Beypazarı
Önemsoft
Önemsoft
Kızılay
Prof. Dr. Ulvi Keser

Prof. Dr. Ulvi Keser

Mail: ulvi.keser@gmail.com

Mülayim'den Toros'a Rauf Raif Denktaş

Mülayim'den Toros'a Rauf Raif Denktaş

MÜLAYİM’DEN TOROS’A RAUF RAİF DENKTAŞ

Anadolu’da cumhuriyetin ilanından tam 90 gün sonra hayata gelir ve takvimler 28 Ocak 1924’ü göstermektedir. Yıllar sonra 28 Ocak tarihinin onun hayatında çeşitli dönüm noktaları olacağı ise o günden belli değildir henüz. Baflı, Kıbrıs Türklerinin deyimiyle Kasabalı sıradan bir ailenin evladıdır; ancak dedesinin ve babasının yaptıkları pek de olağan şeyler değildir esasında. İngiltere’nin güvenlik stratejisini değiştirip Osmanlıyı yüz üstü bıraktığı ve Balkanlardan gelecek Rus tehlikesini Yunanlar, Karadeniz’den gelecek olanı Pontusçu Rumlar ve Kafkaslardan gelecek tehlikeyi de Ermenilerle kapatmayı planlayarak güvenlik hattını Akdeniz’e çektiği dönemin ardından güya Kıbrıs adası İngiltere tarafından kiralanmıştır. İşte 1878 yılında Lefkoşa’da Valilik Konağı’nın önüne İngiliz bayrağı çekilirken Anadolu sevdasını, yavru vatanla anavatanın ayrılmaz bütünlüğünü gösteren ve “Osmanlı gitti ama yine gelecekler.” diyen Şeğerli (Şehirli) Memed’dir ve Rauf R. Denktaş’ın da dedesidir.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken Türk insanının alnı dik olarak savaştan çıktığı ve 15792dan sonra ilk defa zafer kazandığı cephe olan Çanakkale Cephesi’nden Türk savaş esirleri Kıbrıs adasına getirilip bugün Gazi Mağusa’nın bir semti olan Karakol (Caraolos) esir kampına kapatıldıklarında onlara yardım elini uzatan, bu Türk esirlerin kamptan kaçmalarına yardımcı olan, onların hakkını savunan, aynı dönemde Fransızların Monarga bölgesinde açtıkları Ermeni Doğu Lejyonu “Legion D’Orient’ın Anadolu aleyhindeki girişimlerine karşı her türlü sabotaj harekatına girişen ve Anadolu-Kıbrıs dayanışmasını hep dile getirdikleri için de İngiliz yönetimi tarafından Girne Kalesi’nde zindanlara kapatılan kasap Hasan Karabardak, Dr. Behiç Bey ve Dr. Esat Bey gibi bir avuç cesur ve kahraman Kıbrıs Türk’ü yanında Raif Bey de vardır ve o da Rauf R. Denktaş’ın babasıdır. Jurnalcilerin kol gezdiği bir dönemde ulusal bilinci ayakta tutmaya çalışan, Kıbrıs Türklerinin anavatan bildikleri Akdeniz’in öte yakasıyla irtibatlarını kestirmemeye gayret eden insanlardan birisidir Raif Bey. İşte Rauf Raif Denktaş böyle bir ailenin direnişçi ruhlu, kahraman, cesur, gözünü budaktan esirgemeyen yiğit evladıdır. 14 Eyül 1919 günü, Batı Anadolu’nun Yunanlarca işgalinden hemen bir gün öncesinde “Mukavemet-i müselleha gerekir.” diyen Mustafa Necati Bey gibi o da 1 Nisan 1955 sonrasında EOKA karşısındaki mücadelenin silahlı direnişle olması gerektiğini ilk defa dillendiren kişidir ve bu onun uzak görüşlülüğü ve öngörüsünün sonucudur.

İlk defa 28 Kasım 1948 Ayasofya Mitingi ve hemen ardından da 11 Aralık 1949 mitingiyle Kıbrıs Türk halkının haklarını savunmak için İngiltere’ye kafa tutan Denktaş ne yazık ki bazı gafiller ve aymazlar tarafından yıllar sonra İngiliz ajanlığıyla da suçlanacaktır. Kıbrıs adasını Yunanlaştırmak için gözünü karartan Yunanistan’ın emekli bir Yarbay olan Georges Grivas’a (Grivas 28 Ocak 1974 günü ölmüştür.) kurdurttuğu EOKA tedhiş ve terör örgütünün 1 Nisan 1955 günü adayı kan gölüne çevirecek süreci başlatmasının ardından can, mal ve namus güvenliğini sağlamak amacıyla Kıbrıs Türkleri tarafından bir dizi mahalli savunma örgütleri oluşturulur. Bunların sonuncusu Mülayim kod adlı Denktaş, Kemal Tanrısevdi ve Dr. Burhan Nalbantoğlu tarafından 15 Kasım 1957 günü kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) olur. Kıbrıs Türklerinin Kuvayı Milliye mücadelesini verecek olan TMT ilk defa bir Ankara ziyareti sırasında Denktaş’ın durumu dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya aktarması ve Zorlu’nun inanılmaz bir cesaret ve inisiyatif kullanarak “Size silah göndersek alabilir misiniz?” cevabının ardından artık Türkiye destekli olarak faaliyete geçecektir.

Böylece daha önce oluşturulan Volkan, 9 Eylül, Karaçete gibi mahalli, güçsüz, profesyonel altyapıdan uzak ve silahsız organizasyonlar lağvedilerek Türkiye tarafından desteklenen profesyonel ve bütün ada sathına yayılmış TMT ortaya çıkar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin meşru hükümeti ve meşru TBMM tarafından onaylanan ve desteklenen TMT faaliyeti de bir dönem sonra Denktaş’ı illegal örgüt suçlamasıyla yüz yüze getirecektir. Tıpkı 1948 ve 1949’da olduğu gibi 28 Ocak 1958 günü İngiliz yönetiminin Rum yanlısı yaklaşımlarını ve haksızlıkları protesto etmek için Lefkoşa ve Mağusa’da toplanan masum ve sivil Kıbrıs Türklerinin üzerine İngiliz askerlerinin ateş açması sonrasında 8 Kıbrıs Türk’ü hayatını kaybetmiştir. Bu gösteriler ve sonrasında halkın sakinleştirilmesi sürecinde Denktaş hep ön cephededir. Bu dönemde TMT’nin Toros kod adlı ve ilk üyesi olan Denktaş yanında Dr. Fazıl Küçük de Ağrı kod adını kullanmaktadır. TMT’nin efsane komutanı Ali Conan kod adlı Bozkurt’u/Bayraktarı Albay Ali Rıza Vuruşkan’la cansiperane mücadele derken 27 Mayıs 1960 darbesinin olması ve TMT’nin Türkiye’de “Menderes’in Gestapoları” olarak aşağılanması ise Kıbrıs’taki mücadeleyi sekteye uğratır. Sapla saman karışmıştır ve durumu düzeltme gayretleri yine Denktaş’a düşmüştür.

16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Türkiye’nin adaya gönderdiği ilk ve son büyükelçisi ise olayları sağlıklı olarak süzgeçten geçirmede maalesef başarısız kalmış, Kıbrıs Türklerine cephe almış, TMT, Türkiye, Büyükelçilik ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı arasında ikilik yaratmıştır. 1960-1963 döneminde TMT faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi, Kıbrıs Türkleri arasında huzursuzlukların tırmandırılması sonrasında EOKA açısından uygun bir ortam söz konusu olur. 21 Aralık 1963 Kanlı Noel sürecinde Rumların Akritas Planı çerçevesinde bütün ada Türklerini topyekûn ortadan kaldırmaya yönelik saldırıları sırasında TMT maalesef hazırlıksız yakalanmış; ancak verilen cephe savaşı ve sokak çatışmalarıyla Rum ve Yunan’ın isteklerine set çekilmiştir. İşte tam da bu dönemde görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’da bulunan Denktaş’ın adaya girişini yasaklayan Cumhurbaşkanı Makarios böylece ondan kurtulmayı da hedeflemiştir. İskenderun’dan kiraladığı bir tekneyle (Bu tekne halen Lefkoşa’da Milli Mücadele Müzesi’nde sergilenmektedir. Gerçek kahramanlık nasıl olur merak edenler için görülmesinde fayda var.) adaya gizlice girmeye çalışırken çıktıkları yerdeki bir Rum köylünün onu tanımasıyla Rumlara esir düşer. Psikolojik baskı ve işkencelerin ardından serbest bırakılan Denktaş Kıbrıs Türklerinin yakın tarihine Erenköy Direnişi olarak geçen süreçte de hep ön cephededir. Rumların bile o sıkıntılı süreçte adil, tarafsız ve güvenilir bir avukat olarak müracaat ettikleri Denktaş artık bir yandan müzakere ve siyaset masadında, bir yandan da mükemmel bir elinde silahı mevzilerdedir. Ankara Zir Vadisi’nde askeri eğitimden geçen TMT mensubu Kıbrıslı gençlerin her daim ziyaretçisi o olmuştur, özellikle de yemin törenlerinin yapılacağı günlerde.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 21 Aralık 1963’te fiili olarak yıkılmasının ardından Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı da yapan, 1960 yılına kadar da Kıbrıs Türklerinin gizli hükümeti gibi hareket eden Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanlığı görevini üstlenen Denktaş ayrıca TMT’nin yayın organı Nacak gazetesinin de tek sorumlusudur. 15 Temmuz 1974 Nikos Sampson Darbesi ve 20 Temmuz Barış Harekâtı sürecinde de Kıbrıs Türklerinin haklarını savunan Denktaş 1975 yılında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin de ilk başkanlığını yapar. 15 Kasım 1983 tarihinde kurulan KKTC’nin kurucu ve ilk cumhurbaşkanı olan Denktaş böylece toplum olarak aldığı Kıbrıs Türklerine bir devlet hediye etmeyi de başarır. Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu, Genel Komite, Türk Cemaat Meclisi, Otonom Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti sonrasında KKTC isimli ülkesi de Denktaş’ın Türk dünyasına armağanı olur.   

 

1960’lı yıllardan başlayarak müzakere sürecinin tam orta yerinde görev alarak Kıbrıs Türklerinin haklarını savunan Denktaş müzakereci kişiliği, kanun ve diplomasi bilgisi, tecrübesi ve uluslar arası ilişkilerdeki kıvrak zekâsıyla hep ön plana çıkar. Özellikle 2003–2004 sürecinde ısıtılan Annan Planı’nın Kıbrıs Türklerinin tekrar azınlık haline getireceği, kazanılmış haklarını elinden alacağı, Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldıracağı yönündeki düşünceler Türkiye’deki siyasi erk tarafından pek de rağbet görmez. 2002–2011 sürecinin sonunda 20 Temmuz Barış Harekâtı kutlama törenleri sırasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin başbakanı tarafından yıllar boyunca Denktaş’ın savunduğu fikirlerin ve düşüncelerin -9 yıl gecikmeyle de olsa- kabul edilip o törende tekrar edilmesi ise onun ileri görüşlülüğü ve devlet adamlığının yüceliği ve bilgeliğinden başka bir şey değildir. Mütevazı kişiliği, esprili ve sıcak yaklaşımlarıyla tam bir halk adamı olan Denktaş hak ettiği şekilde devlet töreniyle, ancak halkıyla iç içe bir törenle ebediyete uğurlandı 17 Ocak 2012 günü. Önce yağmur, ardından kar yağışıyla devam eden binlerce insanın katıldığı tören gökkuşağıyla da taçlandı bir ara ve onun şahsında KKTC toprakları bir kere daha meşruiyetini ortaya koydu, bir araya geldi, birleşti, kaynaştı, bir bütün oldu. Kurucusu olduğu topraklarda Cumhuriyet Parkı’nda, kurucusu olduğu TMT Anıtı yanında toprağa verildi. Ata Türk’tü, baba Türk’tü, yeri doldurulamayacak bir güzel insandı. Işıklar içinde olsun.

Makale Yorumları

  • Necati Yalçın19-05-2020 21:37

    Denktaş ve tüm kahramanlarımıza rahmetle, minnetle kalemine sağlık Sevgili Hocam.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar