Beypazarı
Prof. Dr. Ulvi Keser

Prof. Dr. Ulvi Keser

Mail: ulvi.keser@gmail.com

Anadolu'da Milli Mücadele ve Kıbrıs Türkleri

Anadolu'da Milli Mücadele ve Kıbrıs Türkleri

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının hemen ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya’nın yanında savaşa girmesi üzerine İngiltere, Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıklar. Bu andan itibaren de Kıbrıslı Türkler kendilerini mücadelenin içinde bulurlar. Aslında Milli Mücadelede bütün desteğini Anadolu insanına veren Kıbrıs Türkünün mücadelesi 18. yüzyıldan beri devam eden adayı Yunanlaştırma mücadelesine karşıdır;[1]

“Kıbrıs Türkleri bayrağından mahrum edildiği 1878’den bu yana bütün kalbi ile, her şeyi ile Türklüğüne bağlı kalmıştır. Kıbrıs’ı vatan bilmiş ve vatan yapmak için yılmadan en yalnız bırakıldığı, en desteksiz günlerinde bile mücadele etmiştir... Bu Türk’ün yabancı bayrak altına girmemek azminin bir neticesidir.“

Kıbrıs Türklerinin en büyük arzusu “Kıbrıs Türk’üyüz derken Kıbrıs’ı vatan bilmişiz; ama Türkiye’nin bir parçası olduğumuzu unutmadık, unutmayız. Çünkü en aziz parçalarımız oraya yayılmıştır...“[2] fikrinden hareketle barış içinde yaşamaktır. Yunan ordusundaki Rumlar anadolu’da Türk insanına karşı mücadele ederken Kıbrıs Türkleri Anadolu’ya destek olmuştur. Bu dönemde Anadolu’da Mehmetçiğe karşı savaşmaya zorlanan pek çok Kıbrıs Türk’ü bunu reddederek Türk askerinin saflarına katılır.[3] Bir yandan yokluk ve kuraklıkla mücadele ederken bir yandan da iç ve dış düşmanlara karşı mücadele etmek zorunda kalan bu insanların en büyük moral kaynağı Anadolu’ya olan güvenleridir.          

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİ

Savaş sonrasında Kıbrıs Türk toplumu için yeni bir kimlik arayışı başlar. O güne kadar İngiliz yönetimince hiç bir hak veya imtiyaz verilmeyen ada Türkleri adanın ilhakı ve Osmanlının savaştan yenilgiyle çıkması üzerine bütün dikkatini Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na yöneltir. Bu dönem aynı zamanda Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan kurtuluş mücadelesinin Kıbrıs’ta daha çok yer ve önem bulduğu bir dönemdir. Kıbrıs adası her ne kadar Birinci Dünya Savaşı döneminde savaşın dışındaymış gibi görünse de esasında perde arkasında ve tam da savaşın orta yerindedir. Kıbrıs adasını savaşın ortasına çeken hususlardan birisi savaş esirleridir. Ekim 1916’dan itibaren, özellikle Çanakkale cephesinde esir alınan Türk askerleri, G. Mağusa’nın Karakol esir kampına getirilirler. Esirlerin sayısı ilk etapta 215 olmasına rağmen, bu kampa 1923 yılına kadar 10.000’den fazla esir getirilir.[4] Esir kampının emniyeti ve güvenliği önce Kraliyet Manchester ve Liverpool Alayı tarafından ortaklaşa sağlanırken savaşın uzaması ve çeşitli cephelerden getirilen Türk askerlerinin sayısının artmasıyla güvenlik için Ermeni kampındaki Ermenilerden de istifade yoluna gidilir. Türk esirler arasında birkaç başçavuş haricinde İngilizler için “özellik arz eden esir”[5] yoktur. Osmanlı saflarında çarpışırken esir düşen Suriyeliler ve Iraklı Araplar ile Ermeniler de bu kampa getirilmelerine rağmen, kamptaki zor şartlardan kurtulmak isteyen veya yapılan propaganda sonucu kandırılanlar İngiliz kampından ayrılarak Ermeni kamplarına getirilirler.[6] İngiltere’nin adada Çanakkale savaş esirleri için bir kamp açmasının hemen ardından Fransa’ya sağladığı inanılmaz lojistik destek ve onay sonrasında özellikle 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından Çukurova bölgesini işgal edecek Fransız güçleri içinde yer alan Ermenilerin eğitilip yetiştirildikleri Ermeni Doğu Lejyonu da aynı bölgede faaliyete geçer. Fransa, büyük bir petrol savaşına hazırlanırken bunu gerçekleştirebilmek için İngilizler gibi Ermenileri kullanmaktan çekinmez.[7] “Ermenilerden yararlanma programı uzun vadeli ve sabır isteyen bir iştir... Bilinmesi gereken şey sonradan toplanacak meyvenin bugünkü zahmete değer olduğudur.”[8] fikrinden hareketle Fransızlar Kıbrıs’ta Ermeniler için gizli terör kampları kurarlar.[9]

İngilizlerin müsaadesiyle Mağusa’nın 24 kilometre kuzeyinde deniz kıyısında, meskenin olmadığı, su kuyuları bulunan yer seçilir.[10] Ermeni kampının Karakol bölgesindeki İngiliz esir kampına yakınlığı[11] ve iki kamp arasındaki bölgenin savaşın başlamasıyla beraber askeri eğitim alanı olarak kullanılması Fransız ve İngilizlerin bu konuda da işbirliği içerisinde olduklarını gösterir. Doğu Lejyonu Talimatnamesiyle[12] kampın faaliyete geçtiği ilk dönemde 200’er kişilik 6 Lejyon Bölüğü[13] ve 160 Arap’tan oluşan mevcut daha sonra 5000’e ulaşır.[14] Ancak Fransız kamplarındaki Ermenilerin zorbalıkları yanında istihbarat, casusluk ve jurnalcilik çalışmaları adayı yaşanmaz hale getirir.[15] Ayrıca Rumların Ermenilere yardım ederken Türk esir kampını taş yağmuruna tutmaları da bardağı taşırır.[16] Olaylar üzerine İngiliz Yüksek Komiseri tek yetkilinin Valilik makamı olduğunu belirtir ve buraya sınırlamalar getirir.[17]

Aynı dönemde Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı düşüncesine karşı ilk tepki gösterenler Baf milletvekili Dr. Esat Bey, Dr. Behiç Bey ve Hasan Karabardak gibi liderler olmuş ve bu üç liderin gayretleriyle bir isyan teşebbüsünde bulunulmuştur. Bu arada Dr. Esat Bey, Dr. Behiç Bey ve Hasan Karabardak’ın adanın Türkiye’ye verilmesini savunan bir parti kurma çalışmaları da devam etmektedir. Kıbrıs Valisi Malcolm Stevenson’un 6 Mayıs 1919 tarihinde Sömürgeler Bakanı’na gönderdiği gizli yazıda bu üç Kıbrıslı Türkün Kıbrıs’ta Noel kutlamaları esnasında kasıtlı olarak karışıklık çıkartma düşüncelerinin olduğu, bunun sonucunda esir kamplarında bulunan Türk esirlerin İngiliz askerlerini etkisiz hale getirerek bu ayaklanmayı bütün ada sathına yaymaya çalışacakları ifade edilmiştir. Ada sathına yayılması planlanan Türk ayaklanması Türk esirlerin gece elbiseleriyle yataklarında bekleyerek isyan için hazır olmaları gerektiğini belirten küçük mesajın bir kibrit kutusu içerisinde kampa sokulduğunun anlaşılmasıyla suya düşmüş, bu üç lider 26 Nisan 1919 günü tutuklanarak Girne Kalesi’nde hapsedilmişlerdir. Türkleri düşman olarak gören İngiliz idaresi lider konumundakileri etkisiz hale getirebilmek için böylece baskılarını artırır;[18]

“Liderlik Girne ve Larnaka Kalesi’ndeydi. Halk arasında jurnalciler kol geziyordu. Türk esirler Kıbrıs’ta kalebenddiler ve halk gizlice bunlara yardım yapmaktaydı. Yardım heyetleri, dini kisve altında, camilerde toplanırdı. İngiliz ajanları toplananları derhal jurnal eder, toplantıya katılanlar takibe uğrar, fişlenirdi...”

İngiliz idaresince daha sonra 9 ay tutuklanıp İstanbul’a sürülen Dr. Esat da Mersin’e geçip eşi Faika Hanım’la Anadolu’da Milli Mücadele’ye katılır. Savaş sonrası dönemde de bu kamptaki Türk esirlere yardım ettikleri gerekçesiyle pek çok Türk tutuklanır ve bu kişiler serbest bırakılsalar da hep baskı ve gözetim altında yaşamak zorunda kalırlar.[19] İngiliz esir kampında çalışanların Türk savaş esirlerine karşı takındıkları tutum son derece kötüdür ve özellikle Ermeni ve Rum doktorun Türk esirleri zehirleyerek öldürmeye çalışması özellikle Kıbrıslı Türkleri derinden yaralamaktadır.[20] Esir kampındaki Türk savaş esirlerine her türlü destek yine Kıbrıslı Türklerden gelir. Özellikle esaret hayatına alışamayan ve kaçan Türk esirler Kıbrıslı Türklerin desteğiyle Anadolu’ya geçmeye çalışırlar.

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ VE KIBRIS TÜRKLERİ

Milli Mücadeleye bizzat katılarak eşsiz kahramanlıklar gösteren Kıbrıslıların yanında Mağusa’daki İngiliz esir kampında bulunan Çanakkale’de esir alınmış Türk askerlerine yardım ettikleri için İngilizler tarafından hapse atılan Türkler de vardır. Bu kişiler arasında ilk akla gelen Giritli Ahmet Çavuş Osmancık/ Antalyalı Ahmet Çavuş, Anadolu’da Kuvayı Milliye için sürekli olarak katır ve merkep taşıyarak desteğini soydaşlarından esirgemez.[21] Bu dönemde tutuklananlar arasında Ahmet Çavuş’un kardeşi Osman ve oğlu Ali, Karpazlı Ali Hüseyin Babaliki, Mağusalı milletvekili Mehmed Naim Adil Efendi, Giritli Hasan Hüseyin Kaptan, kardeşi Ali, kayınbiraderi Kaptan Ahmet Çavuş, Leymosunlu Ahmet Çavuş, kardeşi Osman ve oğlu Ali, İskeleli tüccar Kenan kardeşlerden Raşid, Kamil, Said ve Hasan Efendi, Kamil Paşa’nın damadı Doktor Esat, Kormacitli Kolya çiftliği sahibi Ahmed Sadrazam, Bilelleli Küçük Hacı Hüseyin Efendi, Mahmud Naim’in akrabası Mağusalı Hoca Mustafa Nuri Efendi, Baf’tan Kavanin Meclisi üyesi Dr. Eyyüp Bey, aslen Giritli olan Ahmet Çavuş, Ahmet Çavuş’un kardeşi Osman ve oğlu Ali’dir.[22]

Ayrıca varlıklı Türkler iflas ettirilir, servetleri de Rumların eline geçer.[23] KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın hâkim olan babası Mehmet Raif Bey de Kıbrıs’taki esir Türk askerleri için camilerde yapılan yardım faaliyetlere katıldığından başı sık sık belaya girmiş, bu arada jurnalcilerin bu çalışmaları İngiliz İstihbarat subaylarına rapor etmeleri sonucunda pek çok Kıbrıslı Türk fişlenmiş, başı belaya girmiş ve baskı görmüştür. Bir yandan Enosis faaliyetlerine karşı koyarken bir yandan da İngiliz esir kampındaki Türk askerlerine yardım eden Kıbrıs Türkleri Anadolu’ya maddi manevi yardımlarını da esirgememişler, düzenledikleri kermes, müzayede, müsamere ve temsillerle topladıkları parayı Anadolu’ya sevk etmişler, ayrıca gizlice Anadolu’ya gelerek bilfiil cephede de savaşmışlardır. Cumhuriyetin ilanını müteakip bütün Atatürk ilke ve inkılâplarını gönülden benimseyip ve bunları hiçbir kanuni mecburiyet olmaksızın kabul edip uygulamaya koyması, ayrıca Türk okullarında Milli Mücadele ve Mustafa Kemal’i özellikle gençlere anlatıp sevdirmeleri[24]  milli şuur ve anavatana olan sonsuz bağlılık ve inançlarının bir tezahürüdür. Anadolu’da mücadelenin devam ettiği günlerde Kıbrıslı Türkler de 1919’da başlayıp 3 yıl devam eden kuraklıkla iyice fakirleşip yokluk çekmelerine rağmen Anadolu’ya her türlü desteği verirler;[25]

“ Zaman Türkler için çok çetin bir zamandı. 19 mayıs 1919’da Atatürk’ün samsun’a çıktığı günlerde başlayan kuraklık üç yıl süreyle devam etmiş ve Türk halkı giderek fakirleşmiş, açlık başlamıştır. Türk köylüleri ne yapacağının hesabı içinde derin derin düşünüyor ve kurtuluş çaresi arıyordu.”

Kıbrıs’taki bütün Türk kuruluşları bir araya gelerek Muhacirin-i İslamiyeye Yardım Cemiyeti’ni kurarlar ve Anadolu’ya yardım kampanyalarına başlarlar. Ayrıca Türk İstiklal Kumpanyası ve Hürriyet ve Terakki kulübü yardım faaliyetlerine derhal başlar.[26] Özellikle 1920-1922 yılları arasında Kıbrıslı Türklerin hürriyet aşkını canlı tutmak ve Anadolu’ya yardım için gönüllü gençlerden ve kadınlardan oluşan gruplarca piyesler, müsamereler, oyunlar verilir. Bu piyes, oyun ve müsamerelerin perde aralarında da ayrıca çeşitli müzayedeler yapılmak suretiyle nakdi yardım toplanır.[27] 12 Ocak 1920 tarihli Doğruyol gazetesinde M. Remzi Okan “Felaketzede Kardeşlerimize Muavenet”  yazısıyla Anadolu’ya yardım edilmesi gerektiğini belirtir;[28] 

“...Anadolu Türkün son yurdu, son melceidir. Oradaki kardeşlerimizin böyle sefaletler, mahrumiyetler içinde helak olmasına seyirci kalırsak dünyada en alçak insanlar bizler oluruz. Bu felaketler hepimize büyük bir ders-i intibah olsun. Onlar bizim ırkdaşlarımız olmasa bile vazife-i insaniye, muavenetlerine kitabımızı emreder. Şu halde vazifemiz iki katlıdır. İzmir civarında yedi ay zarfında 60. 000 Türk şehit edilmiş, 40. 000 kişi terk-i diyar etmeye mecbur kalmış ve 200 milyon liralık servetleri gasp olmuştur. İşte bugün yersiz ve yurtsuz kalmış bu binlerce kardeşimiz bizden muavenet bekliyor...”

Kıbrıs Türklerinin Anadolu Türklerinin bir parçası olduğunu her daim ortaya koyan ve bunu gerek yazılarında gerekse eylemlerinde ortaya koyan Mehmet Remzi Okan ve Söz gazetesi esasında bu davranışlarıyla hem İngiliz idaresinin hem de Rumların tepkisini çekmektedir. Bununla beraber gazete çizgisinden taviz vermeyecek ve M. Remzi Okan da Milli Mücadele sürecine verdiği katkı ve desteğin ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Kemalist devrimlere de aynı desteği gönülden verecektir. Kıbrıslı Türklerin Cumhuriyetin ilanından sonra bütün Atatürk ilke ve inkılâplarını gönülden benimseyip bunları hiçbir zorlama ve kanuni mecburiyet olmaksızın kabul edip, uygulamaya koymaları, ayrıca Türk okullarında Milli Mücadele ve Mustafa Kemal’i özellikle gençlere anlatıp sevdirmeleri milli şuur ve Anavatana olan sonsuz bağlılık ve inançlarının bir tezahürüdür.

Kemalizm ruhunun hâkim olduğu, milli şeref, milli haysiyet ve milli varlıklarını idame ettirebilmek için türlü mahrumiyet ve güçlük içinde çırpınan Kıbrıs Türkleri, Anadolu ile irtibatını hiçbir zaman kesmez. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber adada sıkıyönetim uygulamalarına geçen İngilizlerin Türk toplumu üstündeki baskılarının artmasıyla 1915 yılından itibaren Kıbrıs’ta Türkçe gazete yayımlanamaz, Anadolu’da yayımlananların Kıbrıs’a getirilmesine de müsaade edilmez ve Türk bayrağı yasaklanır; ancak bu durum o insanların anavatan aşkını köreltmeyecektir;[29]

“...Topsuz,  tüfeksiz, kılıçsız bir ordu; öğretmen ordusu. 15 gün bizi misafir eden, gezdiren, ağırlayan öğretmenlere soruyordum: Kıbrıs’ta bu milli kalkınma nasıl doğdu? Öğretmen Hatice Tahsin’e, Fıtnak Zeynel’e, Zihni İmamoğlu’na, Dr. Fazıl Küçük’e, Dr. İhsan’a, Dana Efendi’ye... Öğrendim ki Kıbrıslılar bunu öğretmenlerine borçlu. Kıbrıslı Hasan Tarkçı Efendi, Hafız Lisanî Efendi, Rüştiye Müdürü Ahmet Selahattin Efendi, Lise Müdürü Mücteba Bey… 1914 yılı Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikler sırasında Osmanlının harbe girmesi üzerine Kıbrıs’ın resmen İngiltere’ye ilhakını gören bu zat, ilhakın yıldönümünde talebesini masanın başına toplayarak üzerine serdiği siyaha boyanmış Kıbrıs haritasını göstermiş, anavatandan ayrılmanın bütün acılarını anlatarak şimdi siyah olan bu haritanın gelecek günlerden birinde Anavatana kavuşacağını söyleyerek hüngür hüngür ağlamıştır.

Bütün bunları dinleyince inandım ki bir yurdu yapan da, yıkan da öğretmendir. Yine öğrendim ki Kıbrıslılar Kurtuluş Savaşımızı hep adım adım, çok yakından takip etmişler, Afyon, Dumlupınar, Sakarya, İnönü ve Başkomutanlık zaferlerinin tarihçesini ne güzel anlatıyorlar. Bu zafer gecelerinde sabahlara kadar oturarak evleri için bayrak dikmişler, şenlik yapmışlar... İnkılâplarımızı nasıl benimsediklerine ise hepimiz şahit olmuştuk.”   

Anadolu’dan sevinçli haberlerin gelmeye başlaması Kıbrıslı Türkleri sevince boğar ve bu günlerin bir bayram coşkusu içerisinde kutlanmasına sebep olur. Dükkânlar ve evler Türk bayraklarıyla süslenir. Her gün bu gazetelerden gelen telgraf haberleri haftalık yayımlanan ve “Kıbrıs’taki Türk halkının hukukunu müdafaa ve anavatana bağlılıklarını temsil eden”[30] Söz gazetesi matbaasının kapısında Lefkoşalılara sunulur;[31]

“Anadolu harekâtı hakkında gelen telgraf haberleri Lefkoşa’nın havasına bir özellik katmıştı. Söz gazetesi haftalıktı. Lefkoşa dışındaki okurlar haberleri ister istemez haftadan haftaya okuyorlardı. Ama Lefkoşalılar öyle değildi. Telgraf geldiğini duyar duymaz Söz matbaasına koşuyorlar, anavatandan ne haber var öğrenmek istiyorlardı. Basılan telgraf metinleri kapıda bekleşen kalabalık tarafından hemen kapışılıyor, dükkânlarından ve evlerinden ayrılamayanlar da kulakları tetikte gazete satıcısının ‘Telgraf’ diye bağıran sesini bekliyorlardı. Satıcının ‘Telgraf’ diye etrafı inleten genç sesi, Anadolu’dan haber demekti. Bunu duyan Türkler hemen kapılara koşuyor, hanımlar pencerelerden sesleniyor ve telgraflar Türk mahallelerinin bütün sokaklarında kapışılıyordu.”

22 Mart 1920 tarihli Doğruyol gazetesinde de M. Remzi Okan halkın Anadolu’ya yardım amaçlı gösterileri izlemesini ister;[32]

“...Muhterem Türk, sevgili İzmir’imizin felaketzedelerine yardım olmak üzere verilecek tiyatro için sen de kardeşlik borcunu öde. Tiyatro biletlerinden almayı unutma. Ailenin o günkü yiyeceğini yerlerinden, yurtlarından uzaklarda, yağmur ve çamur içinde İzmir için ağlayan bedbaht kardeşlerine haslet. Sen ve çocukların o gün aç kalın. Yiyecek paranızı mazlum kardeşlerine gönder.” 

22 Temmuz 1922 tarihli Söz gazetesinde de M. Remzi Okan, Londra’daki Hilal-i Ahmer Cemiyeti Başkanı Emir Ali’nin isteğiyle bayramların ilk gününün Hilal-i Ahmer günü ilan edildiğini belirtip Türk toplumunun camii girişlerine konan bağış kutuları aracılığıyla Anadolu’ya yardım etmesini ister.[33] Bu dönemde birçok Kıbrıs Türk’ü bizzat Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na katılmış, Kuvay-ı Milliye’de gösterdikleri üstün başarı ve yararlılıklarla rütbe ve madalya almışlardır. Anadolu’ya geçerek Kuvay-ı Milliye’ye katılanlar arasında Dr. Bnb. Osman Necmi Bey, Mülazım Tahir Bey ve M. Kemal Atatürk’ün daha sonra Güvendiren soyadını verdiği Fatin Bey[34], Kıbrıs’ın ilk Türk avukatlarından Naim Efendi’nin oğlu Raşit Bey ve Ali Vefa Bey,[35] Kimya öğretmeni Remzi Bey, eski Bahriye subayı Ali Nazmi Bey vardır.[36] Ayrıca Girneli Feriha Tuna Hanım’ın babası da Anadolu’ya hayati lojistik destek sağlayarak bu mücadelede yerini alır ve İngilizlerin yasakladığı kinin hapları fes içerisine gizlenmek suretiyle Anadolu’ya ulaştırılır.[37] 

Anadolu’ya gemilerle gizlice silah, gıda ve tahıl taşıdığı gerekçesiyle tutuklananlar arasında Kenan ailesi mensupları da vardır.[38] Sanatkâr ve diş tabibi, Polili Ali Rıza Efendi de Milli Mücadele’ye katılmış, altından yaptığı Atatürk heykelini de bizzat kendisi Çorum’da Atatürk’e vermiştir.[39] İzmir milletvekili olarak görev yapan Hüseyin Sırrı Bey de Kurtuluş Savaşı’na bizzat katılmış şahsiyetlerdendir;[40]

“…Bazı Kıbrıslı Türkler de Mustafa Kemal’in şahlanış ordusunda yer almışlar, düşmanla savaşmışlardır… 1940’lara kadar ilkin Kayseri’nin Talas nahiye müdürlüğünde ve daha sonra Mersin’de bir başka nahiye müdürlüğünde bulunmuş olan merhum amcam Hüsnü Tonguç, Mustafa Kemal’in ordusuna katılmış ve çarpışmalarda birkaç yara almış Kıbrıslı Türklerden biridir ve 1938’de bu yara izlerini bize Mersin’de göstererek savaş anılarını anlatmıştı. Aslen Çamlıköylü olan amcam 15-16 yaşlarında Mersin’e gitmiş, daha sonra gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır.”

Bu dönemde özellikle Söz gazetesinin Kıbrıs Türklerinin Anadolu’ya yardım faaliyetlerine aktif olarak katılması 21 Ağustos 1922 tarihinde Atatürk’ün TBMM Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi Genel Müdürü Ahmet Ağaoğlu imzasıyla bu gazeteye bir teşekkür yazısı göndermesine sebep olur.[41] Bu dönemde, ayrıca Anadolu’da işgal kuvvetlerine karşı sürdürülmekte olan Milli Mücadele’ye destek olmak için Kıbrıs’ta “Anadolu’ya Yardım Kartpostalları” bastırılıp satılmıştır. Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’nin başarıyla devam etmesi ve sevinçli haberlerin art arda Kıbrıs’a ulaşmasından sonra İngiliz idaresi Kıbrıs’la Türkiye arasında gittikçe güçlenen bağları sekteye uğratmak üzere bir dizi sert tedbirler alır ve bunları 1921-1922 döneminde devreye sokarak okul kitaplarını sansürden geçirmeye başlar.[42] Kıbrıs adasında Rumlar, Ermeniler, Museviler de bulunmasına ve bu topluluklar çocuklarına istedikleri kitapları rahatça ve serbestçe okutmalarına rağmen Türklere uygulanan bu yıldırma ve baskı politikası başta Kıbrıs Türk basını olmak üzere bütün toplumun tepkisini çeker. İngilizler, Türklerin çok gururlu, kişiliklerine düşkün ve bayrakları altında yaşamaya hayati önem veren bir millet olduklarını çok iyi bildiklerinden onların gururları ve milli hisleri ile oynar, tek taraflı kayırmalar ve bayrak çekme yasağı uygulayarak onları Türkiye’ye göçe zorlar, sansür ve engelleme düşünceleri hayata geçirilir.

Bunun sonucunda Kıbrıs Türk toplumu kitapsız ve okulsuz kalır. Anadolu’da Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasıyla beraber Kıbrıs Türklerinin coşkusu ve sevinci de bir kat daha artar. Anadolu topraklarında Türk insanının kurtuluş mücadelesi devam ederken Yunan Ordusu’nda görev yapan EOKA tedhiş örgütünün şefi George Grivas, o günleri ve Anadolu’yu anılarında biraz da gıptayla “ince zekâsı, azmi ve kararlılığıyla” diyerek ön plana çıktığını belirttiği Mustafa Kemal’i anlatır. Türk askerinin Anadolu’da kazandığı zaferler art arda gelmeye başlayınca bu durum Kıbrıs Türk aydınlarını da etkiler,  sevinç gösterileri içerisinde davul zurnalarla gösteriler yapılır, halaylar çekilir ve Kıbrıs Türkleri “Paşam seni özledik. Bizi de kurtar.“ diye dualar ederler.[43] Mustafa Kemal’in Türk milletini esaretten kurtarmasını Kaytaz-zade Mehmet Nazım Efendi 25 Nisan 1921 tarihli Doğruyol gazetesindeki “Neva-yı Zafer / Zafer Şarkısı“ adlı bir şiirinde duygularını ve sevincini şu dizelerle dile getirir;[44]

“ Kemal’in sa’yi meşkür ola ya Rabb iki âlemde

Odur bu milleti tahlis eden kayd-ı esaretden “
 

SONUÇ

1878’de yönünü Anadolu’ya dönen, Çanakkale cephesinde Türk askerine karşı İngiliz üniforması içinde savaşmayı reddeden, aynı dönemde adaya getirilen Türk savaş esirlerini kurtarabilmek, Fransa’nın adada tesis ettiği Ermeni Doğu Lejyonu’nu ortadan kaldırabilmek için çaba sarf eden, İkinci Dünya Savaşı sürecinde de aynı kararlılık ve dirayet içinde olan, 1950’li yıllardan itibaren 1974’e kadar TMT’yle başlayan mücadele döneminde de yönü ve arzusunu Anadolu, Toroslar, Akdeniz ve Türkiye olarak belirleyen Kıbrıs Türkleri anavatan bildikleri Türkiye’den asla ayrı kalmamışlar, ayrı düşünmemişler, ayrı kalmamışlardır. Düşman eline geçtiğinde “vatanın karnına saplanmış bir hançer gibi“[45] görünen, Akdeniz’in ortasında bütün dünyaya açılma imkânı veren Kıbrıs adasının Türkiye ve diğer ülkeler için stratejik önemi yadsınamaz. Hareketsiz duran bir uçak gemisine benzetilen[46] Kıbrıs dört yüz yılı aşkın bir zamandır Türklerle Rumların beraber yaşadığı Akdeniz’in ortasında stratejik önemi büyük bir adadır ve tarihin hiçbir döneminde önemini kaybetmemiştir. Kıbrıs bugüne kadar hiçbir zaman Rum idaresine girmemiş, hiçbir zaman Rumların veya Yunanların olmamış, dolayısıyla Türkler de hiçbir zaman Rum idaresinde yaşamamışlardır. Kıbrıs Türkleri de her zaman Türkiye ile sıcak ilişkiler içerisinde olmuşlar ve bağlarını savaş şartlarında bile koparmamışlardır.

 

 

[1] Rauf R. Denktaş, 12’ye 5 Kala, Ankara, 1966, s. 5
[2] Rauf Denktaş, “Kıbrıs’ın Dünü Bugünü Uluslararası Sempozyumu Açış Konuşması“, Kıbrıs’ın Dünü Bugünü Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 1994, s. 3
[3] Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Dünyası El Kitabı, İkinci Baskı, Ankara, 1992, s.555
[4] Genelkurmay ATASE Arşivi, Klasör 2680, Dosya.210, F.1-3, 24
[5] ATASE, K.3435, D.14, F.26-2
[6] ATASE, K. 2680, D. 210, F. 1-31
[7] H. Erdoğan Cengiz, Ermeni Komitelerinin A’mal ve Harekât-ı İhtilaliyesi, Ankara, 1983, s. 327. 
[8] Can Kapyalı, ”Birinci Dünya Savaşında Müttefik Ordularında Görev Alan Ermeni Milis Kuvvetleri” Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Ankara, Mart-Haziran 1991, Sayı 73-76, s. 108
[9] “...Adada bir iki bin İngiliz askeri Mağusa’da kal’a dışarısında şehrin irakında ağaçlık civarında çadırlardadır. Mağusa şimalinde iki saat mesafede Boğaz’da ve Monarga köyünde yine çadırlarda dört bin kadar Ermeni askeri var, talim yapıyorlar.” ATASE, K. 2680, D. 210, F. 1-31
[10] ATASE, K.2680, D.210, F.1-37, 1-59, 1-60, 1-61, 1-62, 1-63, 1-64, 1-65
[11] ATASE, K.2680, D.210, F.1-37, F.1-59, 1-60, 1-61, 1-62, 1-63, 1-64, 1-65
[12] Ömer Sami Coşar, ”Musa Dağı’nın Öteki Yüzü”, Milliyet, 21 Haziran 1992
[13] Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi-1, Ankara, Kasım 1991, s. 99
[14] Atase, k.2680, d.210, f.1-24 ve atase, k.2680, d.210, f.1-3
[15] ATASE, K. 2680, D. 210, F. 1-24
[16] Ali Nesim, ”Mustafa Nuri Efendi”, Yeni Kıbrıs, Lefkoşa, Nisan 1990, s. 28
[17] The Cyprus Gazette, 4 Temmuz 1915, Sayı 9020, Karar No 13067, The Cyprus Gazette, 3 Eylül 1920, Lefkoşa
[18] Rauf R. Denktaş, Karkot Deresi, Lefkoşa, 1993, s. 8
[19] Esir kampındaki tek Kıbrıslı Türk olan Hasan Hilmi Bey’in G. Mağusa’da yaşayan oğlu Erol Olkar’la 9 Ağustos 2001 tarihinde Gazi Mağusa’da yapılan görüşme
[20] Ali Hüseyin Babaliki’nin G. Mağusa’da yaşayan torunu Ali Babaliki ile 22 Mayıs 2002 tarihinde yapılan görüşme
[21] Ali Nesim, ”Bir Kalebend”, Yeni Kıbrıs, Lefkoşa, Nisan 1989, s. 29
[22] Ali Nesim,  ”Ahmet Çavuş Osmancık”,  Yeni Kıbrıs, Lefkoşe, Mayıs-Haziran 1989, s. 26 
[23] Rauf R. Denktaş, Rauf Denktaş’ın Hatıraları, Cilt III, İstanbul, Mart 1997, s. 23
[24] hasene Ilgaz, Kıbrıs Notları, İstanbul, 1949, s. 62. 
[25] reşat Akar, Atatürkçü Kıbrıs Türkleri, İstanbul, 1981, s. 10
[26] Beria Remzi Özoran, “Anadolu Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kıbrıs’ta Türk Basını”, VII. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, Cilt II, Ankara, 1973, s.921
[27] Oktay Öksüzoğlu, Kıbrıs Türk Basınından Portreler; Mehmet Remzi Okan, Lefkoşa, 1990, s. 39-41
[28] Vehbi Zeki Serter, ”Atatürk’ün Kıbrıs’a ve Kıbrıslı Türklere Bakışı ve Kıbrıs Türklerinde Atatürk Sevgisi”, Uluslararası İkinci Atatürk Sempozyumu, Ankara, 1996, s.90.
[29] Hasene Ilgaz, ”Kıbrıs’tan İntibalar”, Kıbrıs Meselesi ve Türkiye, İstanbul, 1954, s. 39-42
[30] BCA.030.10.85.561.17.
[31] Beria Remzi Özoran, “ Mustafa Kemal ve Kıbrıs Türkleri”, Türk Kültürü, 1965-1966, sayı 37-48, Ankara, s. 95
[32] Sabahattin İsmail, Atatürk Döneminde Türkiye-Kıbrıs İlişkileri 1919-1938, Lefkoşa, Kasım 1989, s. 25-26.
[33] Sabahattin İsmail, a. g. e. s. 26.
[34] Ergin M. Birinci, M. Necati Özkan (1899-1970), Cilt I, Necati Özkan Vakfı Yay., İstanbul, Mayıs 2001, s. 224. 
[35] Ali Nesim, ”İmam Mustafa Nuri”, Yeni Kıbrıs, Lefkoşa, Nisan 1990, s. 29
[36] Derviş Manizade, Kıbrıs Dün Bugün Yarın, İstanbul, 1975, s. 404
[37] Ali Nesim, ”Kıbrıs Türklerinde Atatürk İlke ve İnkılâpları”, I. U. Atatürk Sempozyumu, Ankara, 1994, s. 48
[38] Müsevvid-zade Avukat Osman Cemal, Adsız Kitap, Lefkoşa, 1997, s. 2-7. Fikret Demirağ, ”Kıbrıslı Türk Şiirinde Artık Derin Sulara Yol Almanın Zamanı”, Sombahar İki Aylık Şiir Dergisi, Mayıs-Haziran 1996, No.35, İstanbul, s. 24
[39] Mehmet Ali Gökdel, a. g. e.,  s. 17.
[40] Mustafa Haşim Altan, Atatürk Devrimlerinin Kıbrıs Türk Toplumuna Yansıması, Ankara, 1997, s. 97-99. Reşad Kazım, “Kurtuluş Savaşı’nda Kıbrıslılar“, Kıbrıs Bülteni, sayı 6, Cilt 4, Haziran 1981, İstanbul, s. 6.
[41] Derviş Manizade, Kıbrıs Dün Bugün Yarın, İstanbul, 1975, s. 16. Oktay Öksüzoğlu, Kıbrıs Türk Basınından Portreler; Mehmet Remzi Okan, Lefkoşa, 1990,  s. 35-37
[42] Reşat Akar, a. g. e.,  s. 40
[43] Reşat Akar, a. g. e.,  s. 10
[44] Harid Fedai, Kaytaz-zade Nazım Efendi Ruhi-Mecruh - Şiirler, İstanbul, 1993, s. XX-XXIX ve XLII-XLIII
[45] Hasan Ali Yücel, Kıbrıs Mektupları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1957, s. 111
[46] Atilla Atan, “ Yeni Bir Türk Devleti’nin Doğuşu-Kıbrıs “, belgelerle Türk Tarihi dergisi, Ankara, Nisan 1986, Sayı 14, s. 56

 

Prof. Dr. Ulvi KESER                                                                                                    

Girne Amerikan Üniversitesi; Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı

 

Prof. Dr. Ulvi KESER Kimdir?

Kıbrıslı bir Türk olarak 9 Eylül 1961 tarihinde Mersin’de doğmuştur. Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini sırasıyla A. Üniversitesi (Lisans), Gazi Üniversitesi (Yüksek Lisans), D. Eylül Üniversitesi (Doktora) ve Girne Amerikan Üniversitesi (İkinci Doktora)’nde almıştır. Birinci doktora tez konusu (Siyasi Tarih alanında) “1955–1963 Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Türk Mukavemet Teşkilatı”, ikinci doktora tez konusu (İletişim ve Medya Yönetimi alanında) “Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde İletişim ve Sancak Radyoları 1955-1974”başlıklı çalışmadır.

Çalışma, uzmanlık ve ilgi alanı Kıbrıs, Yunanistan ve Akdeniz’dir. Bugüne kadar yayımlanmış ve editörlüğünü de yaptığı toplam  64 kitabı, 1 tercüme kitabı, basım aşamasında 9 kitabı, yazımı tamamlanmış 14 kitabı, yurtiçi ve yurtdışında ulusal ve uluslararası toplantılarda sunulmuş ye yayımlanmış çok sayıda araştırması ve makalesi bulunmaktadır.

Anamur bölgesi Toros Yörükleri konusunda halkbilim araştırmaları da yapmakta olan Keser özellikle Kıbrıs konusunda son derece zengin bir arşiv ve koleksiyona sahip olup “Kıbrıs’ta Türk Mücadelesi”,  “Kıbrıs Türk Posta Tarihi, Filatelide Rum Propagandası”, “Kıbrıs’ta BM (UNFICYP) Faaliyetleri”, “Kıbrıs’ta Askeri Posta ve Askeri Faaliyetler”, “Selanik'ten Dolmabahçe'ye Mustafa Kemal Atatürk”, “Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Sansür”,  “BM ve NATO Operasyonlarında Denizaşırı Türk Askeri Posta Faaliyetleri” arşiv ve koleksiyonlarıyla yurtiçi ve yurtdışında ülkemizi temsil etmiş ve ödüller kazanmıştır. “Kıbrıs Türk Posta Tarihi” isimli koleksiyon bugüne kadar toplam 56 ödül almıştır.

Ayrıca Milli Düşünce Merkezi Milli Strateji Enstitüsü, ANKA Strateji Enstitüsü, Diplomasi Araştırmaları Derneği, KKTC Dış Türkler Vakfı Danışmanlığı, Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN), Genelkurmay Başkanlığı ATASE Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAREM) Danışmanlığı, Atılım Kıbrıs Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (AKAUM),  UKÜ-AKKA (Akdeniz ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi), GAÜ Cyprus Research Center, KAÜ Yakındoğu Strateji Uygulama ve Araştırma Merkezi, KAÜ Kıbrıs Tarihi ve Edebiyat Araştırmaları (KAÜ-TAREM) Merkezi ve KAÜ Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü yapmıştır.

Ulvi Keser ayrıca Uluslararası PADI İlk Yardım, PADI Batık Dalışı ve PADI Sualtı Fotoğrafçılığı brövelerine sahip bir balıkadamdır. Ulvi Keser, Atılım Üniversitesi U. İlişkiler Bölüm Başkanlığı, UKÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı, GAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi Dekanlığı, KAÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. Halen GAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanıdır. Nuran Keser’le evli olup Hazel ve Asporça Melis isimli iki kız, Fatih Uğur isimli bir erkek ve Kıvanç Ata isimli torun sahibidir.

Yorum Yazın