Beypazarı
Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Mail: mehmettuncer56@gmail.com

Kültürel Miras Olarak Türkiye ve Avrupa Kentleri 1

Kültürel Miras Olarak Türkiye ve Avrupa Kentleri 1

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER
Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi

Bu yazıda, öncelikle “Kültürel Miras” kavramına kısaca bakmak istiyorum.  “Miras”, miras olan, önceki nesillerden miras kalan bir özelliktir. “Kültürel miras” söz konusu olduğunda, miras para veya mülkten ibaret değildir. Kültürel miras; mimari anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri, şehirsel dokular, kültürel değerler ve geleneklerden oluşur. Kültürel miras, bir topluluğa ait paylaşılan bir bağ anlamına gelmektedir. Tarihimizi ve kimliğimizi temsil eder; geçmişimize ilişkin, günümüze ve geleceğe olan bağımızdır. “Kültürel Miras” bir ülkenin olduğu kadar, bazı koşullarda “Dünya Mirası” da sayılmaktadır. Kültür Miraslarının korunması kentsel kimliklerin korunmasına da yardımcı olmaktadır.


1985 YILINDA UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİNE KABUL EDİLEN İSTANBUL TARİHİ ALANLARI
(Kaynak : http://www.alanbaskanligi.gov.tr/%C4%B0stanbul_tarihi_alanlar%C4%B1.html)

Kültürel miras veya kültür mirası daha önceki kuşaklar tarafından oluşturulmuş ve evrensel değerlere sahip olduğuna inanılan eserlere verilen genel bir isimdir.

“Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi” kültür mirasını üç sınıfta gruplandırmaktadır  (Tunçer, M., 2017, Dünden Bugüne Kültürel Miras ve Koruma, S. 4) :

• Anıtlar: Bu gruba mimari yapılar, heykeller, resimler, arkeolojik eserler, kitabeler, mağaralar vd. eleman birleşimleri girmektedir. Bu grupta yer alan eserler tarihi veya sanatsal veya bilimsel olarak evrensel değerlere sahiptirler.

• Yapı toplulukları: Bu gruba giren yapı toplulukları bulundukları konum nedeniyle tarihi, sanatsal veya bilimsel olarak evrensel değerlere sahiptirler.• Sitler: Bu gruba giren sit alanları ya insan ürünüdür ya da doğal bir şekilde oluşmuştur. Ya da bu ikisinin kombinasyonudur. Bu gruba giren sit alanları ya estetik, ya etnolojik ya da antropolojik bakımdan evrensel değerlere sahiptirler.

Somut ve Somut Olmayan Kültür Varlıkları (Tangible and Intangible Cultural Heritage)

Kültürel miras genellikle zanaatkârlık ve sanat alanlarını (ahşap ve metal işçiliği, dericilik, bakır vb. metal işçiliği, tablolar, çizimler, baskılar, mozaikler, heykeller vb.), tarihi anıtları ve binaları ve arkeolojik alanları akla getirir.

Fakat kültürel miras kavramı bundan çok daha geniş ve yavaş yavaş insan yaratıcılığının ve ifadesinin tüm delilleriyle dolup taşıyor: etnografik değerler, yemek kültürü, müzik kültürü, fotoğraflar, belgeler, kitaplar, el yazmaları ve enstrümanlar vb. bireysel nesneler ya da koleksiyonlar.

Günümüzde, yerleşimlerdeki kentsel ve arkeolojik sit alanları, su altındaki miras ve doğal peyzaj kültürel mirasın parçası olarak değerlendirilmektedir.

TARİH İÇİNDE KÜLTÜREL MİRASIN KORUNMASI

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar binlerce yıllık uygarlık tarihi içinde insanın doğrudan veya doğa ile birlikte yarattığı değerler, bugün “kültürel ve doğal miras” olarak adlandırılır. Bu değerlerin korunması, çağımızda insanlığın ortak sorunudur ve üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Kültürel ve doğal mirasın korunması konusunda uzmanlık alanları ortaya çıkmış konu ile ilgili ölçütler belirlenmiş, hukuki ve yasal düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.

Koruma kavramının geçmişi çok eski devirlere dayanmakla birlikte, çağdaş korumanın kuramsal temelleri 20. yüzyılda atılmış, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde Avrupa’da kentsel koruma çabaları hız kazanmıştır. Koruma alanında uluslararası platformda yapılan çalışmaların ilk adımı, ‘Uluslararası Müzeler Örgütü’ tarafından 1931 yılında Atina’da toplanan ‘I. Uluslararası Tarihi Anıtların Korunması ile İlgili Mimar ve Teknisyenler Konferansı’nda atılmıştır. ‘Atina Konferansı’ olarak da bilinen bu toplantıda önemli tarihi anıtlara fon oluşturan çevrelerin, yapı gruplarının ve bazı özellikleri olan güzel görünüşlü manzaraların korunması önerilmiş, bu ilkeler bütünü 1932 yılında İtalya’da ‘Carta del Restauro’ olarak yasal bir kimlik kazanmıştır. 1964 yılında kabul edilen Venedik Tüzüğü korumada en önemli belgelerden biridir.

1965 yılında kültür varlıklarına ilişkin araştırma, dokümantasyon ve teknik yardımla ilgili olarak ICOMOS Vakfı (International Council on  Monuments and Sites) kurulmuştur. UNESCO tarafından 1972 yılında düzenlenen konferansta “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” imzalanmıştır.

Avrupa Konseyi, Mimari Miras konusunda bir takım kararlar almış, bu kararlara göre ülkelerce oluşturulması gereken yasal prosedürler ortaya konulmuştur.  Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından düzenlenen Genel Konferans 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanmış “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” imzalanmıştır. Bu sözleşme ile Kültürel varlıkların önemi ve giderek bozuldukları belirtilmiş ve koruma için işbirliği yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmenin sonucu olarak “Dünya Mirası Komitesi” adı ile hükümetler arası bir komite kurulmuştur. Sözleşme esasına göre her devlet tarafından kültür varlıklarının bir listesi oluşturulmakta ve “Dünya Kültür Mirası Listesi” adı altında yayınlanmaktadır.


DÜNYA MİRAS LİSTESİNDEKİ VENEDİK / RİALTO KÖPRÜSÜ (Fotoğraf: M.Tunçer)

2017 yılı itibariyle Dünya genelinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı 1073 kültürel ve doğal varlık bulunmakta olup bunların 832 tanesi kültürel, 206 tanesi doğal, 35 tanesi ise karma (kültürel/doğal) varlıktır. Her yıl gerçekleşen Dünya Miras Komitesi toplantıları ile bu sayı artmaktadır[1].

En çok dünya mirası olan ülke İspanya'dır (43). Ayrıca en çok kültürel mirası olan ülke İtalya (40), en çok doğal mirası olan ülke Avustralya (11), en çok karma mirası olan ülkeler ise Çin ve Avustralya'dır (4).

Korumanın çok çeşitli ölçek ve boyutları vardır. Tek bir yapıdan, büyük bir kente kadar giden sorunlar, yasal, parasal ve yönetsel düzenlemelerle şekillenir ve çözümlenir. Korumanın sosyal, teknik, politik ve kültürel boyutları bu düzenlemelerle bütünleşerek uygulamaya yansır. Korumanın kurumsal ve uygulamaya yönelik esaslarının, o ülke koşullarına uyarlanması yasal düzenlemelerle gerçekleşir.

Bir ülkenin kültür varlıklarına bakış açısı, algılama biçimi, korumaya karşı takındığı tavır ve gösterdiği davranışlar yasalarda anlatımını bulur. Fiziki mekân kavramı, görme ve dokunma suretiyle dış dünya ile ilişki kurarken bilinçlenmektedir. Bu nedenle ilk yerleşmelerden bu yana, benimsenip anıt olarak kabul edilen yapı ve nesnelerin korunması için gayret sarf edilmiştir. Anıtlar için önlemler alınmasını, önceleri siyasal ve dinsel nedenler zorlamışsa da toplumun bunu, bir alışkanlık ve bir gelenek olarak kabul etmiş olması da önemlidir. Anıtların daima bir ortam içinde düşünüldüğünü ve çevresiyle değerlendirilmiş olduğu da bir gerçektir diyebiliriz.

Kökeni çok eski devirlere dayanmakla birlikte, günümüzdeki anlamda koruma kavram ve uygulamaları 19. yüzyılda gelişmeye başlamış, bu süreçte sanat eserlerinin ve anıtsal yapıların korunmasından yerleşmelerin bir bütün halde korunmasına geçiş, yerleşmeleri oluşturan ögelerin tarihi, biçimsel ve estetik değerlerinin anlaşılmasından sonra olmuştur. Kentlerin tarihsel sürekliliği ve bütünleşik gelişimine ilişkin yeraltı ve yerüstü değerlerinin korunarak geleceğinin tasarlanmasını amaçlayan “kent arkeolojisi” kavramı ise, 20. yüzyılın son çeyreğinde gelişmiştir.

19. yüzyılda Avrupa kentlerinde çeşitli imar çalışmaları sürdürülmüş, 1840’lardan sonra Londra’da çeşitli arkeolojik buluntular ele geçmiş, 1870’lerden sonra da benzer koşullar altında Norveç’in merkezi Oslo’da yapılan çalışmalar sırasında Ortaçağ yerleşimlerine ilişkin izler ortaya çıkmıştır. Sarfatij ve Melli, kent arkeolojisinin kavram olarak henüz gelişmediği bu tarihlerde, Oslo ve Londra gibi kentlerde eski insan yerleşimlerinin izlerinin mühendisler tarafından belgelenmesinin, modern kentsel arkeolojinin başlangıcı olarak kabul edilebileceğini belirtmektedir.

AVRUPA’DA TARİHİ ÇEVRE KORUMASINA İLİŞKİN BİLİNÇLİ ARAŞTIRMA DEVRİ VE HUKUKİ GELİŞMELER

Tarihi eserlerin onarımında, yapıyı inceleyen, yapıldığı devre ait her türlü belgeyi, çizimleri, resimleri, yazıtları ve kalıntıları değerlendiren ve çalışmalarını delillerle belirten kişiler bilinçli araştırma dönemini başlatmışlardır. Roma’lı Camillo Boito (1836–1914), tarihi yapıların sadece mimari özelliklerine bakılarak değerlendirilmesine karşı çıkmıştır. Bir yapının ayakta durabilmesi için veya zorunlu görülen başka nedenlerden dolayı, bazı eklemelerden vazgeçilemeyeceğini kabul eder. Ancak, bunlar değişik özellikte, değişik malzeme ve yapının görünüşüne zarar vermeyecek şekilde yapılmalıdır.

Camillo Boito bir binanın eski kısımlarıyla yeni kısımlarının açık seçik ayırt edilmesine dayanan bir düşünce geliştirdi. Bu düşünce müdahalenin her aşamasında bir seçim yapılmasını da beraberinde getirdi. Hiç değişmeyen ilkeyse, bir binanın tarihindeki bütün katmanlara gereken saygının gösterilmesiydi.

“Günümüz sanatçısı anıtın önünde ne kadar eğilir, ne kadar dize gelir, ne kadar silinirse o kadar iyi yapar ödevini. Yeniden dikilip, başını kaldırdığı ve ‘Ben de varım!’ diye haykırdığı gün, işte o gün titrer eski bina.”

“Yapılan modern restorasyonlar kötüyse, yeniden düzgün biçimde yapılmalarını isteyin, ama kalkıp da bunların üzerini örtmek için hatalı restorasyon çalışmalarıyla birlikte eski eseri de utanılacak bir bulanıklığa mahkûm etmeyin.”

Eugene Emmanuel Viollet-le-Duc (1814–1879); mimar, mühendis, sanat tarihçisi, eğitimci, jeolog, etnograf, dekoratör ve eleştiricilik gibi pek çok mesleği bir arada yürütmüştür. Restorasyonda ise özellikle teori çalışmalarıyla tanınır. Antik mimarinin hükmetmemesi, sadece ilham vermesi gerektiği fikrini ileri sürmüştür. Geçmişi ait eserlerin analizinin yapılmasına ve mimarın çağının malzemesini kullanarak, koşul ve olanaklardan yararlanarak kendi sentezini yapabilmesini savunmuştur. Yapılardaki değişmeleri gösteren her türlü iz ve belgenin korunmasını asla kaybedilmemesini savunmuştur.

Eugène Emmanuel Viollet-le-Duc imzalı “Restorasyon Üzerine” adlı kitap, Alp Tümertekin ve Kaan Tümertekin tarafından Türkçe’ye çevrilerek raflardaki yerini aldı.

“Restorasyon Üzerine”, Fransız mimar ve teorisyen Viollet le Duc’un iki önemli çalışmasını, J. B. Lassus’la birlikte gerçekleştirdiği Paris Notre-Dame Katedrali’nin restorasyonu için bakanlığa sunulan raporu ve “Dictionnaire Raisonné De L’architecture Française Du Xie Au Xvie Siècle” kitabındaki “Restorasyon” maddesini bir araya getiriyor. Yazarın kitaptan alıntılanan ifadelerinden birkaçı şu şekilde:

“Arkaik anlamda değilse de, en azından binaların yenilenmesi anlamında restorasyon hevesinin her çağda toplumların kendi uygarlıklarının sonuna geldiklerinde ortaya çıktığını kabul etmek gerekir.”

Kaynak : https://yapidergisi.com/eugene-emmanuel-viollet-le-ducun-restorasyon-uzerine-kitabi-yayinlandi/


https://archhistdaily.wordpress.com/tag/viollet-le-duc/

Viollet le Duc’e göre;

“Başka bir çağın yapılarının restore edilmesi ancak yüzyılımızın ikinci çeyreğinden sonra akıl edilmiştir. Bildiğimiz kadarı ile zaten mimari restorasyon da açıkça tanımlanmamıştır. Belki de bunu fırsat bilerek bir restorasyonla neyin anlaşıldığını veya anlaşılması gerektiğini kesin olarak belirtmeye gayret edebiliriz....  Bir yapıyı restore etmek, onu korumak, onarmak veya yeniden yapmak değil, belirli bir zamanda, hiç var olmadığı biçimiyle tam bitmiş bir yapı haline getirmek demektir.”

Avrupa’da büyük ölçekte planlama çalışmalarına, Baron Georges - Eugene Haussmann’ın (1809–1891) Paris’teki planlama çalışmalarına başladığı 19.yüzyıl ortalarından sonra geçilmiştir.

III. Napolyon zamanında Paris’in planlaması 1832 ve 1849’da kolera salgınlarından sonra, kamu sağlığı, temiz hava ve yeşil alanlar açısından ele alınmıştır.

Kapsamlı bir kent yaklaşımının teknokratik temeller üzerine oturtulduğu modern kent konseptine göre Haussmann tarafından ele alınan değişim planında kent, bir makine olarak algılanıyordu. Çelik, bu durumu "Herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğu ve cadde ağlarının dikkat çektiği bu planlama yaklaşımında mimar, karar alan bir birey değil, bir takımın sadece önemsiz bir üyesi olarak dikkat çekiyordu," cümlesiyle açıkladı.(Burcu Karabaş, Paris Nasıl "Temizlendi"?)


Saint Denis Bulvarı'nın hatlarının, yıkılacak alanların üzerine çizildiği plan


HAUSSMANN’IN PARİS YENİLENMESİNİ ANLATAN BİR İLLUSTRASYON

Paris’te endüstri çağının metropolü haline getirmeyi başarmıştır. Anıtların tek yapı olarak ele alınıp öylece değerlendirilmesi, 19.yüzyılda başlayan hatta Ecole de Beaux-Art’ın eğitimi içinde gelişen bir tutumdur. Kişiliği yok eden, insan ölçeğine aykırı, eşliğe, monotonluğa dönük bu suni yerleşme düzenine ve getirdiği sert yıkıcılığa karşı çıkanlar arasında Camillo Sitte de (1843–1903) vardır. Camillo Sitte, Haussmann’ın sadece tekniğe dönük, insandan ve doğadan uzaklaşmayı amaçlayan tutumuna karşı çıkar. Yapı grupları arasındaki ilişkileri ve sokak ve meydanların organik bağdaşmasına dikkat çeker. Mekân düzenindeki uyuşmanın gerçekleşmesi organik oluşumda olur. Modern şehir planlamasında, mekân düzeninde mevcut niteliklerin değerlendirilmesine dönük bir yaklaşım vardır.


NOTRE-DAME KADETRALİ (EGLİSE CATHÉDRALE DE PARİS) 19. YY. DA

 

Corona günlerinde hoşça kalın, evde kalın, sağlıcakla kalın...

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER

 

[1] Dünya Miras Merkezi’nin resmi web sitesi olan http://whc.unesco.org/en/list adresinden detaylı bilgilere ulaşılabilmektedir.

KAYNAKLAR

  1. AKÖZ; F., YÜZER, N., Tarihi Yapılarda Malzeme Özelliklerinin Belirlenmesinde Uygulanan Yöntemler,
     YTÜ. İnş. Müh. Böl. İstanbul, http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/11142.pdf
  2. AYDENİZ, N., E.,Kent Arkeolojisi Kavramının Dünyadaki Gelişimi Ve Türkiye’deki Yansımaları”, Yasar University, Faculty of Engineering and Architecture, Department of Architecture, Izmir-Turkey
  3. KARABAŞ, B., Paris Nasıl "Temizlendi"?, https://v3.arkitera.com/h41017-paris-nasil-temizlendi.html
  4. TUNÇER, M., 2018, Psikeart Dergisi, “Kültürel Miras Ve Kimlik” ‘de Yayınlanan Yazı.
  5. TUNÇER, M., 2017,  “Dünden Bugüne Kültürel Miras Ve Koruma: Ankara, Patara, Urfa Edessa, Perge, Diyarbakır, Mardin”, Gazi Kitapevi Tic. Ltd.Şti., Yayınları, Ank. Kasım 2017, 430 Sayfa. 
  6. TUNÇER, M., 2010,  “Kültürel Miras Mevzuatı”, “Avrupa’da Tarihsel Ve Kültürel Çevre Korunması”, Tarihsel Çevre Koruma Programı Kitabı, Anadolu  Üniversitesi.
  7. TUNÇER, M., 1993, İSTANBUL, ICOMOS, Türkiye Milli Komitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi,      “II. Ulusal Koruma Planlaması Semineri”, “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Tarihsel Çevreyi Koruma Politikaları”.
  8. ZEREN, N., 1984, Tarihsel Çevre Korumasında Yaklaşımlar, Tarihsel Çevre Koruması Seminer Dizisi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, s 37-51,  , İ.T.Ü Yayını , İstanbul.
  9. https://www.ntv.com.tr/yasam/tarih-sanat-ve-romantizmin-kenti-prag,BtzAaorkfEy0s4cVy-L4ew
  10. https://archhistdaily.wordpress.com/tag/viollet-le-duc/
  11. https://www.cekturk.com/tr/cekyanin-12-unesco-dunya-kulturu-mirasi/
  12. https://tr.sputniknews.com/kultur/201807011034095786-gobeklitepe-unesco-dunya-mirasi-kalici-listesi-girdi/

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar