Beypazarı
Prof. Dr. Ulvi Keser

Prof. Dr. Ulvi Keser

Mail: ulvi.keser@gmail.com

Biz Neden Yapmayalım?

BİZ NEDEN YAPMAYALIM?

Resneli Niyazi gibi hissetmeye başladım son zamanlarda kendimi. Neredeyse onun gibi olup birkaç adamımla-tabii Resneli gibi bir geyiğim yok ama- dağlara çıkacağım sanki istibdat yönetimine karşı koymak üzere Abdülhamit’in. Yobaz katiller, mafya bozuntusu çapulcular düğün dernek serbest, eli kanlı teröristler ağızlarından salyalar akarak dalga geçiyor ülkemle, dilimle, bayrağımla ve benim necip halkım da seyrediyor bön bön. Vazgeçtim ülkeden, yurttan, Anadolu’dan, ne haliniz varsa görün (diyeceğim de diyemiyorum aydın sorumluluğuyla. Şimdilik diyelim.) Artık kuşlardan, kelebeklerden bahsedeceğim.

Bugün sizleri izninizle çok farklı bir yere götüreceğim. Eminim hepimiz biraz stres atmaya, yaşanan bütün bu gerginliklerden uzaklaşmaya ihtiyacı var. Mudurnu’yu bilir misiniz, Bolu’nun Abant gölüne sadece 16 kilometre uzaklıktaki muhteşem ilçesini? Karadeniz’in belki de en güzel noktalarından birisi olan Mudurnu sadece 4.800 kişilik nüfusu, dingin atmosferi, tarih kokan daracık sokakları, sıcacık ve misafirperver insanları, o muhteşem tarihi konakları, inanılmaz yeşil doğa harikası tabiatı, Babas, Sarıot ve Şifa Çamuru kaplıcaları ve buram buram Anadolu kokan görüntüsüyle illaki görülmesi gereken bir yer. Bu ilçe hakikaten kendine has sıcaklığı ve insanı şaşırtan incelikleriyle hayranlığınızı kazanıveriyor bir anda. Safranbolu ve Beyşehir gibi tarihi konakları, ahşap yapıları yanında her daim güler yüzlü esnafları ve Orta Çarşı ile burası çok ilginç bir geleneği hala yaşatıyor. Mudurnu’da örneğin artık gelenekselleşmiş ve yüzlerce yıldan bu yana devam eden bir uygulama var; Cuma duası. Her Cuma günü Orta Çarşı’da ve Demirciler Çarşısı’nda esnafların toplanmasıyla, yapılan dualarla ve ardından dağıtılan hayır ekmeği ve katıkla bu tören insanları buluşturur, kaynaştırır. Etnik ve inanç eksenimizi parçalamaya çalışan ve bugünlerde can ciğer kuzu sarması olmuş birilerine inat bu güzel kasaba birdir, bütündür, tektir.

İşte bu muazzam dinginliğin ve hırpalanmamış güzelliklerin ortasında Mudurnu’da ara sokaklarda dolaşırken karşınıza Mudurnu Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği tarafından açılan Pertev Naili Boratav Kültür Evi çıkar. Mudurnulular müthiş bir vefa örneği göstererek Türk halk edebiyatının ve halkbiliminin bu en büyük insanlarından birine ve onun Milli Mücadele döneminde kasabada görev yapan, cumhuriyet dönemiyle birlikte 14 yıl daha bu kasabada kaymakam olarak hizmet veren Kuvayı Milliyeci babası Abdurrrahman Naili Bey’i de unutmadıklarını gösterirler. Haysiyetli, sağlam ve onurlu duruşlarıyla gerçek bir cumhuriyet sevdalısı aile örneği olan Boratavlar bu küçük kasaba için de unutulmaz hizmetlerde bulunurlar. İşte bu küçük, mütevazı ancak bir o kadar önemli ve derslerle dolu halkbilim müzesi onların adına kısa bir süre önce açıldı. Tipik bir Mudurnu yapısının ikinci katında bulunan kültür evi kasabanın zengin ve kültürel altyapısı dolu dolu geçmişini daha üst kata çıkarken size sunmaya başlıyor. Hepsi kadirbilir Mudurnulular tarafından bu kültür yuvasına armağan edilmiş orijinal malzemeler bunların. Bugün unutmaya yüz tutmuş ne kadar zanaat ve halk mesleği varsa hallaçtan saraça, çiftçiden dülgere hepsi, atların semerinden katırların havuduna önünüzde arzı endam ediyor. Hepsi bu kadar mı değil elbette. Sıranılar, güğümler, destiler, çeşit çeşit bakır kalay tencereler, çeşit çeşit kürekler, tahta mutfak malzemeleri, tokaçlar, çomçalar, deligızlar, tokucaklar, hamur tekneleri, kötürümler, kinişler, türlü çeşit teraziler ve ağırlık ölçmeye yarayan yüzlerce yıllık garip ama bir o kadar estetik aletler, ahşap kovanlar, el emeği ahşap beşikler, pürmüzler, testereler, çanlar, düdükler, kavallar, sazlar, müzik aletleri, sübekler, geçmişi özleyenler için fotoğraf makineleri hani şu bir garip sandık gibi olanlardan, yaşmaklar, bindallılar, ipek dokumalar, dokuma tezgâhları, örneğin Türkiye’ye gelen en eski orijinal dikiş makineleri, çıkrıklar, ibrikler, otantik yer sofraları, idare lambaları, gaz lambaları, “lüküsler”, mumluklar, sokak lambaları hepsi burada. En son ne zaman sokak başlarına dikilen böyle lambalar gördünüz ki siz?

Ya ipek dokumacılığını daha dut yaprağından başlatıp o kelimelerle tarifi imkânsız muhteşem dokumalar halinde önünüzde görmek istemez misiniz? Peki, hiç tahta bisikletiniz odlumu sizin veya tahta bir yürüteciniz babanızın kendi elleriyle yaptığı? Neredeyse kimsenin hatırlamadığı fare kapanlarından ormancı testerelerine, kahvehane malzemelerinden demirci, bakırcı, kalaycı, sepetçi, örgücü, örmeci aletlerine ne ararsanız hepsi burada. Örneğin “yakası açılmadık” gömlekler gerçek anlamda burada, ya da orakla ot biçen köylünün parmaklarına taktığı ellik de burada sizleri bekliyor. Eskiye dönmek isterseniz ahşap beşikler,  çocuk yatakları, lazımlıklar, çeşit çeşit oyuncak hepsi de tahtadan yapılmış şeyler.

Kültür evinin veya müzenin odalarında dolaştıkça adeta tarihte bir yolculuk yapıyorsunuz. Birkaç oda ise doğrudan Mudurnu’nun Milli Mücadele ve hemen sonrasında Hüseyin naili Bey’in kaymakam olduğu 1920-30’lu yıllarını yansıtıyor. Neleri feda ederek çağdışılığa karşı mücadele edildiği, neler kazanıldığı ve Anadolu’nun güzel insanlarının bunları nasıl canı gönülden benimsediğinin açık göstergesi buradaki resimler.  Kuvayı Milliye mücadelesine bizzat katılmış Kalpaklı Mustafa Kemal’in askerleri ellerinde silahları, gönüllerinde memleket aşkıyla onları insan yerine koymayan gericiliğe baş kaldırıyorlar hep. Mudurnulular, yani mangal yürekli kahramanlar, Kuvayı Milliye karargâhları ve hemen sonrasında da coşkulu cumhuriyet kutlamaları. Cumhuriyetin yeni bir yaşını kutlayan ve kurtuluş panayırına aşkla, sevgiyle katılan kasabalılar yediden yetmiş yediye hep burada, bu resimlerde. Çocuklar ellerinden geldiğince en güzel elbiselerini giymişler, hepsi pırıl pırıl ve geleceğe güvenle bakıyorlar. İnsanlar memleket derdine düşmüşler, devleti temsil eden memurlarsa vatandaşa hizmeti lütfen yapmıyor. Onları incitmiyor, saygı duyuyor, seviyor ve milletin efendisi olarak görüyor. İnsanlar Mayıs ayında Hıdrellez bile kutlamakta, kadınlar, erkekler hepsi bir arada muhabbetle, aşkla kutluyorlar baharın gelişini. Aralarına 45 santim mesafe daha konmamış o günlerde. Size bir şey ifade eder mi bilemem ama o günlerde Mudurnulular “Zafer ve Tayyare Bayramı” yanında “Milli İktisat ve Tasarruf Haftası” bile kutlarlarmış coşkuyla ve hep birlikte. Kasaba meydanı Türk bayraklarıyla donatılmış, efeler, zeybekler coşkuyla, sevinçle oynarken kasabalılar da aynı heyecana iştirak ediyorlar büyük bir gururla. İnsanlar kelimenin tam anlamıyla fakru zaruret içindeler fakat bir o kadar da memleket sevdası ve sevgisiyle dolular. Devlet memurları ve özellikle de öğretmenlerin hepsi fötr şapkalı ve pırıl pırıl kıyafetleriyle aydınlanmanın örnek temsilcileri gibiler. Ya o kadın öğretmenlere ne demeli? Bilmeseniz bu fotoğrafların 1930’da Mudurnu’da çekildiğini Paris’te bir moda dergisi için çekildiğini düşünebilirsiniz. İnsanlar ucube saplantısına girmemişler henüz, sanatı seviyorlar, eğitimi seviyorlar ve Mustafa Necati gibi bir Milli Eğitim Bakanları var önlerinde. 1910–1911 yılında inşa edildiği bilinen binanın hemen girişinde Osmanlıca olarak “Her kişi ailesinin yanında sabahlar. Ölüm ona nalının (nalinin) bağından daha yakındır.” yazmaktadır. Anlayana müthiş bir ders, kısa ve öz. Bu kültür evini küçücük Mudurnu’ya kazandıranlara içten teşekkürlerimi sunarken muazzam Yörük kültürünün harmanlandığı ve kültürel dokusu son derece zengin benim güzel kasabamda bir güzel insanın adını vererek acaba böyle bir kültür evi açmak kimsenin aklına gelmez mi? Haydi bakalım sıvayın kollarınızı. Hayat sadece gabarcık tartışması ve değiştirilen arabalardan ibaret değil.

Dostlukla kalın.

 

Prof. Dr. Ulvi KESER
Girne Amerikan Üniversitesi; Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı


 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar