Beypazarı
target english
Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Mail: mehmettuncer56@gmail.com

Mehmet Tunçer Anıları 7, Yeşilada

Mehmet Tunçer Anıları 7, Yeşilada

Prof. Dr. Mehmet Tunçer
Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi

 

1972 yılında nurtopu gibi bir tosbağamız (Vosvos)  oldu, İstanbul,  Alibeyköy, Esentepe’de kendi emeği ile yıllarca didinip, inşaatında bizzat amelelik yaptığı gecekonduyu satınca babam, narçiçeği kırmızısı renginde, 1303 Model...

Bombe camlı (1302 düz camlıdır), pırıl pırıl bir araba.. İçimiz gidiyor, ancak binemiyoruz Amcam bizi alıyor, yazın Uludağ’a, Bursa’ya vb gidiyoruz ancak diğer zamanlarda evin önünde kaldırımda bekliyor üstü örtülü olarak..

Ben 17 yaşında olduğum için 1 sene kadar ehliyet almak için beklemem gerekiyordu, ancak babamın da ehliyeti yoktu bu yaşa kadar bir araba sahibi olamamıştı ki 4 çocuklu bir memur olarak... Ehliyet alma maceramız da ayrı bir macera, babamın torpili bana çarpınca önce ben aldım ehliyeti, kendisi 6 ay sonraki sınavda alabilmişti.

Ehliyet yokken de arabanın anahtarını yaptırıp kapının önünde duran harika nar çiçeği kırmızısı arabayı alıp zaman zaman geziyordum... Hatta bir keresinde ORAN yolunda sürat denemesi bile yapmıştım. Gençlik başımda duman!!

Orta Bereket Köyü sonrası 1967 yılında Ankara Bahçelievler’de, 11. Sokak’ta adı Şans Apartmanı olan apartmanın 2 Nolu dairesi,  yani bodrum katı satın alınmış, arka bahçeyi kullanarak bütün çocuklar büyüsün diye düşünülmüştü... Ayrıca oğlan yürüme mesafesindeki Bahçelievler Deneme Lisesi’ne, kızlar da Alparslan ilkokulu’na giderler ve böylece köylerde okumayı yazmayı anca sökebilmiş olanlar burada ilim irfan görürler Zemin katta olmanın faydası arka bahçe apartmana değil sanki bize aitti. Babam buraya bir kare beton platform yaptı betondan.. Masa, sandalye atılır, zaman zaman mangal yakılır ama daha çok çadır kurarak, top oynayarak eğlenirdik... Meral, Zühal ve Seval ile birlikte aynı zamanda okul arkadaşı olan yan apartman zemin kat komşusu kızları Gülseren ve Gülderen ile birlikte oyunlar oynanırdı.


ARKA BAHÇEMİZDE DAYIMDAN BANA KALAN AKORDİYONUMU ÇALAR BÜTÜN KOMŞULARA KENDİMCE VALSLER ÇALAR (PARLAK OLMAYAN) KONSERLER VERİRDİM

Dört çocuk ve iki büyük, küçücük VW’na nasıl binerler, -tam da fil hikayesi gibi-, dördü arkaya ikisi öne tabii... Annemle kızlar arkaya haremlik, babamla ben öne selamlık gibi bir durum...

Bazen uzun yollarda anneme öncelik verir, onu öne oturturduk, uzun yollar zaten çekilmezdi küçük arabayla, 2 saatte bir durulur, mola verilir, susuz motor olduğundan soğutulması gerekirdi...

Tosbağamız gene de harikaydı, ayağımızı yerden kesiyordu, hatta taaa Kıbrıs’a Yavru Vatan’a gitmeyi bile başarmıştı...


KIBRIS, GÖNENDERE KÖYÜNÜN GÖNLÜ ZENGİN AİLESİ DEDEM VE 8 ÇOCUĞU

Babam Ahmet Tuncer Kıbrıs'ın fakir köyü Gönendere'de fakir bir ailenin çocuğu olarak yazları tarlada çalışıyor ... (1950 lerin başı) Daha sonra 1967'den itibaren yaklaşık 40 yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde ve Çukurova Üniversitesinde Halk Sağlığı ve Çocuk Hastalıkları Profesör Dr.  olarak çalıştı. 2013 yılında kaybettik. Kendisini saygı, sevgi ve hasretle anıyorum.

Babam 1929 yılında Kıbrıs’ın Gönendere[1] (Konedra) Köyünde dünyaya gelmiş... Lefkoşa Magosa arasındaki verimli Mesarya Ovasındaki bu köyden hep bahseder ancak hiç görmek kısmet olmamıştı, taa ki 1972 yılı yazına kadar...

Tam 18 yıldır ayrı kaldığı baba ocağına ilk defa gidecekti babam ve çok heyecanlıydı... Tabii biz de... Düşünün köyden üniversite okumak için çıkmış ve profesör olarak dönüyordu köyüne...

Köyün en fakir ailesinin 8 çocuğundan biri olarak, tarlada çiftçilik ve çobanlık yaparak büyümüş, liseyi Lefkoşa’da halasının desteği ile okumuş ve daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanarak Türkiye’ye gelmişti...


BABAM KIBRIS'IN FAKİR KÖYÜ GÖNENDERE'DE FAKİR BİR AİLENİN ÇOCUĞU OLARAK YAZLARI TARLADA ÇALIŞIYOR (1950 LERİN BAŞI)


DEDEM MEHMET TUNÇER VE BABAANNEM ZİBA TUNÇER TARLADA ÇALIŞIRKEN (1950’ler)

Maddi sıkıntılar nedeni ile de 5 yıl ara vermişti tıp son sınıfa.. Geceleri muhasebecilik yapmış, gündüz okumuş, bu arada ben ve Meral dünyaya gelmişiz.. Çok dürüst olduğu için Kıbrıslı birinin işlettiği lokantada muhasebe işlerini vermişler ve gece sabahlara kadar çalışıp hesapları tutarmış..

İstanbul’a geldiği zaman bir ayakkabı ustası (kunduracı) kızı olan, gene Kıbrıs’lı (Lapta’lı) annem Aykan ve Cebe ailesi ile tanışmış, büyük aşk o zaman başlamış ve 1955 yılında evlenmişler...


Aslında annem de 2 yaşında Türkiye'ye geldiği için Kıbrıs ile ilgili anlatılanların dışında pek fazla bir şey bilmiyordu.. Bu ilk Kıbrıs çıkartmamızda tüm aile efratları ile tanışılacaktı..

Ne heyecan, Babaannem (Ziba), dedem (Mehmet), büyük teyze (Havva), büyük hala (Pembe), küçük amca ve halalar, yeğenler vb. Zaten tüm köy eş dost bizi karşılamaya gelmişti neredeyse... Ancak, yol yorgunluğundan hepimiz perişan olarak atardık kendimizi babaannemin düz damlı,  fakir ama gülsuyu kokan köy evine.. Her akşam birinin evine davetler, nefis Kıprıs yemekleri, harika kahvaltılar.. Şeftali kebaplarının, hellimlerin, zeytinli ekmeklerin tadı hala damağımda...

YOLCULUK

Ankara-Mersin arasındaki o zamanki yolların durumu ve bizim tosbağanın iki saatte bir verdiğimiz molalar nedeni ile 9 saate yakın süren araba yolculuğumuz bizi yorardı...

Yemeler-içmeler, annemin önceki tren yolculuklarında alıştığımız köfte, dolma, kek, meyveler  vd kumanyaları... Bu günkü gibi öyle durup yemek yenecek yer de yok, benzin istasyonlarının bir gölgeli kısmına çekilir, hararetli araç ve 15-25 dakika beklenir, motorun soğuduğundan emin olununca tekrar yola çıkılır...

Akşam 6 gibi Mersin Limanı’nda bekleyen araba kuyruğuna girilir, saat 7.30larda açılan feribotun dev ağzı bizim küçük tosbağayı yutardı..

Yeşilada Feribotu’nun içine girip yerleşmek maharet isterdi, onlarca araba içinde ekzos dumanına fazla maruz kalmamak için hemen arabadan çıkar kamaramıza giderdik... Bu defa da saat 10'da hareket eden ve sabahın 10’unda Magosa’ya varan Feribot çilesi başlardı...

12-14 saat kadar süren ve şansımız varsa dalgasız, şansımız yoksa dalgalı Akdeniz’de sallanır, içimiz dışımıza çıkardı.. Bu seyahati 3 kez tekrarladık bir keresinde fırtına çıkmıştı ve sabahın erken saatinde midem bulanarak güverteye çıktığımda benim gibi içi dışına çıkmış pek çok yolcuyla aynı kaderi paylaşmıştım... Her yer içi dışına çıkmış, kusmakta olan yarı baygın çocuklar, perişan gençler, anne ve babalarla doluydu...

Feribotun içi her zaman dayanılmaz nemli, sıcak ve havasızdı ve her yer yolcuların dikkatsizliği nedeni ile bir iki saatte çöplüğe dönerdi..120 deniz mili mesafeyi nasıl bu kadar yavaş ve uzun sürede gittiğimiz hiç aklım almazdı...

Yeşilada feribotu ile yolculuk çocukluğumun tren yolculukları ne ise odur, bizim için sonsuz keyif, anne babamız için sonsuz eziyet

Kardeşlerimle kamaralar arasında ve güverteye gezintiler yapar, girilmesi yasak olmayan her yeri dolaşırdık.. Denizin muhteşem manzarasını, Cem Karaca’nın “Deniz Üstü Köpürür” parçası dilimizden düşürmeyerek seyrederdik...


Saat 6’larda sabaha karşı denizin ortasında enginlerde güneşin doğuşu doyumsuz bir manzaraydı, yağlıboya tablosunu yapmıştım, hala unutamıyorum..

Deniz üstü köpürür hey canım rinnan nay rinna rinna nay
Kayığa binsem götürür hey canım hey
Benim de şu cihana gelişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Bir güzelden ötürü hey canım heyy
Deniz üstü yelkenden hey canım rinna nay rinna rinna nay
Ecel geldi erkenden hey canım hey
Denizin ortasında hey canım rinna nay rinna rinna nay
Mum yanar sofrasında hey canım hey
Benimde şu cihandan gidişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Memleket sevdasından hey canım hey
.
Benimde bu cihandan gidişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Memleket sevdasından (x4) hey heyy.

Sonuçta gene nereden baksanız yaklaşık 30 saatlik yolculuktan sonra Gemi Magosa Limanı’na yaklaşır, limana demir atması ve bizlerin arabamızı alıp gemiden inmemiz gene eziyetli 2-3 saatlik bir maceradır...

Daha arabaların bulunduğu kesimin kapağı açılmadan motor çalıştıranlar mı dersiniz, ekzos çalarak gürültü çıkaranlar mı...

Hele vosvosumuz üst bölmedeyse iş daha zor, alttaki arabalar çıkacak, boşalacak daha sonra üst bölmedeki araçlar inecek...

GÖNENDERE KÖYÜ’NDE DEDEMİN EVİNDE SON GİDİŞLERİMİZDEN BİRİNDE

Sonrasında ver elini Yavru Vatan, Magosa Gönendere arası 1 saatlik yolu, trafiğin sağda olmasına aldırmadan hızlıca kat eder, babam baba evine bizler de çok sevdiğimiz babaanne ve dedemiz ile köy hayatına kavuşurduk.. Köy deyip geçmeyin, daha o tarihte her evde elektrik olan, güneş panelleri bulunan ve yolları asfaltlanmış bir köy nerede bizim köyler   ?? Gece sineması ile sosyal bir yaşantısı olan ve İngilizlerden kalma altyapısı ile düz damlı bazıları kırma çatılı evler.. Bisikletle dolaşan gençler.. Burada geçirdiğimiz her biri en az birer aylık tatillerimiz de ayrı bir yazı konusu...

Babamın köyü Gönendere katliama uğramak üzere iken 2. harekatta kurtarılmıştı... Sandallar ve Atlılar Köyü katliamı sonrasında sıra bizim köye gelmişti..

Dedem Mehmet Tunçer' in evinde en az 60-70 kişiden fazla kişi siper almış ve biz çocukluğumuzda radyodan dinlerdik gelişmeleri...

Ve sonunda ZAFER! 44 yıl olmuş...

Çocukluğumuzun radyodan dinlediğimiz kahramanlık türküleri ve sabahlara kadar nefesimiz tutularak dinlediğimiz 1. Ve 2. Barış Harekatı...

Bir Kıbrıs'lı olarak harekatta can veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Gazileri saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Kahraman Türk Ordusu'nu uluslararası hiçbir baskıya boyun eğmeden Kıbrıs'a çıkartan büyük devlet adamı Bülent Ecevit ve kabine arkadaşlarını saygı ile anarak teşekkür ediyorum.

Büyük devlet adamı, KKTC'nin kuruluşunda büyük rol oynayan rahmetli Rauf Denktaş'ı ve can veren mücahitleri saygı ve rahmetle anıyorum. Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun...

İlk yazı 22 Eylül 2013 Babamın kaybı sonrası yazılmıştır – Ankara

 

Prof. Dr. Mehmet Tunçer
 

[1] Gönendere Bölgesi: Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Gönendere ve çevresindeki bölgeleri kapsayan tarımsal bölgesidir. Tarımsal araştırmalara katılan toplam alanı 115.811 kilometrekaredir (115,811 dönüm). Bölgede 73.964 kilometrekare tarımsal arazi, 17.817 kilometrekare ormanlık alan, 12.342 kilometrekare hali-mera arazisi ve 11.688 kilometrekare kullanılmayan arazi vardır. Bölgeye bağlı olan köyler şunlardır; ÇamlıcaErgenekon, Gönendere, Görneç, Nergisli, Pınarlı, Serdarlı, Sütlüce, Tirmen, Ulukışla (Kaynak : Wikipedia.org)

Makale Yorumları

  • Hasan Pekmezci17-08-2020 23:16

    Anı yazmak. Bir eğitimci olarak her zaman söylediğin uyarıdır öğrencilerime. Anılar bireysel bellektir. Bu zaman içinde aile belleği ve giderek toplumsal belleğin temel taşları olur. Toplumsal bellek de AİDİYET BİLİNCİNİN TEMELİDİR.Bunlar geçmişle gelecek arasında sorgulamaların da dayanağıdır ve vefa-ahde vefa duygusunu pekiştirir. Buna ne kadar ihtiyacımız oluğunu yaşadığımız dönemde daha iyi anlamak zorundayız. Bu nedenle candan kutluyorum. sevgilerle

  • Hasan Pekmezci17-08-2020 23:16

    Anı yazmak. Bir eğitimci olarak her zaman söylediğin uyarıdır öğrencilerime. Anılar bireysel bellektir. Bu zaman içinde aile belleği ve giderek toplumsal belleğin temel taşları olur. Toplumsal bellek de AİDİYET BİLİNCİNİN TEMELİDİR.Bunlar geçmişle gelecek arasında sorgulamaların da dayanağıdır ve vefa-ahde vefa duygusunu pekiştirir. Buna ne kadar ihtiyacımız oluğunu yaşadığımız dönemde daha iyi anlamak zorundayız. Bu nedenle candan kutluyorum. sevgilerle

  • Necati Yalçın09-08-2020 20:54

    Sevgili Mehmet Hocam, sımsıcak anılar bunlar. Şimdi de Kıbrıs'a gittik. Hem de anlamlı bir günde. Hem de birlikte. Çok yaşa.

  • Ben Arkadaşımın bahsettiği komşu kızıyım . Rahmetli babam annem vekardeşlerim için rahmetlş Ahmet Bey Anca ve Aykan teyzemiz öncekomşu,sonra kardeş kadar yakın dostlarımızdı.Ahmet Amcamız da Doktor Amcamızdı.Çocuklar da arkadaştan öte kardeşti.Birlikte oynar,birlikte eğlenir her şeyden zevk alırdık,başka çocuklara ihtiyaç duymazdık.Apartman görevlisi Ali Amcanın çocukları da bizim kardeşlerimizdi.Oyun oynarken,sessiz olmamız gerektiğinde de bileği yarışmaları yapardık.Birlikte büyüdük.Rahmetli babamın mesleği asker di.1960 kardaki görevindeki başarılarından dolayı 20 Temmuz1974 de de tek bir emirle Kıbrıs’a Barış Harekatına gitti EN az 2 sene yaşadığını görebilmek için siyah beyaz televizyonda haberleri kaçırmazdık.Allah hepsinden razı olsun.Bu gün hepimiz büyüdük ,yaşlandık.Ben Dişhekimioldum.Kız kardeşim ve Meral,Zuhal ve Seval doktor oldular.Sevgili arkadaşım Mehmet ise çok başarılı şehir ve bölge planlayıcı,akademisyen profesör oldu.Güzel şeylere imza attı.Ne Mutlu bizleri yetiştirenlere ve Atatürk Türkiye’sinin yetiştirdiği anne babalarımıza,öğretmenlerimize...Diş Hekimi Gülseren Kızılkaya

  • Gülseren Kızılkaya09-08-2020 00:48

    Öncelikle rahmetli babam,annem ve kardeşlerim rahmetli Dr.Ahmet Bey Amcamız ve rahmetli Aykan Hanım Teyzemizle öncelikle karşı komşu olarak başlayan dostluk kardeş kadar yakındı ve değerliydi.Bizler o bahçede oyun oynarken aşka sıkılmazdık,oyun adı altında ders bile yapardık.Bilgi yarışmaları düzenlerdik.Hiç birbirimizi incitmezdik,başka arkadaş da aramazdık.Rahmetli babam da arkadaşımın anlattığı gibi,mesleği asker olduğu için 1960 larda Kıbrıs’ta görev yaptığı için 20 Temmuz 1974 de Kıbrıs’a tek bir emirle gitti ve en az 2 sene gelemedi.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar