Beypazarı
Ahmet Gürel

Ahmet Gürel

Mail: ahmetgurel50@gmail.com

Kuva-yi Milliye'de Kara Fatma

Kuva-yi Milliye'de Kara Fatma

 KUVA-Yİ MİLLİYE’DE KARA FATMA
(1888–1955)

Mondros Mütarekesi imzalanmasının hemen arkasından başlayan işgaller nedeniyle halk galeyana gelmişti. Merkezi otoritenin işgallere kayıtsız kalması nedeniyle direniş hareketleri bölgesel düzeyde başlamıştı. Silahlı çete grupları, bölgelerini işgalcilere karşı korumaya çalışıyorlardı. Bu gruplar çetelerin içinde kadınlar da yer alıyordu. Özellikle Batı Anadolu’daki bu kadınlardan biri de Kara Fatma ismiyle özdeşleşecek olan Fatma Seher Hanım’dır.

Erzurumlu bir ailenin kızıdır. 1888 yılında doğan, Fatma Seher Hanım’ın milli mücadele öncesindeki hayatı ve ailesi konusundaki bilgiler tutarlı değildir. Onun hayatı ve ailesi ile ilgili bilgilerin kaynağı başta milli mücadele dönemi olmak üzere gazetelerde yayınlanan röportajlar ve hakkında yazılan yazılar ve oldukça kısa olan 1944’te yayınlanan anılarıdır. Onunla yapılan ilk röportajı Anadolu’da Yenigün Gazetesi’nde; “İzmit Karargah Komutanı Fatma Seher Hanım, olarak tanıtılmıştır. Aynı röportajda, milli mücadeleye katılışı konusunda şunları söylemiştir. “...Harb-i umumide zevcem ile beraber çalıştım. Edirne’de Yanıkkışla da bulundum. Mütarekeden sonra zevcemim vefatı üzerine Erzurum’a dönmüştüm. Adana Cephesi çıkınca oraya koştum. Oradan Afyonkarahisar, Nazilli, Saray Köy ve Tire’de bir asker gibi çalıştım. Sonra Kocaeli’ne geçtim...” Fakat eşinin ismi konusunda farklılıklar vardır. Pek çok yerde eşinin ismi Binbaşı Derviş Erden olarak geçer.[1]

Kara Fatma’yı Ahmet Emin Yalman şöyle anlatmıştır:

‘Balkan Harbi'nde kocamla beraber Edirne’de mahsur kaldık. Yanıkkışla’da askerlik hayatını paylaştım. Mütarekeden sonra eşim öldü. Onun orduda boş bıraktığı yeri doldurmayı aklıma koydum. Adana cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle savaş vardı, oraya koştum. Oradan Dinar,  Afyonkarahisar, Nazilli, Sarayköy ve Tire’de bir asker gibi çalıştım. Sonra Kocaeli'ne geçtim.”

Erzurumlu Kara Fatma hakkında o günün basınında rastlanan ilginç yazılardan biri de H.M rumuzuyla ‘Tevhid-i Efkâr Gazetesi’nde çıkmıştır:

“Ben işte böyle şanlı bir Erzurum annesini ve kadınların en kahramanını tanıdım. Bu savaşçı ve asker kadını gördüğüm zaman kırk beş yaşlarında vardı. Fakat yaş bile bu kadının yüzüne görünmekten sanki ürkmüştür. Hâlâ dinçtir ve daha çok düşman başı yiyecektir. Erzurumlu Yusuf Ağa isminde bir yiğidin kızı olan Fatma Seher, kocası Binbaşı Derviş Bey vefat edince, Mütareke’den sonra, Edirne’de Yanıkkışla’dan memleketine geçmiş, fişekliklerini beline dolamış, çizmelerini ayağına geçirmiş ve mavzeri uzuna asarak, ateş ve kan cephesinde kahramanlık aramaya çıkmıştır ve onun mucizevî azmi, bundan sonra, kahramanlığı mavzerinin ucuna esir etti.[2]

İstikbal Gazetesine göre ise babası Vanlı aşiret reisi Yusuf Abdal Ağa, annesi Erzurumlu Ayşe Hanım’dır.[3] Bir akrabası ise, Kara Fatma’nın Ayvazlardan geldiğini ve lakaplarının da Dervişler olduğunu ifade etmiştir.[4] Fakat eşinin ismi konusunda farklılıklar vardır. Pek çok yerde eşinin ismi Binbaşı Derviş Erden olarak geçer.[5] Ahmet Emin Yalman da eşinin, merhum binbaşı Erden Bey olduğunu ileri sürmektedir. Yalman, bu bilgiyi Fatma Seher Hanım’ın kendisinden almış olabilir.[6] Kara Fatma’nın, en geniş ve detaylı hatıralarının yer aldığı 4 gün yayınlanan İstikbal gazetesinde ise eşinin ismi; Edirne’de 5. Fırka’da görev yapan ve Sarıkamış’da şehit düşen Binbaşı Vanlı Ezdeşin Bey olarak geçmektedir.[7]

Bu konuda bir başka iddiada Kazım Özalp ile Fatma Seher arasında Kocaeli bölgesinde bulundukları sırada aralarında geçtiği iddia edilen konuşmadan kaynaklanmaktadır. Fatma Seher Hanım’ın, binbaşı rütbesinde orduda görev yapan eşinin I.Dünya Savaşı’nda Galiçya Cephesi’ne giderken pusuya düşürülerek şehit edildiğini ve isminin Erzurumlu Ahmet olarak anıldığını söylediği ileri sürülmektedir.[8]

Milli mücadele öncesi hayatı ve ailesi konusundaki bilgilerin farklılıklar içermesi düşündürücüdür. Anılarında da eşinden hiç bahsetmiyor. Bununla birlikte asıl sorun evli olup olmadığı konusunda yoğunlaşmaktadır. Çünkü evli olduğunu kesin olarak belgeleyen ne resmi ne de gayrı resmi bir kanıt vardır. Hatta en başta yeğenleri olmak üzere onu tanıyanlar, onun hayatı boyunca hiç evlenmediğini iddia etmektedirler.[9]

Kara Fatma’nın evliliği kadar, kendi adını taşıyan kızı olup olmadığı konusunda farklı görüşler vardır. Gazetelere ve anılara bakıldığında savaş sırasında 13 yaşında bir kızı olduğu ve onunla birlikte savaştığıdır. Hatta kızı savaş sırasında parmaklarını yitirmişti ve Parmaksız Fatma olarak anılmaktaydı.[10] Ancak Kara Fatma’nın yakınlarından alınan bilgilere göre Kara Fatma hiç evlenmemiştir. Yanındaki ise, ablasının ilk evliliğinden olan kızı Fatma’dır. Ablası yeniden evlenince Fatma’yı yanına almış, savaş boyunca yanından hiç ayırmamıştır. Savaştan sonra da ölümüne kadar olan dönemde Fatma’yı, Fatma’nın çocuklarını bırakmamış, onlara bakmıştır.[11]

İstikbal Gazetesi’ne verdiği demeçte de “... ne kızım ne gelinim var...” ifadesi de gerçek kızı olmadığının ilk ağızdan teyit edilmesidir. Milli mücadeledeki ilk faaliyetlerini bu kez, Ermeniler tarafından eşleri, babaları şehit edilen Erzurum ve Vanlı kadınlar arasında 43 kişi toplamak ve Ermeni ordularına karşı mücadele etmek olarak anlatmaktadır. Kendisinin de katkısıyla Vilayet-i Şarkiyye’nin kurtulduğunu, buradan ayrılıp Kocaeli yöresine geçtiğini belirtmektedir. [12]

Milli mücadeleye katılması konusunda birbirinden farklı görüşlerin olmasında, gazetelerin önemli katkısı vardır. Birkaç gün arayla yayınlanan yazılarda gerçekten röportaj olup olmadığı bir yana az bir ihtimal de olsa diğer kadın kahramanlarla karıştırılmış olma olasılığı da vardır. Dolayısıyla Kara Fatma hakkındaki farklı bilgilerin ilk nedenlerinden biri bizzat kendisidir. Verdiği her mülakatta kısmi farklılıkların söz konusu olması olabilir. Ama büyük farklılıkları anlamak zordur. Mesela Balkan Savaşı’nda ve I. Dünya Savaşı’nda savaşıp savaşmadığını tam olarak anlamak mümkün olmuyor. Milli mücadeleye İzmit’te mi yoksa Kafkas cephesinde mi başladığını tam olarak belirleyemiyoruz. Çünkü anılarında bunlardan söz etmiyor. Bu durumda gazetecilerin mülakatlarına yorumlar katmış olmaları veya tahminlerde bulunmaları da söz konusu olabilir. Kara Fatma’nın okuma yazması olmadığı için gazetelerdeki yazıları okuyup da düzeltme gibi bir durumu da söz konusu değildir.[13]

Kara Fatma İzmit’te

Milli Mücadelenin başından itibaren Kocaeli bölgesi stratejik bir öneme sahip olmuştur. İngilizlerin boğazlara yönelik olası bir müdahaleye karşı boğazları kapatmak için tampon bölgeler oluşturmak için belirlediği en önemli bölge, Kocaeli-Hendek-Düzce hattıydı. Aynı zamanda Anadolu’ya gerçekleştirilecek müdahalelerde de bir basamak ve yığınak bölgesidir. Milli mücadele için önemli olan askeri malzemelerin üretildiği ve İstanbul’dan çok miktarda cephanenin getirildiği yer olan Kocaeli, ulaşım ve haberleşme açısından da hayati öneme sahiptir.[14]

Bu nedenle bölge elde tutulmalıydı. Bölgede mütarekeden hemen sonra oluşturulmaya başlayan milis kuvvetler, düzenli ordunun kurulmasından sonra da dağıtılmamış, ordu birliklerine yardım edilmesi amacıyla askeri birliklerin emrinde hareket etmeleri sağlanmıştır. İşte Kara Fatma da çetesiyle birlikte bu gönüllü oluşan milis kuvvetlerin içinde yer almıştır.

Kocaeli bölgesinde düzenli işgalci güçlerin yanı sıra önemli bir tehdit kaynağı olan ve kırsal kesimlerde Müslüman halka zulmeden Rum ve Ermeni çetelerine karşı, düzenli birliklerle savaşmanın pek olanağı yoktur. Bu nedenle Milli Müfrezeler kurulması şarttı.

Düzenli ordunun kurulmasına rağmen, ordu birliklerinin büyük bölümü Eskişehir, İnönü, Sakarya cephesine verilmişti. Kocaeli’ne düzenli kuvvet ayrılamamıştır. Buradaki düzensiz milis müfrezeler nizamileştirilerek, bölgenin savunulmasında etkin rol almışlardır.[15]

Bu milislerin mücadelesi milli mücadele açısından oldukça önemlidir. Düzenli birliklerle koordineli çalışan milis müfrezelerin başarılı mücadeleleri, onların başka bölgelerde ve meydan savaşlarında da kullanılmasına neden olmuştur. Bu da bize Fatma Seher’in esasen İzmit bölgesinde görevli olmasına rağmen neden Bolu’dan Bursa’ya kadar olan bölgede mücadelelere katıldığı sorusuna da cevap teşkil etmektedir.

Erzurumlu Kara Fatma hakkında o günün basınında rastlanan ilginç yazılardan biri H.M rumuzuyla ‘Tevhid-i Efkâr Gazetesi’nde çıkmıştır:

“Onu geçen kış İzmit’te görmüştüm. Ne olursa olsun, böyle pür-silah, omzundan aşağı fişeklere sarılı, belinde uzun kaması ve tabancasıyla, dağlı bir yiğit kıyafetinde Anadolulu kadın, ilk defa görülünce insana evvela derin bir hayret hissi geliyor. Sonra bu hayret, yavaş yavaş bir kahraman karşısında duyulan hürmet ve tazim hislerine karışıyor. Ve insan ne büyük bir milletin evladı olduğunu o vakit, gurur ve iftiharla duyuyor. Bana ırkımın gururunu duyuran bu mücahit kadın, Fatma isminde bir Erzurum kızıdır. Bir Fatma’nın ruhundan bir gün nasıl ırkımın destanlarla söylenen kahramanlığı taşıyacağını, kim umar? Hâlbuki Kara Fatma isminin İzmit dağlarında, orduda ve cephelerde mertliklerin en büyük şanıyla söylendiğini işitirsiniz, İzmit cephesinde rast gelirseniz, bu kısa boylu, kemikli ve geniş yapılı, başından örtüsünün saçakları omuzlarına sarılmış, Erzurum kızının nasıl gümüş saplı kamçısını salladığını ve yürüyüşündeki kahramanca tevazuunun nasıl namı etrafında dönen bütün şanlı hikâyelerden daha mağrur olduğunu göreceksiniz. Keskin kaşları altında yağız bakışları vardır ki, bizzat kahramanlık bu bakışların önünde küçülür. Size eğer tatlı memleket şivesiyle hatırınızı soruyorsa, sesinde o kadar merhamet ve şefkat bulursunuz ki kahraman Fatma size yıllardan sonra kavuşulmuş bir ana kadar yakın gelir.

Eğer hayatından ve şanlı muharebelerinin yadından bahis açtınızsa, Kahraman Fatma, o vakit gülümser, gözleri gözlerimizden sıyrılıp uzaklara bakar. Fakat bu tatlı tebessümde ve gözlerin bu şan günlerinin yadından firar etmek isteyişinde, o kadar ulvi bir tevazu vardır ki o dem ellerinden öpersiniz ve ‘Var ol ana, var ol ana’ diye sesiniz titrer.[16]

İzmit’te bulunduğu sırada ordumuzun takım kumandanı sıfatıyla ve gönüllü olarak hizmet Kara Fatma’yı, Ahmet Emin Yalman şöyle anlatır:

“Erzurumlu Fatma Seher Hanım’la karşılaştım. 45 yaşlarında bulunan bu metin asker, 1877 Rus Muharebesi’nde dövüşen ve Rusları Erzurum civarında püskürten Erzurumlu kahraman kadınların geleneğini devam ettirmektedir. Fatma Seher Hanım, belindeki fişekleriyle, ayağındaki çizmeleriyle, elindeki kamçısıyla tam bir İstiklal Harbi akıncısı intibaını veriyordu.”

Kara Fatma, verdiği röportajda; “İznik cephesinde vazife gördüm. İznik’e 380 gönüllü getirdim, bunları İntikam Taburu’na teslim ettim. Oğlum ve kardeşim de bunlar arasındaydı. Bir defa da 180 gönüllü topladım. İzmit’e getirdim. Bir müddet birlik kumandanlığında bulundum. Sağ kolumdan vuruldum. İzmit Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde tedavi edildim. İnşallah yakında yine cepheye gideceğim” demiştir.[17]

Kara Fatma’nın Mustafa Kemal’le görüşmesi

Babalık Gazetesi’nde ise Kara Fatma’nın milli mücadeleye katılışı konusunda şunları söylemiştir: “...Harbi umumide kendi ailemden 9-10 kadınla Kafkas cephesine gittim. Mütareke esnasında İstanbul’ a gelmiştim... İstanbul’un işgalinin ikinci günü Üsküdar’a oradan da Bolu ve Ankara yoluyla Sivas ve Erzurum’a giderek, Mustafa Kemal Paşa ile müşerref oldum...”’[18]

Savaşa bir an önce katılmaya karar veren Fatma Seher, Anadolu’dan gelen haberlerde Mustafa Kemal’in esarete karşı bağımsızlık ateşini Samsun’da yaktığını öğrenmişti. Memleketi olan Erzurum’da kongre yaptığını duymuştu. Artık iyiden iyiye Mustafa Kemal’in Türk halkının beklediği önder olduğuna inanmış ve milli mücadelede görev almak için bizzat ona gitmeyi düşünmüştür. Fatma Seher önce deniz yoluyla Samsun’a oradan da kara yoluyla Sivas’a geçmeyi planlamıştır. Mustafa Kemal’in Amasya, Erzurum ve nihayet Sivas’taki faaliyetleri Fatma Seher hanımı haklı çıkarmıştır. Mustafa Kemal’in milli mücadele yolundaki faaliyetleri onu tarif edilmez bir sevince boğmuştur. Milli önderle görüşmek ve görev istemek için sabırsızlanır.[19] Fatma Seher Hanım, 1944 yılında yayımlanan anılarındaMustafa Kemal Paşa ile tanışmasını şöyle anlatır;

“Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’ta faaliyete geçtiğini haber aldığım dakikadan itibaren duyduğum sevinci tariften acizim ve ilk işim kısa bir hazırlıktan sonra Sivas’a hareket etmeyi kararlaştırdım. Hemen yola çıktım ve Gülcemal Vapuru’yla Samsun’a, oradan Sivas’a vardım” demektedir.

Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşebilmek için tam üç gün boyunca çeşitli kılıklara girerek devamlı onu takip etmiştir. 3. gün Mustafa Kemal’i bir davete giderken yakalamış ve bir konu hakkında görüşmek istediğini bildirmiştir. Mustafa Kemal’in ilk tepkisi pek de onun beklediği gibi olmamış, sert biçimde; “ne görüşeceksin benimle” diye sormuştur. Fatma Seher Hanım, kalbinde vatan aşkından dolayı bu sert tepkiden etkilenmemiş ve Mustafa Kemal’e İstanbul’dan buraya onunla konuşmak için geldiğini ve bir dakika bile olsa kendisini dinlemesini istemiştir. Bu ısrar karşısında Mustafa Kemal, yolu üzerindeki küçük bir lokantaya oturtmuş ve onun ne istediğini anlamaya çalışmıştır. Fatma Seher Hanım gözlerinden akan kanlı yaşlara aldırmayarak, Mustafa Kemal’in ayaklarına kapandığını ve “bu aziz vatanı kurtaracak sensin, bütün millet senin emrini bekliyor” dediğini anılarında ifade etmektedir. Bunun üzerine Mustafa Kemal onu ellerini tutup yerden kaldırmış ve adını, ata binip binmediğini, silah kullanıp kullanmadığını, savaştan korkup korkmadığını sormuştur. Adının Fatma olduğunu, ata binip silah kullanabildiğini ve “muharebe bana düğündür, Paşam dediğini anlatan Fatma Seher Hanım, verdiği cevapların Mustafa Kemal’i memnun ettiğini ifade etmektedir. Mustafa Kemal bu vatansever, cesaretli ülkesi için her şeyi göze alan Fatma Seher Hanım’ı tarihteki kadın kahramanlara benzeterek; “Şu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsa idi Kara Fatma” diyerek, alnından öpmüştür. Bu andan itibaren adının Kara Fatma olarak değiştiğini vurgulayan Fatma Seher, Mustafa Kemal’in kendisine sıkışık vaziyette işine yarar diye yazılı bir belge verdiğini, bir an evvel İstanbul’a git ve hemen işe başla dediğini anlatmaktadır.[20]

Kara Fatma İstanbul’da Mustafa Kemal’den Aldiği Talimatı Gerçekleştiriyor

Mustafa Kemal’den Sivas’ta aldığı talimat üzerine sevincinden deliye dönen Fatma Seher Hanım, hiç kimseye bir şey söylemeden, önce İstanbul’a gelmiş ve tanıdığı ve güvendiği Topkapılı Pire Mehmet ve Laz Tahsin’e elindeki kağıdı göstererek, 15 kişilik bir çete kurmuştur. Köylü kıyafeti giydirdiği çetecilerle birlikte Haydarpaşa’dan trene binerek, İzmit’e gelmişlerdir. İzmit’in köylerinde kendilerini Erzurum göçmeni olarak tanıtıp çetelerine adam toplamaya girişirler. Gülbahçe Köyü eşrafından Murat Ağa’yla anlaşıp, çeteci sayısını 96’ya çıkarmayı başarmışlardır. Bahçecik Servetiye’de birkaç gün dinlendikten sonra Oğulpaşa Köyü’ne gelen Kara Fatma ve çetesi karargahını orada kurmuştur. Mürettep Süvari Livası’nda fahri milis olarak çetesiyle beraber hizmet vermeye başlamıştır. 18.Tümen 20. Hücum Taburu’nda görev yapmıştır. Tümen Komutanı Albay Mehmet Emin, Tabur Komutanı ise Binbaşı Süleyman Vehbi idi. Kocaeli Grubu Komutanı olarak da Miralay Halit görev yapıyordu.[21]

Fatma Seher Hanım’ın yanında bazı kaynaklarda 9, bazılarında 11 yaşındaki kızı Fatma da vardır. Kardeşi Süleyman’ın yanı sıra bir süre sonra 150 kişilik çetesiyle kardeşi Mehmet Çavuş da onun çetesine katılmıştı. Davulcular Ormanı’nda kendilerine saldıran Ermeni jandarmaları öldürmelerinden sonra, köylüler onların Mustafa Kemal’in çetecisi Kara Fatma olduğunu öğrenmişlerdi. Artık köylüleri saldırılara karşı onlar koruyacaktı. Kısa zamanda Kara Fatma çetesine gönüllü katılımlar artmış ve Kara Fatma’nın çete mevcudu 480’i bulmuştur. Bu bölgede kısa sürede teşkilatlanmalarını tamamlayan Kara Fatma çetesi, çevredeki Türk köylüleriyle birlikte Yunanlılara karşı uzun süre mücadele etmişlerdir.

Özellikle, Bahçecik, Yeniköy, Değirmendere, Servetiye, Kaynarca ve Fındık Tepe civarında faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetecilere karşı, büyük bir başarı göstermişlerdir. Mütarekeden sonra bölgeyi işgal eden İngilizler, İzmit’ten çekilerek bölgeyi Yunan işgaline terk etmişlerdi. Yunan askerlerinin nefes bile aldırmadığı bir ortamda Kara Fatma pazarda öteberi getirip satıyor görünerek, akşamları da İzmit’e inip Sultani’de Ali Eferidi’den aldığı cephane sandıklarını götürmektedir. Üçüncü seferinde onu yakalayıp askeri koğuşlardan birine atarlar ve on dokuz gün süreyle döverler. Yunan nöbetçilerin sarhoş olup sızmalarından faydalanarak kaçmayı başarmış ve tekrar çetesinin başına geçmiştir.[22]

İzmit’in işgalden kurtarılmasına kadar bölgedeki milli mücadeleye destek veren Kara Fatma çetesi giderek sayıca artmıştır. 43 kadın ve 700’den fazla erkek çetecisi vardı. Kadın çetecilerin 28’inin şehit düştüğünü geriye kalan kadın ve erkeklerle I. ve II. İnönü Savaşlarına katıldığını, kadın savaşçıların bir kısmını şehit bir kısmını da yaralı olarak İnönü’de bıraktığını ifade etmektedir. Kara Fatma kendisinin de yaralanmış olduğunu, tedavi olduktan sonra yeniden cepheye koştuğunu anılarında anlatmaktadır.[23]

İyileştikten sonra Düzce çevresindeki asker kaçaklarını vatan görevlerine çağırmak için gitmiştir. Kocaeli Grup Kumandanı Miralay Halit Paşa, 93 kişilik müfrezesini yeterli bulmayarak 300 kişiye yükseltmiştir. Kara Fatma karargâhını Nefren Boğazı yakınındaki bir köyde kurmuştur. Kara Fatma, bazı eşkıya çetecilerin affedilirlerse kendilerine katılmak istediklerini belirtmesi üzerine onay için Mustafa Kemal’e telgraf çekmiştir. Bu telgrafa yanıt gelir bu eşkıya çeteleri ve asker kaçakları af olunur ve Kara Fatma’nın müfrezesine katılırlar.[24]

Çetecilerin “anne diye hitap ettikleri Kara Fatma, İzmit’te çeşitli bölgelerde Yunan askerlerinin, Rum ve Ermeni çetelerinin saldırılarına karşı halkı korumuşlardır. 17 adamıyla birlikte Kabakçı Köyü’nü basan Kara Fatma, Rum ve Ermeni 25 kişilik haydut çetesini, -kaçan 4 kişi hariç- 21’ini öldürmüştür. Ertesi gün bölge komutanı bu başarısından dolayı onu bir takdirname ve bir kat asker elbisesiyle ödüllendirmiştir. Bu olaydan 3-4 gün sonra İzmit’in kurtuluşu için taarruz başlatılmıştır. Kara Fatma, 4 gün boyunca ordu içinde işgalcilerle mücadele ederken, kardeşi de yaralanmıştır. Savaş sırasında bir yandan düşmanla savaşırken, diğer yandan yaralanan adamlarının yaralarını sarmıştır.[25]

Fatma Seher Hanım, İzmit’in 28 Haziran 1921’de kurtarılmasına kadar orada kalmış, askeri yazışmalarda da belirtildiği gibi, kahramanlıklar göstermiştir. Onun yiğitlikleri başka birliklere örnek gösterilmiştir. İzmit’in kurtuluşundan sadece 12 gün sonra kendisine yeni bir görev verilmişti. Müfrezesi ile birlikte, İznik bölgesine Avdan Yaylası’na gitmesi emrini almıştır. Ancak kendisi hasta olduğu için müfrezeyi kardeşi götürmüştü. Kara Fatma sadece 11 gün sonra iyileşir iyileşmez müfrezesinin başına geçmiştir. [26]

Kocaeli Grup Komutanlığı emrinde bir akıncı müfrezesinin yer alması 19 Kasım 1921 tarihindeki teşkilat değişikliğiyle yapılmıştır. Kocaeli Gönüllü Birlikler Komutanı da Binbaşı Reşat idi.[27]

İstikbal Gazetesi’ne verdiği mülakatta, kızının 11 yaşında olduğunu söyleyen, Kara Fatma şunları anlatır: “bu kız deli midir, nedir bilmem. Şimdiye kadar hiç yanımdan ayrılmadı. Onu ekseriya İzmit’te bırakıyordum. Fakat durmuyor; neferlerin peşine takılarak ta siperlere kadar geliyor; kaç defa harp ederken bana ve askerlerime mataralarla su taşımıştır. Fakat bir çarpışmada zavallı kız sağ elini kaybetti. Şimdi İzmit’tedir.” Hatta kızı, Kara Fatma’ya mektup (Ankara’da olduğu zaman muhtemelen 1922 Mayıs-Haziran ayları) yazarak, kendisine küçük tabanca almasını istemiş; “Sağ elim yok ama sol elle pek güzel atıyorum anne diyormuş. Kara Fatma kendi resmini çeken Amerikalı Yakın Doğu Yardım Misyonu şefinin, bunun karşılığında bir şey vermek istediğinde ondan kızı için 15’li İngiliz filintalarından istemiştir. Ancak o silahı bulamayan Amerikan yardım şefi iki saplı İngiliz bombası hediye etmiştir.[28]

Kara Fatma Sakarya Savaşında

Kara Fatma İznik bölgesine geçtikten bir süre sonra 23 Ağustos 1921’de Sakarya Savaşı başlamış ve Türk ordusu hücuma geçmiştir. Bu savaş Türk ulusu için bir ölüm kalım mücadelesiydi ve Kara Fatma da bu mücadelenin en önlerinde yer almıştır. İznik cephesinde 29 Ağustos’ta düşmanın Bereket ve Karadere’de yaptığı taarruzu, Kara Fatma püskürtür. 7 Eylül’de yine İznik’te bir düşman taarruzuna karşı kahramanlarıyla birlikte harp eder.[29]

Müfrezesiyle birlikte bölgede fedakarlıklar gösterdiği ve kahramanlıklar yaptığı Erkanı Harbiye-i Umumiye Riyaseti Harp Tarihi Dairesi’nin 1954 tarihli yazısından anlaşılmaktadır. Hisarcık’ta Kaynarca Mıntıka Komutanı Naim Bey, 26-27 Ağustos 1921 tarihinde Kocaeli bölgesinde görev yapan Mürettep Süvari Livası’na yazdığı yazıda düşmanın saldırısının durdurulmasında Kara Fatma çetesinin çok katkısı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca yazıda “Fatma Seher Hanım’ın cepheden geri gelen efrat üzerindeki tesiri her türlü takdirin fevkindedir denilmektedir. Bu yazıya cevaben yazılan liva emrinde ise harekatta yararlılık gösterdiği için kendisine teşekkür edilmiştir. Aynı tarihli liva tamiminde Fatma Seher Hanım açıkça takdir edilmekte ve diğer birliklere örnek olarak gösterilmektedir.[30]

İznik bölgesinde gerçekleştirilen bu savaş, birinci gün 11, ikinci gün 9 saat sürmüştür. Savaşta Kara Fatma sol kolundan yaralanmıştır. Göğsünün sağ tarafına saplanan bir mermi, bu mücahidenin sinesini kan içinde bırakır, fakat kahraman Fatma, göğsünün kanlarıyla düşman üzerine yürümüştür. Kara Fatma’nın bütün vücudu düşman kurşunlarının ve şarapnel misketlerinin hatırasıyla doludur. Hiçbir mermi sanki ölümü bu cesur mücahidenin vücuduna getirememiştir.[31]

‘Yenigün’ gazetesinin, onu anlattığı bir yazısında; 7 Eylül savaşında sağ memesinden yaralanıyor. Fakat bir aslan gibi sürüsünü   bırakmadan koşuyor, ilerliyor ve düşmanı kaçırıyor. 

Kendisine; ‘Bak yaralanmışsın’ diyeceğim zaman, kendi:

‘Kaç defa, ne söyleyeyim? İyi oldu, hepsi geçer. Lakin göğsümde bir şarapnel parçası var. Biraz acı veriyor. Elinde, kolunda bomba süngü yaralarının yerleri henüz kaybolmamıştır.’

Yara yerlerini işaret ederek sorduk:         

‘Bu ne’ diye?

‘Bunlar sayılır mı? Geçer.’

‘Yaralandığınız zaman nerede vakit geçirdiniz?’

‘Yaralanınca yaramı sardırdım. İş yapmak istedim. İzmit’e 380 gönüllü getirdim. Bunları İntikam Taburu’na teslim ettim. Oğlum da, kardeşim de bunların içinde idi. Bundan evvel bir defa daha İzmit’e gittim. 180 nefer toplayıp getirdim. Bir müddet müfreze kumandanlığında bulundum. En son defa (Okunamıyor) Köyündeki çarpışmada bulundum. Sağ kolumdan vuruldum. İzmit Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde tedavi oldum. İnşallah yakında yine gideceğim.’ Bunları söyledikten sonra sustu. Biliniyordu ki onun daha ne kadar maceraları vardır.”[32]

Sonunda Yunan güçleri çekilmeye başlamışlardır. Kara Fatma’nın bu başarısından övgüyle söz eden birlik komutanı, millet adına kendisine teşekkür etmiştir. Bunun yanı sıra müfrezesi de Nizamiyeye dahil edilmiş ve adına “İntikam Taburu” denilmiştir. Bu arada İzmit Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde tedavi edilmiştir.[33]

Onun ‘intikam’ taburuna gönüllü giren oğlu, ne büyük bir şanın varisidir ve aynı taburda gönüllü olan kardeşi, yine büyük bir şanın geldiği nesilden gelmiştir! Kara Fatma şimdi İzmit Karargâhı Kumandanı’dır. Ankara’ya gitmiş olması, bu kahraman kadına ancak bir saygı selamı için bize şuracıkta bir fırsat veriyor. Yoksa ne onun cesur menkıbelerini anlatmak, ne analarından bile kahramanlar yaratan bir milleti tebcil etmek ve şükranlarını bildirmek mümkün değildir. Çünkü bu milletin mucizeleri o kadar harikalı ve bu dinin yüce bereketi o kadar erişilmez bir mucizedir.

Bu başarısından sonra, Gemlik cephesine gitmek için emir almıştır. Sakarya Savaşı devam ediyordu. Derhal hareket etti ve önce Gemlik arkasından Kumla’ya girdi. Burada Yunan güçleriyle önemli çarpışmalar yaşandı. Sonunda düşman birlikleri ağır kayıplar vererek, kaçmak zorunda kaldılar. Kara Fatma’nın müfrezesi ise sadece 11 şehit vermiştir. Bu mücadele üzerinden 3 gün geçmeden Kara Fatma, bu kez Çınarcık bölgesine yollanmıştır.[34]

24 Ekim 1921 tarihinde Kocaeli Grup Komutanı Halit Bey’e bir telgraf çeken Kara Fatma, Müfrezeler Komutanı Reşat Bey’den aldığı emir üzerine, maiyetindeki 9 kişiyle birlikte kura çekecek yaşta olmayanlardan gönüllü toplamak için çıktıklarını ve topladığı 25 kişiyle birlikte emirlerine hazır olduklarını bildirmiştir. Kendisinin çavuşluk rütbesine terfi ettirilmesinden dolayı teşekkür etmekle birlikte, aralıksız iki yıldır hiç dinlenmeden savaştığını ve çok yorgun olduğunu belirterek, İzmit civarında cephe gerisinde dinlenmek için izin talep etmiştir. Bu izin talebine aynı gün yanıt veren Halit Bey, Kara Fatma’nın dinlenme isteğini kabul etmiş ve kendisine izin vermiştir.[35]

Eskişehir Savaşı sonrasında savaşın başından sonuna kadar hizmet eden ve madalya alan 12 kadının içinde Fatma onbaşının rütbesinin çavuşluğa yükseltildiği haberi Açıksöz Gazetesi’nin 24 Ekim 1921 tarihli haberinde yer almaktadır. Bu haberde Fatma Çavuş dışında savaşta yararlılıklar gösterip memleketlerine dönecek olan 12 kadına da madalyalar verileceği belirtilmektedir. Bu kadınlardan üçünün adı da Fatma’dır .

Kara Fatma, Ankara’da Bir Efsane Gibi Dolaşıyor

Yenigün’ gazetesi, onu şöyle anlatır; “Son günlerde Ankara sokaklarında belinde fişekliği, elinde kamçısı, ayağında çizmeleri ile biraz cılız, kısaca boylu bir harp adamı görmüşsünüzdür. Onu aşağı yukarı bütün Ankara tanıyor. Bilenler bilmeyenlere anlatıyorlar: Fatma Hanım, İzmit’te takım kumandanı, halk cidalinde (kavga, savaş) kendine şerefli hisseler ayıran bu Türk anası ile görüştük. Dilinde söz söylerken Erzurum havası esiyor. Maceralarını, eserini çok kıskanan yahut da arkada bıraktıklarına bir daha gözünü döndürmeyen bir sanatkâr gibi gizlemek istiyor. ‘…Erzurum’a dönmüştüm. Adana cephesi çıktı. Oraya koştum. Oradan Dinar, Afyonkarahisar, Nazilli, Sarayköy ve Tire’de bir asker gibi çalıştım.’

Yaralanıp yaralanmadığını sorduk. Güldü, hiçbir şey söylemek istemedi.  Evrakını uzattı. Büyük küçük tanınmış kumandanların imzasını taşıyan bu kâğıtlardan birinde, 29 Ağustos’ta İznik civarında Bereket ve Karaderin’de düşmanın yaptığı bir saldırıya karşı saldırıda Seher Hanım’ın fedakârlıkları zikrediliyor. Bu yazılara göre, bu hücumda, düşmanın kuvvetli topçu ateşine rağmen efradını ileri sürmüş fakat düşmanı muzafferce kovmuştur, ikinci evrakta yine İznik civarında Alakob Karadin hattına karşı Yunan hücumu oluyor. Fatma Hanım, burada da karşı saldırının kuvvetli bir dayanağı oluyor.” vermiştir.[36]

Kara Fatma Kırım’a Gidip, Geliyor

1922 ilkbaharında Ankara'da “Çiçek Bayramı” yapılmıştır. Rus Elçisi Aralof ve diğer bazı ileri gelen kişiler de hazır bulunmaktadır. Cephe ihtiyaçları için yapılan bir açık artırmada, Mustafa Kemal Paşa, üzerinde kalan bir tabakayı kime hediye etmesi gerektiğini sorar. Aralof, Fatma Seher Hanım’ı işaret eder, bu öneri alkışlarla karşılanır. Mustafa Kemal Paşa, Çiçek Bayramı nedeniyle düzenlenen atış yarışmasında başarılı olursa tabakayı ona vereceğini söyler. Fatma Seher Hanım, yarışmada birinciliği kazandığı için tabakayı alır, ayrıca Teğmenlik rütbesiyle taltif edilir.[37]

Ankara’da bulunduğu günlerde Fatma Seher Hanım, oğlu ile birlikte Rus Elçiliği’ne de gitmiştir. Elçi Aralof, Fatma Seher Hanım’ı şöyle anlatır:

“Türkiye’nin sıradan insanları da elçiliğimizi ziyaret ederlerdi. Birkaç sefer elçiliğimize savaşçı kadınlardan, çeteci Fatma Çavuş da geldi. Fatma Çavuş bir çetenin başında bulunuyordu. Yunanlılarla ve asilerle dövüşmüştü. Fatma Çavuş, kısa boylu, zayıf, enerjik yüzlü, kara gözlü, karakaşlı,yaşlıca bir kadındı. Bir defasında yine bir çeteci olan ve annesiyle birlikte savaşa katılan oğlu ile elçiliğe geldi. Fatma’nın sırtında siyah bir ceket, ayağında çizgili bir eteklik vardı. Belindeki geniş kuşağında, tüfek mermileri, kama, omzunda da kayış görünüyordu. Başını bir yemeni ile sarmıştı. Fatma Çavuş, Sovyetler Birliği’ne olan sempatisini belirtmek, bizim askerlik işlerimiz ve Rus kadınlarının iç savaşa katılmaları konusu üzerine detaylı bilgi almak için gelmişti.”

Aralof, o sırada Ankara’ya gelmiş olan ünlü Rus ressamı Y.Y. Lansere’den Fatma Çavuş’un portresini yapılmasını istemiş ve bu isteği, büyük bir portre yapıla­rak yerine getirilmiştir.

Fatma Hanım’ın Sovyet­ler Birliği hakkındaki merakı, onun Kırım’a gitmesine neden olmuştur. Memleketi Erzu­rum’a gittiği bir sırada, İnebolu yoluyla Trabzon’a giderek burada konuk edilmiş ‘İstikbal gazetesi’ kendisiyle bir görüşmeyi yayımlamıştır. İstikbal gazetesi, Kara Fatma’nın menkıbelerinin herkes tarafından işitilmiş olduğundan söz etmektedir. Sovyetlerin Trabzon Konsolosu da ona dostluk anısı olarak altın bir kol saatini, 10 Temmuz 1922 tarihli kartıyla birlikte sunmuştur. Fatma Seher Hanım da ona 16 Temmuz tarihiyle teşekkür ederken “Bölük Kumandanı Mülazım-ı evvel (Üsteğmen)” sıfatını kullanmıştır.

Dünya Ordularında Tek Kadın Subay”.[38]

“Geçen hafta içinde İnebolu’ya uğrayan Fransız vapuru orada kendisini görenleri hayrette bırakan harikulade bir şahsiyete sahip bir yolcu almış, Trabzon’da bırakmıştır. Bu yolcu bir subaydır. Başındaki turuncu kafiyesi, TBMM ordusunun serpuş örneğine uymayan bu subayın yakasında nefti bir üçgen içinde iki yıldız, elinde gümüş saplı bir kamçı, ayağında zarif botlar vardı. Bu subay, ufak tefek yapılı bir bölük kumandanıdır. Adı Fatma Seher Hanım’dır.

Bir yabancı bu satırları okuduğu zaman, kim bilir ne kadar hayret edecektir. Bir subay, kadın bir subay... Bilmem dünyadaki bütün orduların içinde bir kadın subay var mıdır? …Erlik meydanında kadın ile erkek ayrı cinsten sayılırlar mı hiç? Fakat şu son senelerdeki kadın kahramanların bir başka kıymeti, bir fazla önemi vardır. O ne inkılâptır ki, yaratıcı kudretiyle üç sene zarfında Türkiye’nin dört köşesindeki uyuşukluğu darmadağın etti. Şimdi vatan

ufuklarında ebede kadar aksedecek olan Tanrısal destanlar uyanıyor.”

Gazete röportajında Fatma Hanım’ın 36 yaşında olduğu, iyi bir aile eğitimi aldığı, düzgün konuştuğu, ancak okuma yazma bilmediği anlatılarak şöyle denilmektedir. “Fatma Hanım, yürüyüşü, gezişi ve muaşereti itibariyle tamamıyla erkekleşmiş, daha doğrusu askerleşmiştir. Askerlik onun ruhuna işlemiştir. Mecazlarında, kinaye ve istiarelerinde muhayyilesine hakim olan bütün timsaller hep askeridir. Fatma Hanım; ‘Ben kadınken iyi dikiş dikerdim’, demiştir.” Aynı gazetede, röportajın devamında, Fatma Seher Hanım’ın bir demeci de yayımlanmıştır. Savaştan sonra terhis beklediğini, ancak o zamana kadar cephede hizmetten çekinmeyeceğini söyleyen Kara Fatma, şöyle konuşmuştur:

“Benim üç senedir harp ettiğim yerlerde ne taze kızım, ne taze gelinim, ne de dikili fidanım var. Fakat bütün Türkiye benim toprağım ve bütün Türkler benim kızım, kardeşim, babam değil mi? Ah şu yurt uğruna gaza etmenin tadını tatmak yok mu? Onu bir kere tatmak için bin kere feda olmaya razı olmak mümkündür.”

‘Tanin Gazetesi’nin 5 Temmuz 1923 tarihli sayısında anlattığına göre, Büyük Taarruz’da Afyon çevresindeki Sürmeli Köyü’nde Yunanlılara yaptığı bir saldırı sırasında tutsak düşen Fatma Seher Hanım, yarım saat sorgulandıktan sonra Başkumandan Trikopis’in karşısına çıkarılmış, Trikopis ona:

“Sen Kara Fatma ha!” Diye üç kez hayretle seslenmiştir. Çünkü Kara Fatma’yı dev gibi biri sanmaktadırlar. Bunun üzerine Kara Fatma:

“Anadolu’daki Kara Fatmaların en kuvvetlisi benim” demiş, bundan sonra bir yere kapatılmıştır. Ancak nöbetçinin sarhoşluğundan yararlanıp onun silahını alarak kaçmıştır. 19 gün sonra Sürmeli Köyü’ndeki birliğinin başına geçmiştir. Fatma Seher Hanım, birliği ile birlikte 10 Eylül 1922 tarihinde gerçekleşen Bursa’nın kurtuluşuna katılmıştır.

‘Tanin Gazetesi’yle yaptığı bir görüşmenin devamında;

“Hayata her alanda bir erkek gibi karışmasının mümkün olup olmadığı” sorusuna şu yanıtı vermiştir:

“Bundan sonra kadın erkek, hep birlikte çalışacağız. Kadın peçesiz ve yüzü açık gezmekle namusunu kaybetmez. Zaten memleket bizden o kadar çok hizmet istiyor ki... Bunlar arasında peçe ve çarşafı düşünecek halde değiliz. İstanbullu hemşirelerimize silahı kapıp cepheye gidin denilemez. Fakat onlara düşen iş, silah kullanmaktan daha büyüktür. Şimdiden sonra Anadolu’ya gitmeli ve cahil Anadolu kadınının gözünü açmalı. Kadın neden erkek kadar çalışmasın? Bugün Anadolu’da bir evde iki erkek varsa, yanı başında on da kadın vardır; bunun için kadın, erkek hep beraber çalışacaktır. İşte ben ne okumak, ne yazmak bilirim. Şimdi tahsilim olsa idi zarar mı ederdim? Çocuklarımız mutlaka okumalıdır. Ben çok iyi biliyorum ki, bugün Anadolu'da erkek ve kız bütün çocuklar okuyacak olursa gülecek; işi düzelecek, bütün batıl düşünceler kalkacak, Türkler yaşamaya başlayacaktır.”

Kara Fatma Maaş Almayı Reddediyor

Kocaeli Grubu Mücahidi ve Milis Üsteğmeni iken Erzurum’da izinli olduğu sırada Dokuzuncu Kolordu tarafından terhis edilmiştir. Kendisine bağlanan İstiklal Madalyası sahibidir. Üsteğmenlik maaşını Kızılay’a terk eder. Oysa büyük bir maddi sıkıntı içindedir. Fakat o, bağlanan maaşı kabul etmemiştir. 1944 yılında bu olayı, şu sözlerle anlatır:

“Vatanın büyük kurtarıcısı Ebedi Şef’in layık olmadığım büyük iltifatı beni son derece sevindirmişti.  Esasen bütün emel ve arzum, yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklememekti. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbenin karşılığında verilecek maaşı, Kızılay’a terk etmekle son vazifemi yaptım.” 

Fatma Seher Hanım’ın milli mücadeleden sonra, esasen ablasının kızı olan Fatma ile birlikte oturmaya başlamıştır. Savaşta parmaklarını kaybetmiş ve biraz da saf olduğu söylenen Fatma bir süre sonra evlenmiş ve anne dediği Kara Fatma’dan ayrılmıştır. Yakınlarının ifadesine göre evlendikten sonra da Kara Fatma kızını bırakmamış, onun altı çocuğuna bakmıştır. Düzenli bir geliri olmadığından daha çok yardımlarla idare etmiştir.

Savaştan sonraki yaşamının ayrıntıları bilimemekle birlikte zaman zaman basına konu olmaya devam etmiştir. Mekki Sait Esen’in 9 Ağustos 1933 tarihli Yedigün Dergisi’nde yayınlanan yazısında Kara Fatma’nın yardıma muhtaç olduğu için Galata’daki Rus manastırına sığındığı ve torunlarıyla birlikte hayatta kalmaya çalıştığı bildiriliyordu. Kara Fatma’nın aç ve çaresizliğinin bir fotoğrafının konulduğu bu yazıda, torunlarının dilendiği ve bu sayede karınlarını doyurabildikleri ve kızı Fatma’nın çocuklarına bakmak için her işi yapacağını söylediğini iddia edilmektedir Her ne kadar bu iddiaları yıllar sonra torunları reddetse de gazetede yayınlanan fotoğraflar Kara Fatma’nın içler acısı durumunu ortaya koyuyordu. Hafızalarda düşmanı korkudan titreten Kara Fatma imajı, artık halkın kafasında sefalet içinde, yardıma muhtaç, devletten maaş bağlanmasını bekleyen bir kadın kahraman haline gelmiştir. Büyük bir vefasızlık örneğidir.

Soyadı yasası çıktıktan sonra Savaşır soyadını alan Kara Fatma, yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle bir yazı yazarak, Müdafaa-i Milliye Vekaleti’ne maaş talep eden ve bir çok defa başvurmuş olmasına rağmen emekli maaşının bağlanmadığı bildirmiştir. Bu yazısında kendisi hakkında bazı bilgiler vermektedir). Müdafaa-i Milliye Vekaleti’nin 21 Ağustos 1941 tarihli cevap yazısında, maaşını alamama nedeni olarak, Vekaletçe tespit edilen milisler sıralamasında 1 sıra numaralı olarak gösterilen Kara Fatma’nın maaş alamama nedeni olarak, 408 sayılı yasanın 4. maddesinde yer alan “maaş alabilmesi için savaşta malul kalması” koşulunu gösterilmektedir. Bunu kanıtlamak için de savaşta yaralanıp sakat kaldığına dair resmi bir yazının verilmesi öngörülmekteydi.

Kara Fatma’nın bu maaş bağlanması ve yardım yapılması talebi de sonuçsuz kalmıştır. Ancak o yine yaşadığı sefaletin ve zorlukların etkisiyle resmi birimlere zaman zaman başvurusunu yinelemiştir. Nitekim 26 Haziran 1944 tarihinde Başvekalete yazdığı yazıda, vatanın mücadelesinin son gününe kadar düşmanla pençeleşerek görevini yerine getirdiğini ve hizmetlerinden dolayı istiklal madalyası aldığını bildiren Kara Fatma, 20 yıldan beri 6 torunuyla sefaletle mücadele ettiğini ama artık günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini ifade etmiştir. Vatan savunmasında yer alanlar gibi kendisine maaş bağlanmasını, hak ettiği yardımların ne olacağını onların takdirine bıraktığını dilekçesinde belirtmiştir.[39]

1946 yılında, Defterdarlıkla bir işe yerleştirilmiş, Belediye bütçesinden de yardım yapılmasına karar verilmiştir. Gazeteci Çaka, “Kara Fatma, 1954 yılı başlarında, bakacak kimsesi bulunmadığından, yaşı epey ilerlediği için çalışamadığından İstanbul’daki bir kulübede, yardıma çok muhtaç halde yaşamakta idi” diye yazıyor.[40]

2 Şubat 1954’te iki milletvekili, ona vatan hizmeti tertibinden aylık bağlanması için dilekçe vermişler, gerekçe olarak da “Milli Mücadele’ye 350 mücahit Akıncı ile iştirak ederek 18. Fırkanın 20. Hücum Taburu Süvari Bölüğü Kumandanlığını yapmış ve bu hizmeti karşılığı kendisine Milis Subayı unvanı verilmiş olan Erzurumlu Milis Kara Fatma’nın yaşının yetmişi aşması, kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmaması dolayısıyla, İstanbul’da bir kulübede yaşadığı ve büyük bir sefalet içinde kıvrandığı” gösterilmektedir. Öneri kanun haline getirilerek 22 Şubat 1954 tarihli Resmi Gazete’nin 8.640 numaralı sayısında yayımlanmıştır. Buna göre Fatma Seher Hanım, hayatta olduğu sürece 170 lira aylık alacaktır. Kara Fatma, ertesi yıl (1955) ölmüştür. Onunla 1921’de yapılan bir röportajda, 45 yaşında olduğu yazılmaktadır. Bu bilgi kesinse, öldüğü yıl 79 yaşında olması gerekir.[41]

Maaş bağlanmasıyla birlikte Kara Fatma ekonomik sorunlarına çözüm bulmuş olmasına rağmen, pek keyfini çıkaramamıştır. Maaş almaya başlamasından sadece 1 yıl sonra, 21 Haziran 1955’de ağır biçimde hastalanıp Darülacezeye yatırılan Kara Fatma, sadece 11 gün dayanabilmiş ve 2 Temmuz 1955 yılında vefat etmiştir.

Kara Fatma’nın naaşı, Üsküdar Kulaksız Mezarlığına defnedilmiştir. Ancak, yol genişletmesi sırasında yıkılarak, yok edilmiştir. Kızılay Kurumu, bu vefasızlık karşısında, Kara Fatma anı mezarı yaparak, bir nebze de olsun, bağışçısına karşı görev yapmıştır. 2 Temmuz 2020

 

Ahmet Gürel
Atatürk Araştırmacısı

 

[1] Anadolu’da Yenigün Gazetesi,8 Haziran 1922, s. 1.
[2] Tevhid-i Efkar, 17 Haziran 1922, s.1.
[3] İstikbal Gazetesi, 17 Temmuz 1922, s. 2.
[4] Fevziye Abdullah Tansel, İstiklal Harbinde Mücahit Kadınlarımız, TTK, Ankara, 1991, s. 25.
[5] İlknur Bektaş, Milli Mücadele’de Bir Kadın Üsteğmen Kara Fatma, Timaş Yayınları, İstanbul, 2013, s. 46-47
[6] Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 2.baskı, İstanbul, 1997, s. 779.
[7] İstikbal Gazetesi, 17 Temmuz 1922; s. 1.
[8] Ferid Erden Boray, Kuvayi Milliye ve Ölümsüz Kadın Kahramanlar, Kum Saati Yayınları, İstanbul, 2008, s. 128-129.
[9] Bektaş, age. S. 77.
[10] İstikbal Gazetesi, agg.,  S. 1.
[11] Bektaş, age., s. 57-60.
[12] Babalık, Mücahid Kadınlarımızdan Kara Fatma, 3 Temmuz 1923, s. 1.
[13] İstikbal Gazetesi, 17 Temmuz 1922; S. 2.
[14] Adnan Sofuoğlu, Milli Mücadele Döneminde Kocaeli, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 2006, s. 16-18.
[15]  Ali Üzmez, Milli Mücadelede Servetiye Cephesi, 4.Baskı, KBB Kültür Yay., Kocaeli, 2011, s. 134.
[16]  Ali Üzmez, Milli Mücadelede Servetiye Cephesi, 4.Baskı, KBB Kültür Yay., Kocaeli, 2011, s. 134.
[17]  Tevhid-i Efkar, agg., s.1.
[18] Babalık, 3 Temmuz 1922, s. 1.
[19] Kara Fatma, İstiklal Savaşı’nda Kara Fatma, Milli Mecmua Basımevi, İstanbul, 1944, s. 3-4.
[20] Kara Fatma, age., s. 5-6.
[21] Kara Fatma, age., s. 6-7.
[22] İstikbal, agg., s. 19.
[23] Tansel, age., S. 29.
[24] Kara Fatma, age., S. 8.
[25] İstikbal, agg., s. 1-2.
[26] İstikbal, agg., s. 2.
[27] Bal, Rıdvan, “Türk Kara Kuvvetlerinde Süvari Birlikleri”, A.Ü.T.İ.T.E., basılmamış Yüksek lisans tezi, 2006, s. 41-60.
[28] İstikbal, agg., s. 1.
[29]  Tevhid-i Efkar, 17 Haziran 1922, s.1.
[30] Tansel, age. s. 30.
[31] Tevhid-i Efkar, agg. s. 1.
[32]Anadolu’da Yenigün, 8 Haziran 1922, s. 1.
[33] İstikbal gazetesi, 21 Temmuz 1922; s. 2.
[34] İstikbal gazetesi, 23 Temmuz 1922; s. 1
[35] Tansel, age., s. 31.
[36] Anadolu’da Yenigün, agg., S. 1.
[37] Esma Torun Çelik, Türk Kadin Kahramanlarindan Kara Fatma, Kocaeli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, s. 136-146
[38] İstikbal gazetesi, 23 Temmuz 1922; s. 1
[39] Esma Torun Çelik, Türk Kadin Kahramanlarindan Kara Fatma, Kocaeli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, s. 152.
[40] Cahit Çaka, Tarih Boyunca Harp ve Kadın, Ankara, 1948.
[41] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, Ankara 2006, s. 284–300.
 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar