Beypazarı
Önemsoft
Önemsoft
Kızılay
Prof. Dr. Hasan Pekmezci

Prof. Dr. Hasan Pekmezci

Mail: hasanpekmezci@gmail.com

Çocuklar ve Ana Babalar

Çocuklar ve Ana Babalar

Biz eğitimciler, akademik yaşamda yer alanlar, eğitim yöneticileri her zaman her platformda velilere, ana ve babalara ''çocuklarınızı tanıyın. Onları fark ettirmeden gözlemleyin; tavır ve davranışlarını, kapasitelerini, ilgi alanlarını yetilerini anlamaya çalışın'' gibi klasik, bir anlamda kanıksanmış uyarılarda bulunuruz. Bunun ne kadar önemli olduğunu da vurgularız. Elbette yanlış değil bu uyarılar, yönlendirmeler, dikkat çekmeler. Bugün bir ana-baba ile çocuklarının eğitimine ilişkin bir konuşmamız geçse mutlaka benzer konulara dikkat çekici uyarılarda bulunacağımız kesin. Benim bundan 52 yıl önce öğretmenliğe başladığımda da aynı şeyler geçerliydi. Bunları yadsımak ya da eleştirmek adına yazmıyorum; bu bir gerçeklik ve gereklilik.

Aslında değinmek istediğim yine ana-babalarla ilgili farklı bir yaklaşım: Analar-babalar çocuklarını tanıyor veya tanımak için onların çabaları bekleniyor da; ya çocuklar ana ve babalarını ne kadar tanıyor ve tanımaları için okulları, öğretmenleri, iletişim kanalları ne gibi uyarılar, dikkat çekici yaklaşımlar yapıyor? Ne gibi bir yönlendirme ile ''ananızı-babanızı hangi yönleri ile tanıyorsunuz?'' konusuna dikkatleri çekiliyor öğrencilerin ya da çocukların. Açıkçası ben ''hiç sanmıyorum''. Eğitim sistemi olarak en iyi, en başarılı okullarda okudum, öğrenciyi tanıma, yönlendirme çabaları konusunda milim eleştirecek yön bulamam. Ama şimdi düşünüyorum da ''Ananızı-babanızı nasıl tanırsınız ve nasıl anlatırsınız, ya da ailenizi'' diye bir uyarı, bir yönlendirme duymadım, yaşamadım, okuduğum bütün okullarımda. Şimdi aklıma geliyor, ben de eğitimci olarak bunca yıldır böyle bir tavırda bulunmadım, kendimi acımasızca eleştiriyorum bu konuda. Nelerle karşılaşırdım bu konuda kim bilir. Ne kadar içten ve doğrucu olabilirler kestirmek zordur yanıtlarda. Ama yine de öğrencilerimin ilk idolleri olan ana ve babalarını nasıl gördükleri, nasıl anladıkları ya da anlayamadıkları konusunda neler öğrenirdim, bu öğrendiklerimle nasıl ve ne denli tutarlı değerlendirirdim onları, soruları beni hep meşgul eder.

Bu düşünce şimdi oluşmadı; ne zaman ve neden oluştu bende, kısaca ona da değineyim; 12-18 yaş arası, çocuklar için Sevgi Evleri adı altında bir AB projemiz vardı. Bu proje içinde resim çalışmalarında ''resimlerinizde anneniz, babanız, kardeşleriniz de yer alabilir, eğer isterseniz'' gibi bir şeyler söylerdim, çocukların özel durumları nedeniyle çok da üstelemeden. Bunu neden gerekli gördüğümü de yazayım. Bu alanlarda epeyce sorunlu ana-babaların olduğunu bildiğimden. Çocuklardan bazıları birşeyler çizdi, boyadı. Çok iyi analiz edilmesi gereken resimler. Ama bazıları hiç bu konulara girmek istemedi. İçlerinden biri vardı ki beni nerelere taşıdı, çarptı, perişan etti. Sonra bu kapsamda düzenlediğimiz sergilerde en çok ilgi gören resimlerden biriydi bu.

''Anam kış yaz her gün eve ekmek getirir''  bu resmin adı. Ana, sırtında bir ekmek, ama anayı ezen dev bir ekmek. Arkasında kış, önünde kocaman güneş ve yaz. Ekmeğin devliği onu elde etmenin devasa zorluğu ile eşdeş. İlayda'nın anası bu. Anasını nasıl gördüğünün, onu nasıl anladığının ve anlattığının de görsel kanıtı. Başka başka soruları ve neden baba değil de ana sorusu gibi başka başka acabaları kendiniz de sorgulayın. Ne zaman bu resme baksam içim allak bullak olur, anam geliverir gözlerimin önüne. Anamı kaç kez yazdım, çizdim, anlatmaya çabaladım elim, dilim ve kalemim elverdiğince; ama bu kadarını hiç beceremedim. Ben kendiliğimden, sezgilerimle anamı tanımaya çalıştım o kısacık, o tadımlık beraberliğimizle. Onun da ne kadarı bilinç.

Eğitim bir anlamda çocukluktan başlayan bütün anlatım yollarını kullanarak özgürce anlatım, kendini ifade, duygularını ifade edebilme yetisi kazandırmaktır. ''Çok konuşma sus'' kültürünün egemenliğinde, çok konuşabilen çocuklar yetiştirmek bana göre asıl eğitimin amaçlarındandır. İki seçenek var önümüzde; konuşan, yazan, çizen, kendini, iç dünyasını anlatabilen insan. Konuşmayıp içine atan, attıklarıyla da kendini çöp kutusuna döndüren insan. Bu çocuk, bu insan yeri ve zamanı gelince bu kez başkalarının da susması, konuşmaması üzerine kuracaktır egemenliğini.

Sürekli ''Cıss'' üzerine kurulu aile yapısı, giderek toplum yapısına döner. Bu suskun toplum psiko-patolojik insan yığını olmaktan kurtulamaz, akla gelen-gelmeyen sorunların altı deşildiğinde bu baskıların çıkacağı kesindir. Ürkek, korkak, pısırık, mıymıntı, sünepe gibi sıfatlar ''Kes sesini konuşma, sus, Cıs'' despotluğunun yarattığı, yaratacağı insan modelidir.

Eğitimcilere sesleniyorum, konuşma özgürlüğü şu ya da bu şekilde sınırlanan bir toplumda sizlere çok önemli görevler düşmektedir. En azından,  çocuklara kendilerini, evlerini, ana-babalarını, ablalarını, ağabeylerini anlatmalarına fırsat yaratın. Yazıyla yapamazsanız resimle, bir kâğıt kalemle, bir kurşun kalemle anlattırın, çizsinler karalasınlar. ''Bunlar resim derslerinin, resim öğretmenlerinin görevleri bana ne ya da bize ne demeyin.'' Bir A4 çizigisiz kâğıt-bir kalem.  Her öğretmen önce kendini rehabite edebilecek birikime sahip olmalıdır. Ardından çocuklarını okuyabilecek, çözümleyebilecek sezgi gücünü de bulmalıdır.

Unutmayın ki öğrenciler velinimetimizdir. Öğrenci olduğu için okul, öğretmen vardır. Nitelikli öğrenci sadece belli derslerin papağanı olan öğrenci değildir. Adam gibi konuşmasını bilen, düşüncelerini anlatabilen, kendine güvenli öğrenciler eksik kalan bilgilerini de öğrenmesini-tamamlamasını bilirler. Bilgi öğrenilebilir, bir gün önce, birgün sonra. Ama insani değerler bilgiden önce gelir. İnsani değerler kazanımı sizlerin yaratacağınız örneklikle süreç içinde yaşanarak, denenerek, ifade edilerek kazanılır. Unutmayın; anlatmasını bilen, anlattığının bir değer olduğunu ve anlaşıldığını gören, daha iyi anlatabilmenin çabasına girecek; başka bir yönden de er veya geç başkalarına değer vermesini ve onları dinlemesini de öğrenecektir. 

 

Prof. Dr. Hasan Pekmezci
Ankara

Makale Yorumları

  • Necati Yalçın10-05-2020 19:01

    Canım HocamYine titrettin beni!İlayda tamam ama senin tek bir şiirin var ki karanfilli resimlerini hiç saymıyorum.Kalemine, yüreğine sağlık.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar