Beypazarı
Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Mail: [email protected]

Angora’nın Merkezi: Hacıdoğan Mahallesi Bölüm-1

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER

Çankaya Üniversitesi Şehir ve Planlama Bölümü Öğretim Üyesi

Hacıdoğan Mahallesi; Eski Ankara’nın Ulus Tarihi Kent Merkezinde, Karyağdı Türbesi ile Doğan Sokak, Konuklar Sokak, Akar Sokak ve Sanayi Caddesi arasında kalan bölümdür. Günümüzde dar gelirlilerin alış veriş mekânları, depolama ve ticari mekânları ile giderek bir çöküntü alanı haline gelen Topçular, Pala, Yanmaz, Suluhan, Çerkeş, Çataldağ vb. sokaklarını kapsar.

Yukarı Posta Caddesi, Çerkeş Sokaktan başlar, Tenekeciler Sokakta biterdi. Anafartalar Caddesi’ne bağlantı çok sonraları yapılmıştır.  Hal’in yanından belediye çıkan kısmına da Yakut Sokaktı. Posta Caddesi; Çerkeş Sokak birkaç yıl önce yanan (2003) Modern Çarşı yanından bir meydana çıkar, oradan Hükümet Caddesi’nin karşısına çıkar. Çerkeş Sokağın her iki tarafı ve Namazgâh Tepesi’ne kadar olan kısmı ise İstiklal Mahallesi (Yahudi Mahallesi) olarak bilinmektedir.

Bu araştırmada; Eski Ankara’nın (Angora) daha sonraları dönüşerek en önemli merkezi iş alanlarından biri olan Hacıdoğan Mahallesi ele alınarak, günümüze kadar geçirdiği tarihsel gelişim süreci kısaca irdelenecektir.

Ankara ve Hacıdoğan Mahallesi Tarihi Gelişim Süreci

14. ve 15. Yüzyıllara ait bilinenler genel olarak bu dönemlere tarihlenen günümüze ulaşabilmiş bazı cami ve önemli yapılarla sınırlıdır. Hacıdoğan Mahallesinde Hacıdoğan Mescidi bu yüzyıllara aittir. Daha sonraki dönemlere ait camii ve anıtsal yapılar ise; Hallaç Mahmud Camii (1545) ve Türbesi, İbadullah Camii (17. Yy başları), Hasan Paşa Hanı (Sulu Han) (1511), Eski Hamam (Öğle Hamamı), Tahtakale Hanı vd..

Her caminin bir mahalle çekirdeğini oluşturduğu düşünülürse, Kaleiçi ile birlikte şehirde yaklaşık 30 mahallenin bulunduğu ve 15. Yüzyılda Angora şehir nüfusunun yaklaşık 5000 – 6000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 

Ankara’da 16. Yüzyılda bulunan 85 mahalleden büyük bir kısmı, Bedesten ve Atpazarı’ nın merkezini oluşturduğu “Yukarı Yüz” ile Tahtakale ve Karaoğlan Çarşılarının etrafında bulunuyordu. 

Prof. Dr. Özer Ergenç, 16. Yüzyıl sonlarına ait Şer’iye Sicilleri’nde Ankara’da 43 adet esnaf türü saptamıştır.

Bu esnaflardan Angora Sof’una dayalı üretimler:

  • Sof yıkayıcıları ve boyacıları,
  • Sof dokuyucuları,
  • Sof perdahçıları (cendereciler)

İnşaat sektörüne dayalı üretimler ise;

  • Demirciler,
  • Külahçılar,
  • Bennalar

Prof. Özer Ergenç’in 1607 yılına ait Avarız Hane sayılarına dayalı olarak yaptığı tahmine göre Angora, Anadolu’nun en büyük şehirleri arasındadır.

Anadolu’da 1603 – 1607 yılları arasında ortaya çıkan Celali isyanları, şehrin Kale dışında kalan Karaoğlan, Samanpazarı, Karacabey hamamı çevresindeki mahalle ve çarşılar tahrip edilmiştir. 1607- 1608 tarihlerinde şehir halkının örgütlenmesi ile saldırılara karşı bir sur duvarı inşa edilmiştir.

Şekil 1. 16 ve 17. Yüzyıllarda Ankara Mahalleleri Kaynak: Mehmet Tunçer Arşivi

17. yüzyılın başlarından itibaren, Celali Saldırılarına karşı şehri savunmak amacıyla, şehir sakinlerinin de katılımıyla inşa edilmiş bir "ÜÇÜNCÜ SUR" un varlığı, gravürlerden, bu dönem Şer'iye Sicilleri incelendiğinde ve seyyahların anlattıkları sonucunda kesin olarak bilinmektedir.

18. yüzyılın başında Ankara, tiftik keçisinin tüyünden yapılan “sof” adlı bir kumaş ve şal üretimi sayesinde önemli bir üretim merkeziydi. Zengin Avrupa bu kumaşları çok beğeniyordu. İpliğin büyük kısmı Beypazarı’nda üretiliyordu. Ankara’nın ticaret burjuvazisini oluşturan Ermeni tüccarlar yılda 3000 balya (60 ton) tiftik ipliği dışsatımı yapmaktaydılar. 1827 yılında Ankara'da 546 adet sal dokumacısı (Şalciyan), 9 adet tiftik satıcısı (Tiftikciyan) ve 139 adet kumaş satıcısı vardı. Bu tarihlerde, Ermeniler, önceleri İngiliz şirketlerine aracılık ve acentelik görevini yapmaktayken, zaman içinde kendi ticaret evlerini kurup, bir koloni halinde yerleşerek yeni ticaret burjuvazisini oluşturdular.

Bu döneme ait bazı Şer’iye Sicillerindeki kayıtlarda Hacıdoğan Mahallesi ve çevresindeki ticaretin gelişimi ve niteliği hakkında bilgiler bulunmaktadır.

· 2 Rebiülevvel 1207 (18 Ekim 1792) tarihli Ankara Şer’iye Sicili’ne göre (Defter No: 184, Belge No: 67); Sulu Han’ın batısında bir “Attar Çarşısı” bulunduğu, ayrıca kalaycıların da buralarda yerleştiği belirtilmektedir. Attar Çarşılarında, güzel kokulu bitki ve eczalar, iğne, iplik, düğme, boya, boncuk gibi günümüzde tuhafiyeci ve eczanelerin sattıkları mallar satılmaktaydı.

· 8 Rebiülevvel 1208 (14 Ekim 1793) tarihli bir başka kayıtta ise, Ankaravi Külliyesi’nden olan Sulu Han’da, İzmir İpliği ve kahve satıldığı anlaşılmaktadır (Ankara Şer’iye Sicili, Defter No: 184, Belge No: 227). Han içerisinde aynı zamanda attarlık da yapılmaktadır (Ankara Şer’iye Sicili, 27 Zilkade 1217 (18 Şubat 1803), Defter No: 198, Belge No: 194).

· Taht’el Kal'a Hanı'nın yaptırılışı ile ilgili bir sicilde, Hanın Toygar-Zade Mehmed Efendi tarafından 1232 Hicri (1816) tarihinde yaptırıldığı kayıtlıdır (Ankara Şer’iye Sicili, Defter No: 217, Belge No: 41).

Şekil 2. Joseph Pitton de Tournefort 1711 Tarihli Ankara Gravürü Kaynak: Mehmet Tunçer Arşivi

Hacıdoğan Mahallesi’nin Konumu, Ulaşım Bağlantıları

Ankara Kalesi (Hisar); 980 metre yükseltiden bugünkü Demiryolu İstasyonuna (Gar’a) doğru giderek alçalan eğimli bir alan üzerinde yer almıştır. Şehrin görünümüne "Hisar" egemendir ve Hisar dışında şehir iki bölümden oluşmuştur. Bu dönemde, Kale ve şehrin en eski kesimleri olan Bedesten, Hanlar Bölgesi ve Uzun Çarşı'nın bir kısmı "YUKARI YÜZ", bugünkü Anafartalar Caddesi'nin altında kalan ve Hacıbayram Camii'nden Karacabey Külliyesi'ne kadar uzanan kısım ise "AŞAĞI YÜZ" olarak isimlendirilmiştir.

Coğrafi konum bakımından Ankara doğu ve batı arasında büyük bir ticaret merkezi idi. Yakın doğunun ve şark ülkelerinin yani Suriye, Erzurum, İran havalisinde Trakya ve Bizans sahillerine giden ticaret yolları üzerinde transit merkezi oluşu nedeni ile önemli bir konuma sahipti. Ankara’ya ticaret kervanları ve yolcuları ancak giriş kapılarından girebilirdi. Gene aynı kayıtlar yardımıyla şehri kuşatan bu surun üç ana kapısı olduğu bilinmektedir. Bu girişler, Doğu'da Cenabi Paşa Kapısı, Batı'da Doğan Bey Kapısı ve Güney'de Araba Pazarı Kapısıdır. 

Uzun Çarşı; Kızıl Bey Caddesi ile üçüncü surun başlıca kapılarından biri olan Eset Kapısı’na bağlanmaktaydı. Uzun Çarşı’nın kuzeyinde, Tahtakale Han’ı (Tahtacı Hanı) 18 odası ile çarşının ikinci büyük Hanı’dır. Keçeciler Hanı’nın ise, Tahtakale Hamamı yakınında daha küçük bir han olduğu sanılmaktadır.

Cenabi Paşa Kapısı (Kayseri Kapısı); bu kapı adını yakınında bulunan ve klasik Osmanlı mimari örneklerinden olan Cenabi Ahmet Paşa Camii'nden almıştır (973 H. - 1565 M.) Von Vincke'nin 1839 tarihli Ankara Haritasında Cenabi Paşa Kapısı, "Kayseri Kapısı" olarak adlandırılmıştır. Ana akslardan biri olan bu aks, Cenabi Kapısı’ndan başlamakta ve Avancıklar Mahallesi’nden geçerek Atpazarı’na, oradan da Bedesten’e ulaşmaktadır. Atpazarı, Uzunçarşı yolu ile Taht’el Kal’a ’ya (Kaledibi) bağlanmaktadır. Tahte’l Kal’a, Denizciler Caddesi’nin güneyindeki Arabapazarı Kapısı’na, kuzeyde Karaoğlan Çarşısı yoluyla Hacıbayram Camii ve Debbağhane’ye bağlanmaktadır (Tunçer, M., 1985).

İzmir Kapısı; Hacıdoğan Mahallesi yakınındaki bu kapının, sonraları "İzmir Kapısı" diye anılan sur girişi olması olasıdır. Günümüzde Osmanlı Bankası’nın bulunduğu yerde bulunmaktaydı.

Arabapazarı Kapısı (Namazgah Kapısı); günümüzdeki Denizciler Caddesi’nin güneyinde yer almaktadır ve adını yakınındaki Pazar yerinden almaktadır.

19. ve 20. Yüzyılda Ankara Ve Hacıdoğan Mahallesi Nüfus Gelişimi Ve Ticari Yapısı

Ankara Şehri’nin 19. Yüzyıl başlarındaki nüfusu hakkında, çeşitli seyahatname ve şehir tarihi gelişimi ile ilgili eserlerde verilen bilgiler tam olarak birbirini tutmamakla birlikte, nüfusun 25 - 30 bin kişi civarında olduğu genel bir bulgudur.

1830 tarihinde yapılan ilk resmi nüfus sayım sonuçlarına göre, toplam erkek nüfusu 11 460 olarak bulunmuştur (Çadırcı, M., 1968). Bu sayıya bir o kadar da kadın nüfus eklenirse, nüfusun bu tarihte 23 000 civarında olduğu söylenebilir. Avram Galanti Ankara Tarihi adlı eserinde 1848 tarihinde şehir nüfusunun 23 470 kişiyi bulduğunu belirtmektedir.

Bu sayımın bir özelliği de, kişilerin hangi işlerle (zanaat) uğraştıklarının saptanmış olmasıdır. Şehir merkezinde oturanların ne gibi işlerde çalıştıkları, sayım memurunun yaptığı kısa açıklamalara dayanılarak belirlenmiştir. Buna göre, şehir merkezinde oturan halkın büyük çoğunluğunu küçük esnaf oluşturmaktadır. Önemli bir sof ve dericilik merkezi olan Ankara’da sofçuluk ve dericiliğin, bu yıllarda önceki yüzyıllara göre önemli ölçüde gerilemiş olduğu görülmektedir.

Şehrin en büyük mahallesi olarak, Sulu Han ve Tahtakale (Taht'el Kal'a) Çarşısını da içine alan Hacı doğan Mahallesi, 132 Müslüman ve 335 Müslüman olmayan (Gayr-ı Müslim) ile toplam 467 erkek nüfusa sahiptir.

Şekil 3. Çıkrıkçılar Yokuşu 19.Yy Sonlarında Kaynak: Mehmet Tunçer Arşivi

1835-1837 yılları arasında Ankara'ya uğrayıp bir süre kalan İngiliz gezgini Hamilton, kentte yaklaşık 6 000 Müslüman, 4 000 Katolik Ermeni, 300 Ortodoks Ermeni, 300 Rum ve 150 kadar Yahudi konutunun bulunduğunu ve kent nüfusunun 60 000 kişi civarında olabileceğini belirtmiştir. Hamilton'un gördüğü Ankara, çok kültürlü kent niteliğiyle hayli canlı bir ticaret merkezi görünümündeydi.

Hacıdoğan Mahallesi,  Taht’el - Kal’a ve Karaoğlan Çarşıları

“ Bedesten’e dört zincirli kapıdan girilirdi. Çarşılarının ekserisi yüksek yerlerde kurulmuştur. Uzun çarşı, Sipahi  pazarı, Tahtakale pazarı, Kağnı pazarı, Saman  pazarı, Koyun  pazarı ve At pazarı gibi pazarları olup iki bin dükkanı vardı. Angora sofu İzmir’de, Frengistan’da, Sırbistan’da  velhasıl her tarafta makbul olmakla ekser ahalisi seyahat ve ticaret ederler.”  (Evliya Çelebi Seyahatnamesi)

Tahtakale Çarşısı, 19. yüzyılda da gelişmesine devam etmiş ve Karaoğlan Çarşısı ile birleşerek, Ankara'nın daha modern han ve dükkânlarının yerleştiği bir ticaret bölgesi konumuna gelmiştir.

Sof ve buna bağlı üretimin azalması, deri üretiminin gerilemesi, Bedesten ve çevresinin ticari öneminin azalmasına yol açmış, tarımsal diğer ürünlerin üretimi ve pazarlanması ile şehir içine dönük bir ticaret hayatı başlamıştır. Hacıdoğan Mahallesi’nin merkezinde bulunan Sulu Han ve çevresi, Tahtakale Çarşısı; günlük tüketim, gıda ve diğer bazı zorunlu gereksinimlerin karşılandığı bir ticaret kesimi olarak gelişmiştir.

Charles Texier’e göre;  “On sekizinci asırda Ankara’da pek çok ecnebi müesseseler de vardı. O zaman yirmi beş bin balyadan ziyade kumaş, çorap ve buna benzer yünden yapılmış eşya ihraç edilirdi. 1835’de bu ihracat beş bin balyayı geçmezdi”. 

 “Ankara, Anadolu’nun ticaret merkezi denilecek kadar haizi ehemmiyet bir mahal olup, dahili vilayette senevi bir milyon yüz elli bin okka tiftik hasıl olmaktadır. Vaktiyle beher okkası yarım liraya kadar alınıp satılan bu kıymetli mahsul yüzünden memlekete pek çok liralar girmekte iken, son zamanlarda fiyatın on iki kuruşa kadar düşüşü bu ticareti sarsmıştır. Ve binaenaleyh Ankara ticareti ziyadece müteessir olmuşsa da bir müddet sonra bu ticaret muayyen bir had dairesinde intizama girmiş ve bu gün ticaretimiz için yine haylice menfaat temin etmektedir. Şimendifer, ticaret inkişafına yardım etmiş, bundan zahire, meyve, vesair yaş mahsuller istifade etmiştir.” (Ankara Vilayeti Salnamesi)

Ankara'nın Başkent oluşundan ve anılan kentleşme eylemlerinden en çok etkilenen çevre, Hacıdoğan Mahallesi, Taşhan Meydanı Çevresi ve Karaoğlan Çarşısı olmuştur. Buna karşın, diğer geleneksel çarşılar ve Tahtakale Çarşısı, kendini çevreleyen ana cadde kenarları hariç eski dokusu ve kullanımlarını sürdürmektedirler.

Şekil 4. 1929 Yangını Öncesinde Hacıdoğan Mahallesi’ne Çıkrıkçılar Yokuşundan Bakış Kaynak Mehmet Tunçer Arşivi

Hacıdoğan Mahallesini Etkileyen 1917 ve 1929 Yangınları

1917 yangını için Yalçın Ergir büyük Ankara yangını için şu bilgileri vermiştir,  "Kale eteklerindeki yangın tarihi hep 1917 olarak geçer, Bu yangının adi “32 Yangını”dır. Hicri 1332, Miladi 1914 yılına tekabül etmektedir. 1332 Yangını ile tabir edilen RUMI takvime göredir, çünkü Rumi 1332 yılı, Miladi 1916 'ya tekabül etmektedir. Yani Yangın 1917 yılında değil 1916 yılının Eylül ayında meydana gelmiş" demiştir. Ancak, Hamit Zübeyr Koşay, 1935 de yayınladığı "Ankara Budun Bilgisi" adlı eserinde yangının 13 Eylül 1917 tarihinde çıktığını yazmaktadır. Refik Halit Karay da 1917 yangını olarak bahsetmektedir.

Bu yangın, Hacıdoğan Mahallesi’ne kadar ulaşamamış ve Tahtakale Çarşısı’na sınır olan Balıkpazarı Caddesi’ne kadar etkisini göstermiştir. Yangın alanları Şekil 5’deki 1930 tarihli hava fotoğrafında işaretlenmiştir.

Kamu yatırımları bu dönem daha çok, Atatürk Bulvarı, Yenişehir ve Ulus'ta toplanmıştır.  1917 yangını ile tahrip olan, Işıklar Caddesi, Konya Sokak, Anafartalar Caddesi arasında kalan kesim ise öncelikle planlanarak yapılaşan bölgelerden biridir.

Erken Cumhuriyet Dönemi'nde Ulus ve çevresinde özellikle yangın geçiren Anafartalar Caddesi ile Hisarpark arasındaki kesimde apartmanlaşma görülmektedir.

Şekil 5. 1930 Tarihli Hava Fotoğrafında 1917 Yangınında Yanan Mahalleler Kaynak: Ankara Şehri İmar Müdürlüğü Arşivi - 1930 Hava Fotoğrafı Üzerinde Saptanmıştır

Hacıdoğan Mahallesini ve Tahtakale Çarşısını etkileyen yangın, 1929 yılı ortalarında, Sulu Han civarında başlamış ve bütün çarşı bir gecede yanmıştır. Yangın, günümüzde Ankara Belediye Binası olan ve o zamanlar sebze hali olarak kullanılan yere kadar yayılmış ve ancak yangın bombaları atılarak durdurulabilmiştir. Top top kumaşların yandığı, zararın 2 milyon liradan fazla olduğu belirtilmektedir. Hasan Paşa ve Tahtakale Hamamları ile Haseki Camii de yangında hasar gördükleri için yıktırılmışlardır.

Tahtakale hanı ile adı saptanamayan ve paftalarda “Han” olarak belirtilen küçük bir iki han da yangında tahrip olmuşlardır. Bu kısım daha sonraları doldurularak yükseltilmiş, Sulu Han’ın birinci kat seviyesinden Posta Caddesi (Şehit Teğmen Kalmaz Caddesi) geçirilmiş, yanan kısma da Ulus Şehir Hali inşa edilmiştir. (Bkz. Şekil 5. 1930 Tarihli Hava Fotoğrafı)

Ulus civarında bu tür konut yapıları, yangın bölgesi (Harik Mahali), Çocuk Sarayı Caddesi (Anafartalar Cad.), Bahriyeliler Caddesi (Denizciler Cad.) ve Hükümet Caddesi (Hacıbayram Cad.) ile Bendderesi Caddesi arasındaki kesimde yapılaşmışlardır. Anafartalar Caddesi üzerinde, 1924 yılında ikiz kız ve erkek İlk Mektepleri yapılmış, Adliye Binası inşa edilmiştir. Yenişehir’deki apartmanlaşmaya koşut olarak, burada cadde üzerinde Ankara'nın ilk apartmanları yapılmaya başlanmıştır.

Çocuk Sarayı  binasının yapılması bu gelişmeyi desteklemiştir. Cadde üzerindeki bu gelişmenin, günümüzde Eski şehir dokusunun bazı kesimlerinde de görülebileceği gibi, Tahtakale Çarşısı içine ve Hacıdoğan Mahallesi’ne 1929 yangınına kadar giremediği anlaşılmaktadır. Bu çarşı, anılan yangına kadar, çıkmazları, cami, mescit, han ve hamamlarıyla fiziki özelliklerini korumaktadır.

Şekil 6. Anafartalar Caddesi - Haseki Camiine Bakış – Sağ Taraf 1929 Yangınında Tamamen Yok Olmuştur Kaynak : Mehmet Tunçer Arşivi

 

Yorum Yazın