Beypazarı
target english
Ahmet Gürel

Ahmet Gürel

Mail: ahmetgurel50@gmail.com

Bugün 9 Eylül, Güzel İzmir'in 98 Yıl Önce Emperyalist İşgalinden Kurtarılıp Yeniden Vatan Yapıldığı Gün

Bugün 9 Eylül, Güzel İzmir'in 98 Yıl Önce Emperyalist İşgalinden Kurtarılıp Yeniden Vatan Yapıldığı Gün

Bugün 9 Eylül…

Güzel İzmir'in, 98 yıl önce, 3 yıl 4 ay 24 gün süren emperyalist işgalinden kurtarılıp yeniden vatan yapıldığı gün…

26 Ağustos'ta Afyon Kocatepe'de başlayan Büyük Taarruz'un 9 Eylül'de İzmir'in kurtarılmasıyla zafere ulaştığı gün…

Ancak nasıl oldu? İzmir nasıl kurtuldu? Yaşamını İzmir ve Atatürk tarihine adayan araştırmacı Ahmet Gürel ile konuştuk.


9 EYLÜL 1922 TÜRK ORDUSU İZMİR'DE

Hocam, 30 Ağustos 1922'de alınan zaferin ardından Dumlupınar'dan bakınca nasıl bir İzmir görülüyordu? 

Bu soruyu cevaplamak için, 17 Ağustos 1922 gününe geri dönmek isterim. Mustafa Kemal Paşa, annesinin elini öper, ama nereye gittiğini söylemeden, Konya Akşehir’e doğru yola çıkar. Gazi’nin, Ankara’dan, Akşehir’deki karargahına gidişi, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 17 Ağustos 1922 günü haberinde, şöyle gizlenmiştir.


9 Eylül 1927

“Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Çankaya’daki köşklerinde şehrimizde bulunan kordiplomatiğe bir ziyafet vereceklerdir.”

Gazi’nin, cepheye gidişini bu ziyafet ile gizlenirken, Ankara’nın casuslarla dolu olduğunu unutmamamız gerekir.

Gazi, Ankara’yı terkederken, Keçiören’de, arkadaşları ile buluşur ve yemekte onlara şu öngörü ve hesabını açıklar;

“O gün gelsin, 15 günde İzmir’deyiz.” Ancak, arkadaşları ona inanmadıklarını hissettirirler.

Başkomutan, Akşehir’de bulunan, Batı Cephesi karargâhını, önce, Afyon Şuhut’a, sonra da 25 Ağustos 1922 günü, Şuhut yakınlarındaki dağlık bölgeye taşıtır. Gazi, Türk ordusunun, dünya ile haberleşmesini, 25 Ağustos günü tamamen kestirmiştir.


GAZİ'NİN KALDIĞI KARŞIYAKA İPLİKÇİZADE KÖŞKÜ

26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30’da, Kocatepe’de güneşin doğuşuyla birlikte, Türk topçusunun baraj ateşi başlar. Özlenen, “Büyük Taarruz” başlamıştır. Birkaç saat içinde, iki tepe dışında tüm Yunan hedefler ele geçirilir.

Gelelim, 30 Ağustos 1922 Çarşamba gününe, Yunan ordusunun tamamen sarılmış ve imha edilmiş ve “Dumlupınar Meydan Savaşı” kazanılmıştır. Büyük Taarruz'un son safhası da Türk askeri tarihine Başkomutanlık Muharebesi olarak geçmiştir.

O, sadece Yunan ile savaşmıyor, tüm emperyalist ülkeleri ile vuruşuyor, 207 bin Mehmetçikle birlikte, omuz omuza vatanını savunuyordu. Bu nedenle; Bin 240 günlük işgalin, esaretin, zulmün ne zaman sona ereceğini, ta Ankara’dan gizlice yola çıktığında arkadaşlrına söylemiyor muydu?


09 EYLÜL 1922 YUNAN TAHLİYESİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir" sözünün ardından İzmir'de yaşananları anlatabilir misiniz?

İzmir’de güzel günler geçiren Yunan Başkumandan Hacı Anesti, Atina’ya geri çağrılır ve yerine General Trikupis cephe kumandanlığına tayin edilir. Yunan komutanlar, dağılan ordusunu düzene sokmaya çalışıyor, ama faydasızdı. Bozguna uğrayan Yunan askerlerin tek amacı; “biran önce denize ulaşmaktı.”

Trikupis, çekilme sırasında terk ettikleri yerleri, camileri yakılması emrini verir. Anadolu’ya medeniyet getirmeye gelenler, işgal ettikleri tüm yerleri terkederken, tüm vandallıklarını sergilemekten geri kalmazlar.

Gazi, 1 Eylül 1922 günü, Türk tarihe altın harflerle yazılan, sözlü emrini Uşak’ta ve daha sonra da Eşme’de şöyle veriyordu;

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz. İleri.”

02 Eylül 1922 günü, Yunan Başkomutanı Trikupis, Çalköy’de Türk ordusuna yenilmiş ve teslim olmuştur. Gazi’nin karargâhına getirilen Trikopis, ona şu soruları sormuştur:

“‘Siz bu savaşı nereden idare ediyorsunuz?’ Gazi:

‘Süngülerin parladığı yerdeydim, askerlerimin hemen yanındaydım.

Trikopis ise, “şimdi anladım, neden yenildiğimizi, bizimkiler savaşı İzmir’den, gemiden idare ettiler.”

İzmirliler, panik halde kendilerini gemilere atan Yunan askerlerini ve yerli Rumları görünce, kurtuluşun yaklaştığını anlıyorlardı. Türk kadınları, gizli gizli Türk bayrağı dikerler. İzmir’e Türk ordusu yaklaşırken, Ege bölgesinin üçte ikisinin yandığını gören, Mustafa Kemal Paşa, gözleri yaşararak yapılan vahşeti izler.

08 Eylül 1922 günü, Muzaffer Başkomutanı, tüm ülkeye çekilen telgrafta şunları yazmıştır:

“…Yüksek Komuta Heyeti, bu telsiz haberiyle, Yunanlıların İzmir’i savunamayacağı ve belki de boşaltmış oldukları, yabancı devletler deniz kuvvetleri İzmir’i işgal ve muhafaza ettikleri, Türk birliklerinin şehre girmelerinde bir yanlışlığa meydan verilmemesi için İzmir’i teslim edip çekilip gitmek istedikleri kanısına varılmıştır.”


10 EYLÜL 1922  GAZİ, KARŞIYAKA İPLİKÇİZADE KÖŞKÜ'NDE

Tam bin 240 gün Mustafa Kemal'in askerlerini bekleyen İzmir, işgalden sonra neler yaşadı?

Türk Ordusunun harekatını güçlükle takip eden İstanbul’daki İngiliz Orduları Başkomutanı General Harington, İngiltere Savunma Bakanlığı’na gönderdiği 6/7 Eylül 1922 günlü telgrafında gerçeklere şöyle değinmiştir:

“Durum endişe vericidir. Ateşkes için kaybedilecek zaman yok. Yunan askerleri, Anadolu’dan kaçıp gitmekten başka bir şey düşünmüyor!”

Ordu, Başkomutan’ın verdiği tarihi emirle, atlısı ile süvarisiyle beraber İzmir’e doğru koşmaktadır. Gazi, Temsilciler Heyeti Başkanı Rauf Bey’e Alaşehir’den şu telgrafı çekmiştir:

“İzmir’de hiçbir sebep ve nedenle yabancı müdahalesine izin verilmeyeceği ve azınlıkların hukukunu Türk Ordusunun en iyi koruyacağını dostlarımızdan… Yunan ordusunun yaptığı gibi İzmir’de ve diğer yerlerde yangın çıkartmaktan ve adam öldürmekten kaçınmalarını… Bu hususları gerektiği tebliğ edilmesi uygundur.”

9 Eylül sabahı saat 09.00’da Bornova’ya giren Türk askerlerinin coşkusuna Bornovalı Levantenlerin korkusu karışmış ve ülkelerinin bayraklarını evlerine asarak, kendilerini güvenceye almaya çalışırlar.    

Yüzbaşı Şerafettin, komutasında süvari öncü takımı, saat 10.30’da İzmir Konak Meydanına ulaşmış,  kapalı olan İzmir Hükümet Konağını işgal etmişlerdir. Yüzbaşı Şerafettin; Teğmen Hamdi ve Teğmen Ali Rıza ile beraber İzmir Hükümet Konağı’na Türk bayrağı çekerken, aynı anda Sarı Kışlaya; Yüzbaşı Zeki ve Kadifekale’ye de Teğmen Besim tarafından Türk bayrağı çekilmiştir.

Böylece 15 Mayıs 1919 günü, İzmir’in işgaliyle karşılaşan Konak Meydanı, 3 yıl 3 ay 24 gün sonra, 9 Eylül 1922 günü, İzmir’in kurtuluşuna da tanık olmuştur.


GAZİ İZMİR'DEN KARŞIYAKA'YA GİDERKEN- 10 EYLÜL 1922

9 Eylül'ü Belkahve'de geçiren Atatürk, 10 Eylül'de bir açık otomobille İzmir'e girdi. O gün kentte neler yaşandı?

9 Eylül 1922 günü, muzaffer Türk ordusu İzmir’e girerken, aynı gün, Gazi Mustafa Kemal Paşa, ordusu ile kurtuluşun simgesi olan, İzmir’e girmeye adeta can atar. Savaş artıklarının temizlenmesi, savaş kuralları gereğidir, O, geceyi, Nif’te (Kemalpaşa) geçirecektir.

Muzaffer Komutan, 9 Eylül 1922 günlü 18 nolu not defterine şunları yazmıştır;

15 Mayıs 1919, İzmir’in işgali… Ben aynı günde İstanbul’u terk ettim. O kara günde Karadeniz’deydim, 3 sene ve 4 ay sonra da bugün Akdeniz’deyim.

9 Eylül 1922 günü, yaşananlara devam etmeden önce, Yunan Genel Kurmay Başkanı Hacı Anesti ile ilgili bir anıyı nakledeyim. 1922 yılı baharında, Hacı Anesti, cepheyi gezdikten sonra, İzmir’de Reuter Ajansı muhabiri, ona şu soruyu sorar;

“Cepheyi gezdiniz, Mustafa Kemal’i gördünüz mü?” Yunan Başkomutanı hayret eder bir davranışla, soruya başka bir soruyla şu cevabı vermiştir:     

“Ne?... Mustafa Kemal mi? Kim bu adam? Ben böyle bir komutan tanımıyorum.” Mustafa Kemal Paşa, ona vereceği cevabı bekletir, zamana bırakır.

Muzaffer Komutan, Belkahve’den İzmir’e özlemle bakar, ordusunun zaferini izler ve Kadifekale’ye çekilen bayrağı gururla seyrederken, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya döner;

Paşam, Anadolu seferi yüz aklığı ile sona erdi. Bundan sonra başka işlerimize bakarız,” der.Gazi, İzmir’de herhangi bir yangın belirtisi görmeyince, arkadaşlarına: 

“Eğer, bu güzel şehre bir şey olsaydı çok üzülürdüm,” demiştir.

İşte, 9 Eylül 1922 günü, son Yunan kırıntıları da İzmir’den tahliye olurken, yirminci yüzyılın en büyük zaferinin kahramanı, muzaffer komutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, Reuter Ajansı’nın yaklaşır, O, muhabire, kendisine yakışan zarif gülümsemesiyle şu soruyu sorar:

‘İki haftadır cephedeyim. Her tarafta Hacı Anesti’yi arıyorum, gördünüz mü?’”

Gazi, Ankara Keçiören’de kendine inanmayan arkadaşlarına, gülümseyerek döner, ve;

“Bir gün yanılmışım, arkadaşlar, 14 günde İzmir’deyiz”, der.

Üstü açık bir otomobille, Kemeraltı’ndan geçerek Konak’a gelen Muzaffer Komutan; “Bir rüya görmüş gibiyim”, der ve İzmirlilerin tezahüratları arasında İzmir Hükümet Konağı’na girer. Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmirlilere şöyle seslenmiştir; “Başarı benim değil sizin, milletimindir.” 

Gazi, Ankara’dan beri bindiği üstü açık arabayla, İzmir yollarına düşmüştü. Aracın hızı önünde ve ardında yürüyen atlıların hızına eşti. Niye Gazi, bu arabaya biniyordu? Bu otomobil, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harrington’a aitti, Türklerce el konan bu araç, Gazi Mustafa Kemal’e tahsis edilmişti. İşte, O, 10 Eylül saat 14.00’de, İzmir’e bu otomobille, girmiştir. Halbuki, o gün, İzmirli Yemişçi Ailesi Üstü Kapalı Bir Araba Kurtarıcıya hediye etmişti.


9 EYLÜL 1922 TÜRK BAYRAĞI İZMİR VALİLİĞİNE ÇEKİLİRKEN

Hocam son olarak yaşamınızı Atatürk ve İzmir tarihine adamış bir araştırmacı olarak gelecek kuşaklara 9 Eylül gününe ilişkin ne söylemek istersiniz?

Gençler; “Kurtuluş Savaşı yapılmadı ve keşke Yunan işgalinde yaşasaydık,” diyenlerin olduğunu siz de biliyorsunuz. 15 yıl, kurucu müdürlüğünü yaptığım, İTK Uşakizade Köşkü’nde, 18 Eylül 1922 günü, yaşananları naklederek bu soruyu cevaplayacağım.


9 EYLÜL TÖRENLERİ

Gazeteci Ruşen Eşref (Ünaydın) ile Fransız Amirali Dumesnil’in arasında çok ilginç, ama bir o kadar önemli olan şu konuşma geçmiştir.  Amiral Dumesnil: 

“On dört gün içinde hem yüz kırk, yüz elli bin kişiden fazla bir ordunun yok etmesi, hem de beş yüz elli kilometrelik bir yolu süvarinin on günde aşması, askerlikte nadir görülmüş bir şeydir; şaşılacak bir hızdır bu.

Hele piyadenin de aynı günde İzmir’e varabilmiş olması, daha şaşılacak şeydir. En şaşılacak şudur ki develer ve kağnılar da beraberdi” demiştir.


9 EYLÜL TÖRENLERİ

100 yıl önce, emperyalistlerin kışkırtmasıyla, Anadolu’yu işgal eden Yunanlılar, kendi tarihlerini okumadıkları için, “Küçük Asya Felaketi” diye adlandırdıklarını, bin 240 günü kara günleri çabuk unuttular. Onlar, tarihlerini bilselerdi, Yunan Kralı Konstantin’in, 27 Eylül 1922 günü tahtını bırakıp, yurt dışına kaçtığını bilirlerdi. Yine onlar, savaş sürecinde görev yapan üç başbakanın ve iki bakanın rütbeleri sökülerek, 28 Kasım 1922 günü, kurşuna dizildiğini bilirlerdi.

Gençler, Tarih tekerrür etsin diye yazılmaz, Yunan yüz yıl sonra yine aynı hatayı yapıyor, biliyorsunuz. Sözlerimi, 1934 yılında, İtalyan diktator Mussolini ile ilgili bir anı ile sonlamak istiyorum. Mussolini, Antalya’yı işgal emelini açıklayınca, Atatürk, İtalyan elçisinin masasına maraşal kıyafeti ile oturur ve diktatörün emelleri tamamen suya düşer. Atatürk gibi olma zamanı gelmedi mi, gençler.

Gençler, çokça okuyun, geçmişimizi, doğru kaynaklardan öğrenin, Atatürk’e yaraşır gençler olun. Sizlere, Atatürk’ün özlemi olan, barış dolu günler dilerim. Bu röportaj için Gazetenehaber’e teşekkür ederim. 9 Eylül 2020

 

 

Ahmet Gürel
Atatürk Araştırmacısı

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar