Beypazarı
Dr. Necati Yalçın

Dr. Necati Yalçın

Mail: yalcinnecati@yahoo.com

Çiğdem ve Yaşar Çallı Çifti Soyadıyla Gelen Yetenek

Çiğdem ve Yaşar Çallı Çifti Soyadıyla Gelen Yetenek

Dede…

İbrahim Çallı.

Türk resmine damga vurmuş.

Küçük Yaşar, torununu köyde…

Arkadaşları top oynarken o çamurdan araba veya resimler yapıyor duvarlara.

Kömürle yapıyor nerde boya!

Ressam: Sihirli Sözcük

Denizli Kahramanlar İlkokulu.

Küçük Yaşar ilkokula gidiyor.

Ünlü ressamın torunu ya, öğretmen müdüre söylüyor.

Müdür de tüm öğretmenleri topluyor.

Yaşar, Ünlü Ressam İbrahim Çallı’nın torunu!” diye tanıştırıyor ve bir tebeşir veriyor eline:

“Tahtanın üzerindeki Atatürk’ü çiz bakalım!”

“Olur!” diyor Küçük Yaşar. Hâlâ bu kelimeyi sık kullanır. Söylerken de başını yan öne eğip çok güzel vurgular!

Çizmiş. Pek iyi çizmiş olacak ki müdür başını okşarken;

Deden büyük ressam, sen de ressam olacaksın.”

Diyor ama Küçük Yaşar, ressam ne demek anlamıyor!

Ressam?

Ressam sihirli bir sözcük olarak aklında kalıyor.

Her yere ressam yazıyor!

İlkokul ikiye geçince resimle fazla uğraşmaktan sınıfta kalıyor!

Yine Bir öğretmen

Derken ortaokul…

Besim Yazıcı, Denizli Lisesi’nde resim öğretmeni. İbrahim Çallı’nın akademiden öğrencisi. Hocasıyla bağlantısını koparmayanlardan…

Yazışıyor, ediyor, Küçük Yaşar’ı dedesiyle buluşturuyor.

İbrahim Çallı’nın İstanbul’daki boğaza bakan evinde.

Dedesinin elini omzuna koyuşunu, Fındıklı’yı tepeden gören o manzarayı, verdiği kendi tuvalini, sıkıp da verdiği boyaları, manzarayı defalarca yapışını…

O yaz tatilinin bir anını bile unutmuyor...

Çallı

Ünlü Ressam, torunundaki yeteneği keşfetmiş, alıp yanına yetiştirmek istemiş, ömrü vefa etmemiş.

Çallı’nın arkadaşları tutmuş Küçük Yaşar’ın elinden.

Esat Minkari diyor en başta.

Minnetle, sevgiyle anıyor. Öğretmenlerini, ilgilenen herkesi andığı gibi…

Para dolu zarf göndermiş posta yoluyla.

O günün koşulları, nasıl takip etmişse treni, Haydarpaşa’da Küçük Yaşar’ı trenden indiğinde bulmuş.

Dede, anne tarafından olunca Küçük Yaşar’ın soyadı Ekinci.

Hangi taraftan olursa olsun, dede İbrahim Çallı! Küçük Yaşar, dedesinin izini yakalamış! Soyadı da mahkeme kararıyla Çallı olmuş…

Meclis Ressamı

Bir ömür…

Sanata adanmış, amansız.

‘Resim yapmadan duramam ki!’ diyor.
TBMM

İlk ve son kadrolu ressamı olmuş, Meclis artık ressamsız.

‘Atölyem ilk önce Dolmabahçe’ydi. Sonra Ankara’ya, Meclis’e geldim.’ diye anlatıyor.
Meclis’te çalışırken ilk atölyenin yeri onu aynı zamanda Son Saray Ressamı yapmış!

Çoğu Meclis envanterinde dev tabloları var…

‘Benim müzem Meclis!’ diyor. Sayısını bilmiyor.

Portreleri…

Ünlü.

Fotoğraf gibi çünkü!


Üst sırada evlatlarının, alt sırada dostlarının portreleri

Sakarya Meydan Muharebesi Tabloları
“Melhâme-i Kübrâ” yani

“Büyük Kan Seli”…
Sakarya Meydan Muharebesi’ne Atatürk’ün verdiği isim…
2 tablo.

Resmederken konuşmuştuk. Tuvalde küçük bir bölüm kalmıştı. Fırçasını dokundurmadığı…
“Bitmiş!” dedim. İşin çoğunu tamamladığını düşünerek…

Oysa o tabloda vatan için canlarını verenleri, evlatlarını kaybeden anaları düşünüyormuş.

“Daha çok işi var… Çok zor iş.” dedi.

İlham gelmesi derler ya hani? Çallı’nın resme başlamadan önce hissetmesi gerekiyor. Yaparken de hissettiklerini yoğun bir şekilde yaşıyor. Kolay bitiremiyor. Ayrıntılara günlerce kafa yorduğu oluyor…
Tabloda şehitleri taşıyan kadınlar var.
“Kahramanların cansız bedenlerini taşıyan kadınlar, yaşlı adamlar var…

Onların seslerini duyuyorum, geceleri uyuyamıyorum…” diyor.


Sakarya Meydan Muharebesi tablolarından, üzerinde çalışırken

Çiğdem Çallı

Çiğdem Çallı.

Bir zamanlar öğrencisiymiş.

Sonra eşi olmuş…

Bu sıralar adıyla aynı adı taşıdığı çiğdemleri çalışıyor, harika tablolar üretiyor.

“Soyut çalışmaları da çok seviyorum” diyor.


Çiğdem Çallı’nın corona günlerinde yaptığı soyut eserleri. Tuval üzerine akrilik.

Atölyede başrolde!

Atölyede bir çalışma masası var.

Onun!

Kendi yaptığı tablolar var.

Masasının çevresinde.

Bir de Yaşar Çallı’nın yaptığı Çiğdem tabloları var.

Atölyenin her köşesinde!

Çiğdem’in Halleri

Yaşar Çallı anlatıyor;
“Çiğdem’in ilk tablosu…

İlk tanıştığımız zamanlardakiler…

Bodrum’dayken…  

Hamileyken…

Emzirirken…

Balkonda otururken…”

Bir de içinde bir düzine Çiğdem olan, tablodaki herkesin Çiğdem olduğu tablosu var:

Çiğdem’in Halleri.

Aynı tablo içinde tef veya darbuka çalan…

Veya raks ederken yaptığı…


Hepsi birden aynı tabloda.


Çiğdem’in Halleri

Atatürk

Bir de Atatürk tabloları var.
Tuvali kaplayan.
Sevgi çiçekleri  içinde.

Oğlu İbrahim Çallı’nın arkasında, köşede.

Kendini Don Kişot olarak çizdiği tabloda, gökyüzünde.
Toplumsal yaralara karşı hassas. Çocuk gelinler, eğreti gelinler tablolarında işlediği konular.

Atatürk, toplumsal olaylara dikkat çektiği bir tabloda anıtlaşmış

Tema terör.

Kendini kaygılı çizmiş:

Düşünceli Çallı, canı çok sıkılıyor” diyor.

Bir terörist bayrağı indirmek istiyor.

İzin verir mi hiç?

Fırçasını fırlatmış.

Mızrak niyetine.

Vurmuş…


Bayrağı indirmek isteyen teröriste dikkat! Düşünceli Çallı fırçasıyla onu düşürmüş…

Atatürk’ün elini kasıtlı büyük çiziyor!

İleriyi gösteriyor.

Bir de;
“Ayağınızı denk alın!” dercesine parmağını karşıdakinin gözüne uzatıyor…

100.Yıl

İki tablosu…

Biri, önceden yaptığı…

27 Aralık Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının Ankara’ya Gelişi.

Girişteki duvarı kaplamıştı.
O günü anlatan en ünlü tablo Ressam Saip Tuna’nın. 1.Meclis’in duvarını süslüyor. Çok kıymetli…
Ressam Yaşar Çallı’nın bu tablosu da çok değerli.

Şimdi artık müzede.

27 Aralık Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının Ankara’ya Gelişi tablosu

Milli Mücadele’nin 100. Yılında, İlk Günkü Heyecanla başlığıyla düzenlenen törenle
27 Aralık 1919’un 100. yılında, Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müzesi’ne konuldu.

Diğeri, bugünlerde yaptığı…

Yine bir Atatürk tablosu.

Atatürk’ün üzerinde resmi törenlerde giydiği frak.

Göğsünde İstiklâl Madalyası.

Siyah, uzun etekli ve eteğinin arkası bele değin yırtmaçlı ceket ve beyaz papyonu.

Elinde, silindir şapkası.

Hatırlayalım

Araya, bir anı girelim…

Nice bilim insanını, sanatçıyı eğitim görmesi için yurt dışına gönderen genç Cumhuriyet, zanaatkârları da unutmaz.

Levon Kordonciyan.

Terzi.

Paris’te beş yıl kalır. E.J.Malle Akademisi’nden diplomasını alır. Staj yapar. İstanbul’a döndüğünde oğluyla Havuzlu Han’da çalışır.

Smokin, frak, jaketatay, bonjur veya redingot nasıl dikilir, iyi bilir.

Bugün Kurtuluş’taki atölyede makası, omuz terazisi ve kömürlü ütüsü duruyor…

Tabloya dönelim

Tablodaki, belki de Levon Usta’nın diktiğidir…

Arkasında Türk bayrağı, önünde bir Ankara endemiği, sevgi çiçeği.

Bu tablosunun da 100.yıl coşkusunda değerlendirilmesini arzu ediyor;

23 Nisan’ın100. yılında.

Karşılık beklemiyor.

“Çoğaltılsa, halka ücretsiz dağıtılsa” diyor.

İlgilenecek kişi, kurum veya kuruluşlara duyurmuş olalım…

23 Nisan’ın 100. yılında çoğaltılsın, halka dağıtılsın diye arzu ettiği Atatürk tablosu

Ressam Yaşar Çallı

Bir elinde piposu, diğerinde fırça, yüzünde gülücük,
Üzerinde bir önlük,
Ama göğsünde mutlaka Atatürk
Atatürk rozetinin altında kocaman yürek.
Çalışıyor, şövalesinde harika tablolar üreterek…
Onun deyişiyle;
“Sağlık diliyorum” ailesine, kendisine.
Yaşar Çallı.
Büyük ressam.
Vesselâm…



Dr. Necati YALÇIN

Makale Yorumları

  • Demet Adalı13-05-2020 19:11

    Tebrik ederim Necati hocam. Çok samimi ve içten akıcı bir anlatım olmuş. Zevkle okuduk.Teşekkür ederiz.Saygılarımla.....

  • Feza Yıldırım13-05-2020 08:03

    Çok güzel olmuş böyle bir.sanatçıya değer.Emeklerinize sağlık.

  • hasan pekmezci06-04-2020 23:19

    sanat baştan sona yürek işi değil mi zaten....

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar