim olmaktansa şehri ve kendimi feda ederim.” diyerek kuşatmaya canla başla karşı koydular. Bu arada devamlı Ravza-i Mutahhara’ya, yani Peygamberimizin mezarına giden Fahrettin Paşa, mezara seslenerek şöyle yakarıyordu: “Ya Resul, senin için savaşanlarla sana karşı çıkanları gör, Allah’ın yardımını bize ulaştır.” Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türk askeri İngilizlerle iş birliği yapan Araplar tarafından arkadan vurulmuştur. O savaşta Arap ihaneti, unutulacak şey değildir. Ortadoğu’nun dört bir yanında Filistin, Hicaz, Irak, Suriye cephelerinde aynı ihanet gerçekleşmiştir. İngilizlerle savaşan on binlerce Türk askeri, Osmanlıya ihanet etmiş Araplar tarafından öldürülüp cesetleri bile soyulmuş, belki altın yutmuşlardır diye cesetlerin mideleri bile bıçakla kesilmiştir. Fahrettin Paşa elindeki kısıtlı imkânlara rağmen aldığı tedbirler sayesinde Medine’yi 2 yıl 7 ay savunmuştur.

Daha sonra teslim etmek zorunda kalan Paşa, 27 Ocak 1919’da savaş esiri olarak Mısır’a götürüldü ve 5 Ağustos’ta Malta’ya sürüldü. Malta’nın Fort Salvatore kışlasında 2 yıl 33 gün tutuklu kaldı. Bu süre zarfında İngilizce öğrendi ve İngilizlerin zorlamasına rağmen sırtındaki üniformayı çıkarmadı: “Ben bu elbiseyi Harbiye’den mezun olduğumdan beri çıkarmadım.” diyerek sürgün boyunca üniformalı bulundu.

Sürgün sırasında İstanbul’da vazife yapan ve savaş suçlularını yargılamak için işgalci kuvvetlerin kurdurduğu “Nemrud Mustafa Divân-ı Harbi” diye isimlendirilen mahkeme tarafından ölüme mahkûm edildi.

Ankara Hükümeti’nin çabaları ile 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtulan Fahrettin Paşa, esareti esnasında hastalandığından tedavi için Berlin’e gitti. Berlin’de karşılaştığı Enver Paşa’nın daveti üzerine Moskova’ya geçti ve “İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadı Kongresi”ne katıldı. Daha sonra Batum üzerinden gelip, Sarp sınır kapsından Anadolu’ya girdi. 2 Ağustos 1921’de Kazım Karabekir Paşa, tarafından merasimle karşılanan Fahrettin Paşa, 24 Eylül 1921’de Ankara’ya geldi.

 1921 yılının eylül ayı ve Kurtuluş Harbi'nin dönüm noktası sayılan Sakarya Muharebesi'nin sonrasıdır. İhtiyat zabiti Feridun Kandemir'in yazdığına göre, Mustafa Kemal Paşa, Fahrettin Paşa'yı “sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran kahraman” diyerek karşılıyor ve methediyor. Ardından da herhalde bir karşısındaki kahramana, bir de harbin durumuna bakıyor. Harp için kahramanlara ihtiyacın artık azaldığı bir dönemdir. Kadro sıkıntısı var, bu durumda ne yapılabilir? Çöl Kaplanı, büyükelçi olarak Kabil'e gönderiliyor.

İlk Elçi olarak görevlendirilen Abdurrahman Samadani’den sonra, Afganistan’a tam yetkili Türk Büyükelçisi olarak ilk kez Korgeneral Ömer Fahrettin Türkkan Paşa atanmıştır.

Yenigün gazetesi ile yaptığı röportajda: “Malta’da iken hastalanmıştım. Esaret bittikten sonra arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine tedavi için Berlin'e gittim. Beni muayene eden doktorlar, altı ay istirahat verdiler. Bu iyileşme dönemi bitmeden Anadolu'ya koştum ve 24 Eylül'de ilk defa Ankara’ya geldim. Hastalığım askerî hizmette çalışmama engel olsa bile bütün varlığımla orduda çalışmayı istiyordum. Fakat Afganistan elçiliğine tayin etmişler. Teklif ettiler. O sırada Samsun’a çıkan ailemle görüşmek üzere oraya gitmiş idim. Şimdi dönüşümde atamamın kesinleşmiş olduğunu gördüm.” demiştir.

Medine Müdafii’nin Türkiye’den ayrılması sırasında da bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Fahrettin Paşa büyük zafer öncesinde Yenigün gazetesinde savaş hakkında birkaç makale yayınlamış, bazı konularda hata yapıldığını yazmış ve yazdıkları başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Ankara’yı hiddetlendirmiştir.


Belge 1: Kabil Büyükelçiliğine Atanan Ömer Fahrettin Paşa’nın Pasaportu. (Kaynak: Feridun Kandemir, Peygamberimizin Gölgesinde Son Türkler (Medine Müdafaası), Yağmur Yayınevi, İstanbul, 1974, s.558)

Fahrettin Paşa’nın Afganistan’a gitmesi özellikle İngiltere’de endişeyle karşılanmıştır.

İngiliz gizli haber alma servisinin İstanbul’daki merkezinin 21 Nisan 1922 tarihli raporundaki Ankara-Afganistan ilişkileri bölümünde, Ankara’da Fahrettin Paşa’ya verilecek talimat konusunun görüşüldüğü; Paşa’nın Hint Hilafet Komitesi aracılığıyla Gandi'ye bir mektup götürmesinin kararlaştırıldığı; Büyükelçi’nin Afganistan'daki İngiliz gizli haber alma örgütü konusunda araştırma yapmakla da görevlendirildiği belirtilmektedir.

Afgan Elçilik Kurulu 19 Mart 1921 günü Ankara'dan İnebolu yönüne ayrılmıştır. Kurulu, bazı bakanlar, mebuslar ve Afgan Elçisi Sultan Ahmet Han uğurlamıştır. Tercüman-ı Hakikat gazetesinin verdiği bilgiye göre, kurul 16 Nisan’da Trabzon'a ulaşmıştır. Anadolu Ajansı, 20 Haziran 1922 tarihli bir haberinde Kabil'e gönderilen Elçilik Kurulunun Afgan sınırında bulunan Kuşka Kasabası’na ulaştığını bildirmektedir. Yenigün gazetesinin haberine göre, kurul yolda giderken rastladıkları yerlerde Rus mülkiye memurları ve askerleri tarafından gereken saygıyla karşılanmış ve ilgi görmüştür. Türkmenistan topraklarının terk edilmesinden önceki son durak Kuşka'dır. Gerek Kuşka'da gerek Türkistan'ın askerî mevkilerinde Rus mülkiye ve askerî görevlileri tarafından kurula içten bir yakınlık gösterilmiştir. Kuşka'da kurul onuruna garnizon subaylarının katılmasıyla parlak bir geçit töreni yapılmıştır. Mayıs’ın 14'ünde kurul araba ile Rus-Afgan sınırını geçerek Afganistan'ın en yakın askerî mevkii olan Kırkkızlar adlı mahale ulaşmıştır.

Afgan Hükümeti tarafından kurulu karşılamaya gönderilen Afgan askerî yöneticilerinden Abdurrahim Paşa, Kuşka Kasabası’nın civarındaki Afgan toprağında bulunan Negzan Kasabası’nda kurulla ve yanında getirdiği katırlar ile Kâbil yönünde hareket etmişlerdir. Kurulun haziran sonunda Kâbil'e ulaşması beklenmektedir.

Ankara’daki Afgan Elçiliğine ulaşan bir haberi aktaran Yenigün'ün yayınına göre ise, Ankara'nın Elçilik Kurulu, haziran başlarında Afganistan'ın Herat kentine ulaşmış olmalıdır. 3 Temmuz tarihli gazete, elçiliğin “bir ay evvel” Herat kentine ulaştığını ve olağanüstü gösterilerle karşılandığını, Herat Kâbil'den tam bir aylık uzaklıkta olduğu için “o günlerde” Kâbil'e ulaşmak üzere olduğunun tahmin edildiğini yazmaktadır.

Mayıs'ın 25'inde Herat şehrine gidilmiştir. Türkiye-Afganistan ilişkileri açısından önemli bir tarih olan bugün ilk Türk Elçilik Kurulu hakkında Heratlılarca yapılan karşılama törenin içtenliği cidden pek yüksektir.

Başta Afganistan’ın en genç ve aydın ileri gelenlerinden Herat valisi ve veziri olmak üzere, Herat kumandanı, müftü, ileri gelenler ve memurlar ve Herat'ı boşaltarak akın akın karşılamaya koşan binlerce halk, takım takım mızıkalarla ve kilometrelerce uzanmak üzere bölük tarafından saygı duruşunda bulunan askerî kıta ve okul öğrencileri ve gözleri yaşartacak gösterilerde bulunmuşlardır. Kurul hakkında Heratlılarca yapılan karşılama töreninin Ramazan dolayısıyla zorluklarından özür beyan eden Fahrettin Paşa'ya Herat Veziri: “Bugün bizim için bayramdır. Orucumuzu bozsak da yeridir.” şeklinde içten bir cevap vermiştir.

Herat’ta yayımlanan Afgan-ı İslam gazetesi, 24 Ramazan 1340 tarihli sayısında Herat’taki töreni şu şekilde anlatmaktadır: “Gayretli yiğit Türklerin mukaddes millî hükümeti elçisi Cenab-ı Celaletmeap Fahri Paşa, yanında Muhammed Kali Han da bulunduğu halde Rusya yoluyla Afgan topraklarına gelmişler, serhaddar Abdurrahim Han, eyalet merkezi Herat ile haberleşmiş, yollarda her türlü dinlenme koşulları sağlanmak üzere Muhammed Kuvvet Han mihmandar olarak atanmıştır. Bir kumandan mahiyetinde de nizamiye askerinden 100’er karşılamaya çıkmıştır. Ayın 21’i Perşembe günü Afganistan toprağına giren Türk kurulu; karşılama kurulu, sınır koruyucuları memurlar ve diğerleri tarafından resmen karşılanmışlar sonra Herat şehrine hareket edilmiştir. Ayın 30. günü Herat’a ulaşacak kurul için bir karşılama programı yapılmıştır. O gün bütün resmi daireler tatil edilmiş, bütün dükkânlar kapanmış, memleket baştan başa donanmış, halk akın akın Molla Cami Hazretleri'nin mezarı çevresine gelmiştir. Saat altı sularında Herat Ordusu Başkumandanı Mareşal Sahip diğer nizamiye askerleriyle diğer bazı devlet ileri gelenleri ve memleket ileri gelenleri ile karşılama yapılmıştır. Molla Cami türbesinin civarında kendileri için ayrılan bir bağda hazırlanan ikamet yerine karşılayıcılar ile gelmişlerdir. Selam ve saygı duruşu yapıldıktan sonra ulusal giysiler giyinmiş 800 kadar öğrenci, alanda bulunan mızıkacılar, latif havalar çalmışlardır. Sonra Sulh Mahkemesi Birinci Başkanı yerinden kalkarak şu konuşmayı yapmıştır:

“-Ankara millî hükümetinin olağanüstü elçisi! Hoş geldiniz! Teşriflerinizle biz kardeşlerinizi şereflendirdiniz ve memnun ettiniz. Biz burada bulunan Afganlılar, memleketimiz toprağına ayak bastığınızdan dolayı sizleri büyük bir sevinçle kutlarız. Hamt olsun kahraman ve bahadır kardeşlerimiz mertlik pazusunun kuvvetini ve Müslümanca hamiyetlerinin eserlerini gösterdiler. Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin sağlam kılıcı düşmanların bütün gaddarca zulümlerine karşı gözlerimizi nurlandırdı. Düşmanların gözlerini de kararttı. Mertçe fetihlerini ve Müslümanca mücahedelerini tebrik ederiz. Sayın hazır bulunanlar, hoş geldiniz! Geliniz, muhabbet ve samimiyetimizi yeniden tekrar için birbirimizin ellerini sıkalım. Çünkü eller ittihat ve samimiyetle birbirine bağlı olursa düşmanın hırs ve hevesine karşı sağlam bir darbe indirirler. Özellikle yiğit Afgan'la dilaver Türk yumruğu olursa... Biz Afganistan halkı, İslam dostlarımızın güvenine mazhar olduğumuzdan dolayı kendimizi bahtiyar sayarız ve İslam Birliğimizin delillerinden olmak üzere elçilerini bizim toprağımıza göndermeleri, başkaca övüncümüz olmuştur. Özellikle Herat'ın memurlar topluluğu ve diğer halkı kendimizi fevkalade bahtiyar sayarız ki, Fahri Paşa Hazretlerinin ve elçilik erkanının şeref vermeleriyle en önce biz onurlanıyoruz.” Elçilik Kurulu, yanlarında karşılama kurulu olmak üzere oradan hareket etti. Yarım saat dışında kendilerine geçici olarak ayrılan Bağıkarne adındaki yere gittiler. Yol boyunca kalacakları yere kadar nizamiye askeri ve halk hepsi sal halinde saygı duruşunda bulunmuşlardır. Elçilik Kurulu Meydamtal denilen yere ulaşınca asker sınıfları meydanda mızıka takımları hoş havalar çalıyorlar, şenlik yapıyorlardı ve 11 parça top atıldı. Büyük bir debdebe ve ihtişam ile bağa varıldığında hazret ve karşılayanlar konuklarına orada veda ederek şehre döndüler.”

Heyettekilerden bir kişi daha sonra: “Yolda rastlanılan köylü ve göçebelerin ilk Türk heyeti görmelerinden dolayı Cenabıhakk'a hamd ve şükrederek Paşa’nın eline varıp ağlayarak ve bizi de ağlatarak Türkiye ve Afganistan hakkında büyük bir acı ile haber sormaları görülecek birer manzara idi.” demiştir.

Türk basını Türkiye'nin Kabil Elçiliği'nin yolculuğuna ve Türk elçilik kurulunun Afganistan'da nasıl karşılandığına büyük bir önem verdiğini yayınlarıyla göstermiştir.

Vakit gazetesinin 16 Haziran 1922 tarihli 1603’üncü sayısında da Ankara özel muhabirinin 10 Haziran tarihli haberine dayanılarak “Fahri Paşa Kabil'e Vasıl Oldu” başlığı altında Afganlıların Türk elçilik kurulunu olağanüstü törenle karşıladıkları bilgisi yer almıştır. Tevhid-i Efkâr, Ankara'dan özel muhabirinin 4 Temmuz’da bildirdiği Fahrettin Paşa'nın Kabil'e ulaştığı haberini, 5 Temmuz 1922 tarihli sayısında vermiştir.

19 Mart’ta Ankara'dan hareket eden kurul, Rus sınırından beri Afgan Hükümeti’nin özel konuğu olarak sağ salim yolculuğuna devam etmiş, hareketinin yüzüncü gününe rastlayan 26 Haziran Pazartesi günü otomobille Kabil'e ulaşmıştır. Türk subaylarının yetiştirdiği piyade, süvari ve topçu kıtaları, iki takım mızıka ve yıllardan beri Kabil'de oturan Türk vatandaşları ve halk tarafından karşılanmıştır. Yapılan karşılama töreni pek içtendir. Fahrettin Paşa, Afganistan istiklâlini kurtaran askeri, Türk milleti ve ordusu adına kutlamıştır. Salonda çay ve pastalarla ağırlanan kurul, biraz dinlendikten sonra emirliğin elçiliğe ayırdığı köşke geçmiştir. Elçilik bahçesinde ve girişinde bekleyen askerî ve mülkî memurlar, eşraf, Harp Okulu öğrencileri Türk kardeşleri hakkında candan nutuklarla ve dileklerle, “Hoş geldiniz.” demişlerdir. Afganistan topraklarında geçen kırk günlük yolculuk boyunca kurulu ağlayarak ağırlayan bütün Afganlılar gibi olağanüstü gösterilerde bulunmuşlardır.

Fahrettin Paşa, Amanullah Han ve maiyeti tarafından hayli sıcak bir şekilde karşılandı. Kısa bir dinlenmeden sonra, saat 09:30’da Mah-ı T-ab Kal’a da çay, saat 13:30’da yemek ziyafeti verildi. Fahri Paşa’nın gelişi ile birlikte Emir Hassa Bölüğü ve Mızıkası, bizim yetiştirdiğimiz topçu ve süvari bölükleri, etraftan gelen halk, Afganistan’daki Türk zabitan ve sefaret erkânı tarafından fevkalade bir karşılama merasimi yapıldı. Amanullah Han, yaptığı konuşmada gözyaşlarını tutamayarak Türkiye’yi Doğu’nun kurtuluş anahtarı olarak gördüğünü söylemiştir.


Foto 2: Fahrettin Paşa (sağda) ile Afganistan Kralı Amanullah Han.

Dört gün sonra Elçilik Kurulu Emir Amanullah Han tarafından kabul edilmiştir. Emir ile Fahrettin Paşa, gözyaşları ve hıçkırıklarla birbirlerini kucaklamışlar, Emir'in Türk subay grubuna Türkçe olarak “kardeşlerim” diye hitap etmesi, her türlü diplomasi dışında pek müstesna bir aile tablosu teşkil etmiştir. Kurul hakkında özellikle muhabbet gösteren sarayın elçilik memurlarına yetmediğini haber alarak her türlü kolaylığın sağlanmasını emreden Emir, elçilik emrine ayrıca bir daire ayırmış, bir de otomobil vermiştir. Türkiye Büyükelçisi Ömer Fahrettin Türkkan Paşa üç aylık bir yolculuktan sonra (yüz gün)25 Haziran 1922 günü Kabil’e ulaşmış ve orada olağanüstü gösterilerle ve törenlerle karşılanarak güven mektubunu sunup 29 Haziran 1922 tarihinde resmen göreve başlamasıyla Türkiye ile Afganistan arasında elçilikler düzeyinde diplomatik ilişkiler kurulması süreci tamamlanmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa’nın Afganistan’a atanışını 18 Mart 1922 tarihli bir mektupla Amanullah Han’a bildirirken Türk-Afgan ilişkileri hakkında da ipucu vermektedir:

“TBMM tarafından Afganistan’a mümessil olarak gönderilmiş olan Abdurrahman (Samadani) Bey’in orada iki kardeş ulus arasındaki dostluk ilişkilerini güçlendirmek yolundaki çalışmalarıyla Emir Hazretlerinin güvenini ve takdirlerini kazanmış olmasından dolayı memnunum. Ankara’daki Afgan Elçisi Sultan Ahmet Han da iyi ilişkileri daha da geliştirmek için çalışmaktadır. Türkiye-Afganistan ilişkileri güçlüdür. Afganistan ve Türkiye’nin amacı insanlık haklarını savunmaktır. Bu ortak amaca doğru yürürken ilişkilerimizi pekiştirmesi için Medine’yi savunmuş olan ünlü Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa, Kabil’e tam yetkili elçi olarak atanmıştır. Kendisinin Emir Hazretleri tarafından da destekleneceğine inanıyoruz...”

Ankara Hükümeti’nin mektubuyla yola çıkan Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa, Medine’de ağır savaş koşulları altında bile ihmal etmediği fotoğrafçılık merakını bu ülkeye de taşımış ve yolculuğunun her anını görüntülemiştir. (İBB Atatürk kitaplığı bu fotoğrafları yayınlamıştır. Yazımızın ekinde bir kısmını paylaşacağız.)

Fahrettin Paşa 1920’deki Bombay kongrelerinde Türkiye’ye karşı yıkıcı siyasetini değiştirmesi için İngiliz hükümetini susturma kararı alan ve Türk İstiklal Harbi’ne yardım olarak 50.000 İngiliz Lirası göndermiş bulunan komitenin reisi Bombaylı Tüccar Seth Çotani ve diğer azalar ile temasa geçerek bu yardımın temininde de etkili olmuştur. Ayrıca Büyükelçiliği sayesinde Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynamış, Ruslar’la mücadele eden Başkırdistan Cumhurbaşkanı Zeki Velidi Togan’a yardım etmiştir.

Kabil’de bulunduğu dört yıllık süre içerisinde Anadolu ve Afganistan’daki gelişmelerin yanı sıra Rusya’nın baskısına maruz kalan Türklerin faaliyetlerini de titizlikle takip etmiştir. Kabil’e gelenlere gerekli yardım ve kolaylığı göstermenin ötesinde pek çoğuna ev sahipliği yapmıştır.

Kendisi her ne kadar başarılı olsa da diplomatlıktan hoşlanmayan Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa, Fevzi Paşa’ya gönderdiği 3 Mart 1923 tarihli mektubunda duygularını şöyle dile getirmiştir:

“...Bu diplomatlık ve riya aleminde doğrusu bir zevk bulmadım. Hayat-ı sabıka-i askerîyemi her zaman yadırgıyorum.” (Eski askerlik hayatımı her zaman anıyorum.)

Kurtuluş Savaşı yıllarında Batılılar, Türkiye’deki azınlıklara zulüm yapıldığı yolunda iddialarda bulunmuşlar ve Türkiye hükümetine notalar vermişlerdir. Yunanların başlangıçta İzmir’i ve arkasından Batı Anadolu’da geniş bir çevreyi işgal ederken ileri sürdükleri işgal gerekçelerinden biri de buradaki Rum nüfus üzerindeki Türk baskısına son vermekti. Nitekim Yunanlar işgal ettikleri bölgelerdeki Türk nüfusa karşı insanlık suçu işlemişlerdir. Ankara Hükûmeti, Yunanların işledikleri bu suçlarla ilgili notalar vermiş, bildiriler yayınlamış ve dost devletlerin de dikkatlerini çekerek onlardan diplomatik destek istemiştir.

Afganistan Hükümeti, bu konu ile ilgili olarak İngilizlerin dikkatini çekmiş ve İngilizlerden bu facialara engel olmasını istemiştir. Afganistan’dan Türkiye’ye ulaşan resmî bilgilere göre, Afganistan Dışişleri Bakanı ile İngiliz delegesi Sir Henry Hays arasında notalar gidip gelmiştir.

Notaların konusu Yunanların Türkiye’de yaptıkları zulümlerdir. Afganistan Dışişleri Bakanı Serdarı Ala, 14 Eylül 1921 tarihli notasında şöyle demektedir: “Yunanların Türkiye’de yaptıkları zulümler ve faciaların haberleri Afganistan’a kadar gelerek bütün devlet ve milleti mateme boğmuştur. Bu münasebetle İngiltere Hükümeti’nden Yunanların bu haksız ve gayrimeşru saldırılarına İngiltere’nin katılıp katılmadığını hükümetim adına sorarım. Eğer Britanya hükümeti arzu ettiğimiz gibi bu faciaya katılmıyorsa Yunanistan’la sınırdaş olmayan Afganistan Hükümeti, Müslümanları giriftar ve İslam duygularını inciten bu zulümlere ve facialara son vermesini, evvelce de bu hususta vaki olan girişimlere karşı verilen vaat gereğince adım atmasını Britanya hükümetinden yeniden talep ile iftihar ederim.”

İngiliz delegesi verdiği yanıtta, notayı hükümetine arz ettiğini bildirmiş, hükümetinden aldığı yanıtı aktarmıştır. Buna göre Britanya hükümeti, Türk-Yunan savaşına doğrudan veya dolaylı hiçbir biçimde katılmamış ve Yunanistan’a yardım etmemiştir. Savaşa son verilmesi için hayırlı girişimlerde bulunmaktadır.

Anadolu Ajansı, Afganistan’ın verdiği nota ile ilgili olarak şu yorumu yapmıştır:

“Anadolu Ajansı, bu belgeleri aynen yayımlarken şurasını düzeltmeye lazım görür ki Afganistan’ın notası, İslam milletleri arasındaki dayanışma ve dostluğun belirgin bir örneği olmak bakımından bütün Türk milletini ve İslam dünyasını minnettar ettiği gibi İngiltere’nin Yunan zulümleri ve facialarının ve Anadolu savaşının devam etmesine tek sevk edici bulunduğuna ve Yunanlara her türlü yardımı yaptığına şüphe kalmamış olan İngilizlerin (...) açıktır.”

Hâkimiyet-i Milliye ve Açıksöz gazetelerinde yayımlanan bu haberler Türk kamuoyunda Afganistan’a duyulan sevgiyi bir kat daha artırmıştır.

Dumlupınar Zaferi’nin daha ilk haberleri üzerine, Afganistan’da Türk zaferi sanki millî bir bayram gibi sevinçle kutlanmıştır. Afgan Kralı Amanullah Han, Türk Zaferi dolayısıyla Saray’da büyük bir şölen vermiştir. Kralın kendisi, Türk Büyükelçisi Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa ve Kabil’deki kordiplomatik duayeni (Kor diplomat: kıdemlilik bakımından başta gelen diplomat.), Mustafa Kemal Paşa’yı ve Türk halkını kutlayan demeçler vermişlerdir.

Afganistan’da Türk zaferi sanki millî bir bayram gibi büyük bir sevinçle kutlanmıştır. Afganistanlılar dalga dalga Türkiye elçiliğine tebrike gelmişlerdir. Aynı şekilde Kabil’deki Hintli, Buharalı ve Türkistanlılar da Türkiye elçiliğini kutlamışlardır. 15 Eylül 1922 Cuma günü Türk zaferi için bütün Afganistan’da dua edilmiş, konuşmalar yapılmıştır.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla tamamlanmasının ardından Türkiye’nin Kabil elçiliği hem 30 Ağustos zaferi için hem de 9 Eylül’de İzmir’in Yunanlardan kurtarılması dolayısıyla tebrikleri kabul etmiştir. Zaferi kutlamak için 15 Eylül 1922 günü Türkiye elçiliğinde bir ziyafet verilmiştir. Afganistan Dışişleri Bakanı ile Kabil’deki kordiplomatik mensuplarının katıldıkları bu ziyafette büyük Türk zaferini kutlayan konuşmalar yapılmıştır. İngiliz ve Fransız temsilciler bu davete katılmamıştır.


Foto 3: Türk Ordusu’nun zaferini kutlamak üzere verilen davette ve İran ve İtalyan elçileri ile Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa.

Fahrettin Paşa, Afganistan’a işte böyle bir kırgınlık havası içerisinde gitmiş, Mustafa Kemal Paşa’ya 21 Ekim’de gönderdiği tebrik mektubunu da bu hislerle yazmıştır ve üslûbunda tahminlerinin yanlış çıkmasının verdiği bir üzüntü hâkim gibidir.

Aşağıda, Medine Müdafii Fahrettin Paşa’nın Kâbil Büyükelçisi olduğu sırada büyük zaferin ardından, 21 Ekim 1922’de Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı ve bugün Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde 01016945-78 numarada muhafaza edilen mektubunun tam metni yer alıyor. “Keşke ben de ordunuzda bir nefer olarak bulunabilse idim.” diye yazmıştır.


Belge 2: Fahrettin Paşa’nın Mustafa Kemal’e mektubu. (Kaynak: Murat Bardakçı)

İşte, Fahrettin Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektubunun tam metni:

“Pek muhterem paşa hazretleri,

Yalnız vatan-ı mübareki ve âtî-i millîmizi (millî geleceğimizi) değil, onlarla beraber âlem-i İslâm’ın da ümid ve istikbalini kurtaran muzafferiyet-i uzmânızı (büyük zaferinizi) ellerinizi ve gözlerinizi öperek kutlularım.

Güzel İzmir’imizi kurtardınız, Osmancığın mukaddes harîmini temizlediniz, Türk izzet-i nefsine vurulmak istenen yüzkarasını Akdeniz’le pakladınız!

Hiçbir tâbirin edâ edemeyeceği kadar büyük olan zaferinizle Cenâb-ı Hakk’ı kulluğumuzdan razı ve Cenâb-ı Mustafa’nın rûhunu hoşnut kıldınız!

Hepimize kan kusturan mütarekenin o firavun devrini, himemât-ı celîlenizle (kıymetli himmetlerinizle) bugün bir ruya gibi hatırlıyoruz. O elîm kâbusu, elhak, Hazret-i Yusuf’tan daha muvaffakiyetle tebsîr (izah) eylediniz! Azîz olunuz!

Hilâlin husûfetini (ay tutulmasını) rasad edenler, şimdi göz kamaştıran bir tulûa (güneşin doğuşuna) şahid oluyorlar. Bir milletin ve bir ümmetin şükran ve mahmideti (övmesi) ile yüzyüze bulunduğunuz şu sırada size hodgâmâne (bencilce) kendimden bahsedeceğim için beni bağışlayınız!

Paşa hazretleri, benim kocamış ömrümü tazelediniz! Sağ olunuz!

Hayatımda hiçbir zaman kendimi bu kadar bahtiyar hissetmemişimdir ve etmeyeceğimdir.

Kalbim, saadetin bu derecesine tahammül edemeyecek kadar nâçizdir.

İlk beşâret haberi (müjde) geldiği zaman yüreğimin nasıl çarptığını ve altın ordunuza iltihak etmek (katılmak) ister gibi göğsümü nasıl zorladığını Allah bilir.

Paşa hazretleri, size yalnız şükran ve imtinanlarımı (iyilikleri anlatmayı) değil, müsaadenizle biraz da hicranlarımı söylemek isterim: Bahtiyar ketibeniz (birlikleriniz) arasında küçük bir hizmet rolü, bir saka neferliği olsun ifa edemeyeceğime pek müteessirim. Ben de herkes gibi siyaseten bir sulh yapılacağını, taarruz için henüz vakit ve saat gelmediğini zannediyordum. Bunun içindir ki kırkından, hattâ ellisinden sonra saz çaldım siyasî vazife aldım.

Paşa hazretleri. Böyle olacağını bilse idim veya biraz hissetse idim, herhalde yanınızdan bu kadar uzaklaşmazdım. Bu gaflet, benim için telâfisi gayrı kabil bir ziyâ (kayıp) ve mahrumiyet oldu. Yüreğimden günlerce kanlar boşandı. Yaralılarınız arasında beni de bir ağır mecruh (yaralı) olarak sayabilirsiniz!

Maamafih bu kadar uzaktan bile askerliğinizin ayak sesini alıyor ve altın ordunuza mensubiyetle iftihar ediyorum. Onun eski formasını üzerimde şahane bir hil’at (kaftan) gibi taşıyorum.

Minnet ve mahmidetlerimizin yetişemeyeceği kadar yüce himmet ve mazhariyetlerinizden dolayı mübarek ellerinizi ve gözlerinizi öperek sizi tekrar tekrar tebrik ve tebcîl eylerim.

Filvaki, tehniyelerim (tebriklerim) gecikmiş olabilir. Fakat ne beis var. Biz daha bayramın içindeyiz ve bu ıyd-i ekber (büyük bayram) öteki bayramlar gibi fâni ve kısa ömürlü değildir. Bizden sonra daha pek çok nesiller onun şeker ve şerbetini ter ü taze bulacaklardır Paşa hazretleri. 21 Teşrinevvel 338 (21 Ekim 1922).

Hürmetkârınız

Kâbil Sefiri

Fahrettin”

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması üzerine Ankara’daki Afganistan elçisi Sultan Ahmet Han, o günlerde İzmir’de bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekmiş ve hem Kral Amanullah Han adına hem de Afgan milleti adına tebriklerini sunmuştur. Afganistan Kralı Amanullah Han, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı kutlayan ilk ve tek yabancı devlet başkanı olmuştur.

Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa’nın Kabil’deki görevi 12 Mayıs 1926 tarihinde sona ermiştir. Kabil Büyükelçiliğinden sonra Askerî Temyiz Mahkemesi 2’nci Başkanlığı yapmıştır. Korgeneral iken 10 Şubat 1936’da emekliye ayrılmıştır. 22 Kasım 1948 tarihinde bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek vefat etti. Vasiyeti üzerine Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Kahraman komutanımızı rahmet ve minnetle anıyoruz.


Foto 4: Ömer Fahrettin Türkan Paşa’nın kabri.

Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa’nın Çektiği Fotoğraflar:
(İBB Atatürk Kitaplığı Dijital Arşivi’nden)

Galeriye Bu Linkten Ulaşabilirsiniz

 

Dr. Burhanettin ŞENLİ

Kaynaklar:

  • Burhanettin Şenli, Afganistan 1945-1989, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Elâzığ, 2017
  • Genkur ATASE Başkanlığı, Geçmişten Günümüze Türk Afgan İlişkileri, Ankara, 2009
  • Süleyman Özmen, Mahmut Tarzi'nin Hayatı, İnkılapçılığı ve Faaliyetleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü İstanbul, 2008
  • Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşımızda Türk-Afgan İlişkileri, İstanbul, 2002
  • Murat Bardakçı, Fahreddin Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektup
    https://www.haberturk.com/fahreddin-pasanin-mustafa-kemal-pasaya-gonderdigi-mektup-yayinlandi-1777017
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Dijital Arşiv


 

 

 

Makale Yorumları

  • Turgay Altınışık23-10-2020 05:45

    Fahrettinn Paşa ile ilgili Facebook'fa paylaştığım yazının yorumlarında verilen bir linkten buraya ulaştım.. Yazının bu kadar geniş kapsamlı olması beni çok şaşırttı, çok memnun kaldım, çok şey öğrendim. Teşekkür ediyorum.

  • Ali Çetin22-10-2020 20:56

    Burhanettin bey, tarihe ve unutulan gerçeklere objektif bakış açısıyla ve belgelerle ışık tutuyorsunuz. Fahrettin paşa gibi yiğit bir komutanı incitmeden ama Sakarya savaşı sonrasında bile durumu algılayamayan eski nesil addedebileceğim bir subayı kırmadan harbe müdahalesine de -ki görev verilse muhtemelen hatalı bakış açısıyla sıkıntı yaratabilir ve Medine kahramanı ismine gölge düşebilirdi- izin vermeden başarılı olabileceği ve gölgesi bugünlere uzanan Türk Afgan dostluğunu sağlamlaştırmasını ilgiyle okudum. Harb içerisinde bile birkaç adım sonrasını değil yıllar sonrasını hesaplayabilen Atatürk benzeri insanlara ne çok ihtiyacımız olduğunu bugünlerde acı bir şekilde test ediyoruz. Devamı niteliğindeki yazılarınızı merakla bekliyorum. Saygı ve selamlarımla, değerli hocam!

  • İbrahim Dumanay21-10-2020 15:09

    Öncelikle tebrik ve takdirlerimi kabul et lüften. Her zamanki gibi önemli bir çalışma olmuş. Kalemine ve emeğine sağlık...1. Fahrettin Paşa hakkında bilgilerim yüzeyseldi, bu kadar ayrıntılı bilmiyordum. 2. Arabistan’daki müdafaa sırasında çok sıkıntı çektikleri malum, hatta açlıktan çekirge yedikleri de biliniyor...3. Ancak, başlangıçta “İngilizlere ve Araplara teslim olmaktansa şehri ve kendimi feda ederim.” deyip sonunda teslim olmasını gözden kaçırmamalıyız bence...4. Esirken üniformasını üzerinden çıkarmaması askerliği çok sevdiğinin işareti. 5. “Harp için kahramanlara ihtiyacın artık azaldığı bir dönemdir. Kadro sıkıntısı var, bu durumda ne yapılabilir?........” ‘Cephede subaya ihtiyaç yoktu ama diplomaside ve diğer alanlarda ihtiyaç vardı’ diye mi anlamalıyız?6. Afganistan’da can-ı yürekten karşılanması, Atatürk’ün görevlendirmelerde de çok isabetli olmasının bir kez daha ispatı. Bunun yanı sıra Fahrettin Paşa’nın Atatürk’ün ve tabii ki Türkiye’nin temsilcisi olması, Afganistan’ın o dönemki yöneticilerinin ve tabii ki halkının bakış açısını göstermesi açısından daha önemli...Selam ve sevgilerimle...

  • Muammer sakaryali20-10-2020 21:11

    Ah araplar ah. Ah arapseverler ah.

  • Esat Usay DEMİRAL20-10-2020 11:10

    Tarihe ışık tutan, titizlikle hazırlanmış,çok kaliteli bilimsel,akademik bir ürün olmuş, kutluyorum değerli hocam bilginize ve emeğinize sağlık...

  • Sezai BAKi11-10-2020 01:22

    Sn. Dr. Burhanettin ŞENLİ öncelikle yakın tarihimizi günümüze taşıdığın için size canı gönülden teşekkür ediyorum. Çöl kaplanı Fahrettin Paşa gıda rahmet ve şükran ile anıyorum. Ailemi Medinedeki o buhranlı günlerde iki yıl koruyup sağ salim tekrar Elazığa gönderdiği için minnettarım. Fahrettin Paşa Osmanlı subayı, Mustafa Kemal Paşa kadar dünya görüşü derya değildir. Ama muazzam bir kurmay subayı olduhunu bilen Atatürk onu kırmadan çok ince bir politika izleyerek Afganistan'a göndermiştir, çünkü orası müslüman ve Türk dostu bir ülke olduğunu o coğrafyanın da özgürlük yolunda uyanması gerektiğini bilen Atatürk Fahrettin Paşayı Kabil büyükelçisi olarak göndermesi,Atatürk'ün isabetli bir karar verdiğini bugün tarih tekrar tekarür ettirerek doğru karar verdiğini göstermiştir. Elinize sağlık diyorum.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar