Beypazarı
Prof. Dr. Hasan Pekmezci

Prof. Dr. Hasan Pekmezci

Mail: hasanpekmezci@gmail.com

Korona Günleri Üzerine...

Korona Günleri Üzerine...

Yaşamın her alanını etkileyen bir salgın sanat alanını daha çok etkiledi diyebiliriz.

Nedeni de bizim gibi toplumlar bir yana, gelişmiş toplumlarda bile her şeyin ilk kısılacağı değil, kesileceği, yok sayılacağı alan kültür ve sanat alanlarıdır. 

Yıllardır batı sanat olaylarını sanat sitelerini, müze ve sanat merkezlerinin etkinliklerini, müzayedeleri takip emeye çalışırım. Artnet, Artnews, Hiperallergic, Saatchi, ARTSY, Art Critique, Gagosian, Perrotin gibi müzeleri saymıyorum...

Hepsi panik yaşadı. Eser fiyatlarında yarı yarıya düşük satış reklamları yaptılar. Müzeler çok sayıda eleman çıkardı.Dijital ortamda bekledikleri hareketliliği hiç biri elde edemediler buna rağmen. Çünkü sanat etkileşimi daha çok birebir ilişki ve eserle somut bağ ile sağlanır. Elbette dijital ortam da bir çözüm yoludur ama şu ana kadar üç aylık bilanço pek umulan düzeyde değil. Bizde galericilerin de somut bir karşılaştırma yapacak durumda olduğunu sanmıyorum, tümü değilse bile çoğunluğu tatil gibi beklemede.

Ama şu  konuda daha atak bir gelişme olumlu. Müzeler sanal ortamda açıldı. Bizde sanat eğitimi kurumları sanal sergiler düzenleme yarışına girdiler. Bana  göre bunlar oldukça olumlu çabalar. Korona sonrası da kesilmeden devam edebilecek uygulamalar ki çok önemli sayıyorum, şayet devam ederse..

Bazı sanat ve makale siteleri örneğin,'' academia.edu'' gibi girişleri ücretsiz ya da indirimli yaptı.

Burada üç aylık süre elbette daha ne oldu, ne oluyor gibi yarı bilinçli, yarı bilinçsiz geçiyor. Zaman uzarsa asıl o zaman başka başka sorgulamalar devreye gidebilir.

Her büyük sorun, küresel olsun olmasın; sanat insanlarının ne yaptıklarının, neden ve niçin yaptıklarının sorgulamasını yaşatmak zorundadır. Sanatçıların sanatın amaç, işlev ve sorumluluklarını düşünmeleri gerekir. Gerekir derken; sanatçı denen insanın duyarlığının zorlaması anlamında söylüyorum bunu. Dünyanın her yerinde sanat insanlarının bu anlamda etkinliklerini corona'nın yıkımlarına yönlendirdiği görülüyor. Bizde de bazı sanat insanlarının benzer duyarlığı gösterdiğini izliyoruz.

Her kaotik sorun ister bireysel olsun, ister toplumsal; sanatçının eserlerine az ya da çok yansır.

Her zaman örnek veririm; Goya'nın duyarlığı olmasaydı, 3 Mayıs Katliamı tablosu olmazdı. Bu tablo daha sonra pek çok ressama ilham kaynağı olmuştur. Picasso bütün bohemliğine rağmen ülkesinin sorunlarına, yaşadıklarına duyarlı olmasaydı, GUERNİCA gibi bir baş eser ortaya çıkmazdı. Reina Sofia Müzesi'ni gezmeye gelenlerin yüzde yetmiş-sekseninin sadece bu eser için  olduğunu düşünelim. Ben de dört kez gidenlerden olarak.

Bizde çok sınırlı, çok ön plana çıkamayan ama yine de olumlu sayılacak çalışmalar yapıldığını görüyoruz, izliyoruz. Burada önemli olan yapılanların devamlılığıdır.

Türkiye ne kaotik dönemler yaşadı, yaşatıldı. Gar, Kızılay, Sultan Ahmet, Adana, Madımak, Soma, Karaman, Maraş, Sıvas...

Bunların anlatılacak, yazılacak, öykü, şiir, resim olarak betimlenecek yanı yok muydu? Ortada bir şey yok.

Korona günlerinin de bu yoklar içinde kaybolup gitmemesi gerekir.

Dijital ortamlarda sanata çok yer verilmesi, sanatın lehine olacak bir çabadır bana göre. Çünkü kapalı bir yaşamda herkesin en önemli iletişim aracı dijital araçlar olmuştur. Buna keşke TV'ler de dahil olabilseydi aktif olarak. Sanatın iyileştirici, rehabilite edici yönü çok önemli. Sınırlanmış yaşamlarda nasıl üretime dönüştüğünün örnekleri de çok; Nazım Hikmet gibi, İbrahim Balaban gibi.

Sanatın paraya tahvili konusunda o kadar iyimser değilim. Batıda nispi olarak bazı hareketlilikten söz edilebiliyor ama bizde bunun çok öne çıktığına, çıkacağına dair işaretler yok.

Dediğim gibi psikolojik destek konusunda bizde bile sosyal medyada dolaşanlar var. Ben bu zamana kadar böyle yoğun sanat sunuları, videoları, resim görselleri almamıştım. Her gün çok sayıda bale, dans, tiyatro, müzik sunusu geliyor. Ama daha sonrası için bunun devamlılığı ne olacak soruları boşlukta kalıyor.

İnsanımızı tanıyoruz, günübirlik duygu ve düşünce içinde olan toplumlardanız. TV'deki bir polemik önü arkası öğrenilmeden, ilk duygularla, anında kamuoyu yoklamalarına yansıyorsa; böyle bir toplumda uzun vadeli düşünceler ve planlar havada kalır.

Fanatik saplantılar doğrunun, doğru düşünmenin, doğruyu görmenin düşmanıdır.

Salgın sonrası elbette bazı düşünce oyunları devam edecek, ama bir süre sonra ''Bu bir paranoyaydı canım.'' moduna iniverecek.

Bize göre keşke devam edebilse. En azından doğanın nasıl kendine geldiği unutulmasa...

Kemikleşmiş beyinleri işler hale getirmek, oduncu deposundaki kütüklerden çiçek açmasını beklemeye, hatta dalından elma koparmayı hayal etmeye benzer.

Doğu toplumları hayalci toplumlardır. Biz hayallere devam eder, dururuz.

Batı müzeleri ve sanat merkezleri dijital platformları sınırlı da olsa kullanıyorlardı eskiden. Ama salgın süresince her alana açık, ücretsiz sunular, videolar, sanal geziler, açıklamalar var. Bu durum salgın sonrasında devam eder mi bilmek zor. Kapitalist bir dünya görüşünde paraya tahvil edebilme güdüsü ağır basar. Bu nedenle ben çok da iyimser bakamıyorum konuya. Batı müzeleri ilk günden personelini kapının önüne koymak gibi bir açgözlülük yaparken; dijtal gezilerin izleyici kaybı yaratacağını da hesap edecekleri kesin. 

Bizde ''Eski tas, eski hamam.'' sözü boşuna değildir. Yaşananlar çabuk unutulur.

Kurtuluş Savaşı gibi bir ölüm kalım mücadelesi bugün bazı çevrelerce yok sayılabiliyorsa; bunun altında hep bu unutkanlıklar yatar. Unutturmamak için müzeler kuruyor bilinçli devletler, Londra'nın en önemli müzelerinden biri War Museum'dur. Moskova'da Puşkin Müzesi'nin biraz ilerisinde muazzam bir Savaş Resimleri Müzesi var.

Yahya Kemal bizde neden bir ''Kurtuluş Savaşları Müzesi'' olmadığını sorar yazılarında ve bunun çok önemli bir eksiklik olduğunu vurgular.

Cezayir'de Savaş Müzesi var. Oradaki Barbaros Hayrettin ve Turgut Reis heykelleri, Türkiye'de hiçbir yerde yok. Devasa savaş resimleri, tablolar. Her saat binlerce öğrencinin, okulların gezdiği bir müze burası.

Tarih sadece kitaplardan öğrenilmez, hele hele  test sınavlarından asla....

Öğrenilmeyen, özümlenemeyen tarih ders alınamadığı için ''tekerrürleri'' yaşamaya, yaşatmaya  devam eder.  

Bunları neden yazdım, söyledim? 

Korona günleri biter, çok şey unutulur gider...

Belki bilinçli çok sınırlı bir kesim bunun düşünsel bazda sorgulamasını yapar, o kadar...

Müzelerde ve sanat merkezlerinde online ziyaretler elbette belli bir ilgi alanı yaratabilir ama ''Bu olanağı kimler, ne kadar özümleyerek izliyor?'' sorusunun yanıtları önemli.

''Lay lay lom'' kültürü ile beyinleri yıkanmış bir toplumun birkaç aylık sanal sergi ve sanal kültür örnekleriyle karşılaşması ne kadar etki yaratabilir? 

Ben kuşkulu olanlardanım.

Çeşitli yaş, ilgi ve  meslek gruplarına açıklamalı müze gezileri düzenledim uzun süre. En dikkatli olanların bile ilgi süresi 20 dakikayı geçmiyor. Somut, canlı, hareketli bir uygulamada ilgi böyleyse; sanal ortamda bir kareye bakma süresi saniyelerle sınırlı kalacaktır. Bir araştırmama göre; (Bunu kendim takip ettiğim için çok iyi biliyorum.) bir sergide izleyicinin bir eser karşısında harcadığı zaman ortalama hesapla bir ve iki dakika ile sınırlı. Bu süre, çok reklamı yapılan, çok ünlü sayılan bir ressamın sergisinde. ''Acaba neden bu kadar ünlü bu adam?'' merakıyla resimlerde bir gerekçe arama nedeniyle iki dakikaya çıkıyor. Adı belli olmayan birinin sergisinde bir dakikanın da çok altında.

Sanal müze gezilerinin çok daha hızlıca gezildiği düşünülürse; etkisi, yararı ve kazanım denen izi o kadar az olacaktır.

Doğu kültürü aslında bizim Arabik'e bulanmayan Şamanist-Ata kültürümüzdür.

Güzel düşün,

Güzel sözler söyle

Güzel işler yap.

*

Bir başkası:

Havayı

Suyu,

Toprağı sakın kirletme.

*

Hele biri var ki

Eline,

Beline

Diline sahip ol....

Bunları her an gündemde tutacak etik politikalar dizgesi gerek.

Bundan sonra sosyal yaşam alanında bazı sorgulamalar mutlaka yapılacaktır. Örneğin, doğayı kirletme bilinci açısından daha yoğun düşünce platformları doğacak. Barınma, ev edinmede çok katlı hapishane evleri yerine; az katlı, bahçeli evlere ilgi artacak. Bunun şimdiden örnekleri görülüyor. Bizim bildiğimiz bahçeli, müstakil bir sitede ev arayanların sayısında çok belirgin artışlar var. 

Bu salgın doğru-yanlış başka başka düşünceler doğmasına neden olmaya başladı. Kimine göre paranoya, kimine göre hayal olsa da; uluslararası oyun içinde planlı insan kıyımı olduğunu, bu oyunun daha da başka boyutlarda devam edeceğini, küresel rekabet içinde silahlı mücadeleler yerine virütik-laboratuvar silahlarıyla savaşlar çıkarılacağını öngören düşünceler var. 

Düşünün ki; dünyanın her yerinden 500 bine yaklaşan insan ölüyor. Kimsenin de buna dur demeye gücü yetmiyor.

Bu muazzam güç onu kullanmak isteyenlere başka başka seçenekler, düşünceler, planlar uygulama fırsatları sunacaktır. Akıllı uluslar sosyo ekonomik önlemler geliştirecektir ama öncelikle kendilerini korumaya, egemenlik alanları yaratmaya yönelik...

Burada en azından yüz, yüzelli yıllık bir zaman dilimini ele alarak devlet-devlet adamlığı kavramı üzerine bir sorgulama yapalım. Bazı fireli insanlarla birlikte çoğunlukla başta Avrupa olmak üzere bütün dünyada ağır, ölçülü, insana, yasalara, etik kurallara saygılı, özgürlük yanlısı örneğin; Willy Brandt (1913-1992) gibi liderler vardı. İnceleyin lütfen, ABD, Fransa, İtalya, İngiltere başta olmak üzere, lider denen insanları. İlke, insanî değer, empati denen şeyler erozyona uğradı. Asıl bu gibi hastalıkların yayılmasıdır tehlikeli olan. 

Her toplum kendi aczinin ceremesini yine kendisi çeker. Ama çok ağır bedeller ödeyerek...

Bir toplumda başta ''aidiyet bilinci'' ''Ben bu ülkenin, bu doğanın, bu toprakların kültürünün, sanatının insanıyım, bunlar bize atalarımızdan emanet ve bizlerden de emanete ihanet etmeden çocuklarımıza mirastır.'' duygusu, ardından empati denen ''sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma'' özdenetimi gibi en önemli denetleyiciler yok edilirse toplumun örgüsü, dokusu çözülür. Çözülen bu doku lime lime parçalanmaya, çürümeye hazır demektir.

Emperyalist güçlerin ilk amaçlarıdır bunlar, hedef toplumlar için.

Bu nedenle bu salgının başka başka hesaplara da kaynaklık edeceği konusunda uyanık olmanın gerekliliğine inanıyorum. Çok fazla ders alınacak olsaydı, Birinci Dünya Savaşı'nın korkunç yıkımından sonra daha da korkunç olan 2. Dünya Savaşı yaşanmazdı. Yine ders alınacak olsaydı, yıllardır Orta Doğu'yu kan gölüne çeviren pislik savaşları olmazdı.

Bir toplumu dejenere etmek, homojenliğini dejenere etmekle başlar. Dejenere toplumların kendilerini toparlamaları birkaç neslin harcanması demektir.

Ben korona belasından yeterince ders alınacağını sanmıyorum.

Bir süre oyalamalarla geçer, ondan sonra ''Eski tas, eski hamam''....


Dilerim yanılırım.

 

Prof. Dr. Hasan Pekmezci
Ankara

 

Makale Yorumları

  • Mustafa ŞENER12-06-2020 19:36

    Sayıdeğer Dostum !...Yazınızı ilgiyle okudum.Beni çok düşündürdü.Teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum...

  • Nevzat CAN01-06-2020 17:44

    Teşekkürler Hocam.

  • Nevzat CAN01-06-2020 17:42

    Ellerinize sağlık Hocam.Çok yararlandım.Teşekkürler

  • Necati Yalçın01-06-2020 00:15

    Kapsamlı. Güncel mi güncel. Zengin bir içerik.Harika bir yazı daha. Yüreğine sağlık Sevgili Hocam.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar