Beypazarı
target english
Prof. Dr. M.Kubilay Akman

Prof. Dr. M.Kubilay Akman

Mail: kubilayakman@gmail.com

Ben-odaklılık ve Selfie'nin Biyopolitikası

Ben-odaklılık ve Selfie'nin Biyopolitikası

Ben-odaklılık ve Selfie'nin Biyopolitikası

Postmodern bireyin kendi benliğine tutsak olarak insani vasıflardan nasıl geri adım attığını, Rainer Funk (Eric Fromm'un asistanı) psikanalitik boyutlarıyla etraflıca tartışmıştır. Birey ben-odaklı savrulmalarıyla sürekli içe dönen bir monad durumuna indirgenmiştir. Yaratıcı, üretken, dışa dönük ve sosyal bütünün-harmoninin bir parçası olan birey yerine günümüzde kısır bir "ben-odaklılık" hali hüküm sürmektedir. Funk'un ifadesiyle "Postmodern ben-odaklı karakter için, dijital ve medya destekli imkanların katkısıyla insani öz güçlerin optimize edilmesi değil, verili ve olgunlaşmış yetenekleri, değerleri, bireysel kendine özgülükleri hiçe sayan bir dünya üretimi önemlidir." (Rainer Funk, Ben ve Biz / Postmodern İnsanın Psikanalizi, çev: Ç. Tanyeri, YKY, İstanbul, 2013, s.111) Oysaki bu imkânlar daha anlamlı bir dünya, toplum ve hayat için de kullanılabilirdi.


Sanatçı: Gabriela Holcer, “Selfie this!”

"Ben-odaklı" postmodern birey kendi insani potansiyelinden gelen hünerler yerine yapay ve sentetik olanı, sanal araçları ikame etmiştir. Bu durumun bir sonucu olarak "ben odaklı karakter, bilgisayar ve interneti, bağımlı olmadan kullanma yeteneğini kaybetmiştir." (R. Funk, a.g.y., s. 111) Teknolojinin ben-odaklılığın hizmetinde olması sayesinde vardığımız trajikomik hallerden biri "selfie"dir. Sayısız görsel ve estetik imkânlar sağlayan iletişim teknolojileri bireyin yüzünü dışındaki hayata dönmesi için sınırsız olasılıklar sunarken; ultra-narsist bir halde, Rainer Funk'u her gün doğrularcasına o kendine odaklanmaktadır. Postmodern birey selfie ile kendi kendisini biyopolitik bir kurguya dönüştürmektedir. En sıradan ve gündelik olan imge halleri 21. yüzyılın biyopolitik manzaralarının yeniden üretiminde rolünü başarıyla yerine getirir.

Yaşadığımız çağın ben-odaklılık açmazları kendini siyasette, edebiyatta, bilim dünyasında, sanat çevrelerinde ve gündelik yaşamda gösterir. Ötekinin varlığı yokluğu tartışmaları ya da “ötekileştirme” üzerine sosyolojik değerlendirmeler bir tarafa sadece kendine odaklanmış olan pseudo-özne ötekiyle iletişim kurma yeteneğine dahi sahip değildir. Türkçe olan sözcüğe (iletişim) baktığımızda iki noktayı görüyoruz: iletmek fiili ve bunun işteş çatıda, yani karşılıklı olarak gerçekleşmesi durumu. Batı dillerinde ise (mesela İngilizcede communication) yaygın olarak Latince etimolojik kökeniyle ortaklaşmaya referansta bulunur (yine İngilizce common sözcüğünü hatırlayalım). Bugün soru şudur: çağdaş ben-odaklı birey “ortaklaşabilme” yeteneğine sahip midir? İlginç bir şekilde insanların müthiş aynılaştığı ama bir o kadar da ortaklaşabilme yeteneğini yitirdiği bir dönemdeyiz. İletişim sürecinde bireyler ne oranda kayda değer bir bilgiyi iletebiliyor ya da iletileni alabiliyorlar, bu işteş fiil gerçekleşiyor mu? Bu da fazlasıyla tartışmalıdır. Öyleyse içinde bulunduğumuz sürecin kendisi eleştirel olma, sorgulayabilme imkânını ve ihtimalini bize sunuyor. Bunu ne kadar başarabileceğiz?

 

Prof. Dr. M. Kubilay Akman

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar