Beypazarı
Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Prof.Dr. Mehmet Tunçer

Mail: mehmettuncer56@gmail.com

Osmanlı Dönemi Bahçelerinden Millet Bahçelerine- Bölüm 2

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER

Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi 

Peyzaj Yüksek Mimarı Öznur AYTEKİN 

Çankaya Üniversitesi, Kentsel Tasarım ve Dönüşüm Yüksek Lisans Programı Mezunu

OSMANLI DÖNEMİNDE İSTANBUL'DA MESİRE YERLERİ, DOĞAL VE HALKA AÇIK PARKLAR

KÂĞITHANE MESİRESİ

Kâğıthane mesiresi birkaç yüzyıl boyunca bütün İstanbul halkının rağbetini görmüştür. Uzunluğu bakımından İstanbul’un en büyük mesirelerinden biridir. Halka açık olan bölümü, derenin iki sahilince Fil köprüsünden Doğancılar köprüsüne kadar ve oradan itibaren yalnız sol sahilde olmak üzere, Kâğıthane köyüne kadar uzanır. Dere, iki köprü arasındaki kısmında, rıhtım duvarları ile çevrilmiştir. Hünkâr köşkü ile Has bahçe, Doğancılar köprüsünden Kâğıthane köyüne kadar olan kısmın sağ sahilini oluşturur. Bu kısımda dere düzenlenerek iki tarafı birbirine paralel rıhtım duvarları ile çevrilmiş ve Türkiye’de bahçe mimarîsinde yapılmış en uzun kanal inşa edilmiştir (TUNÇER, M. 1999).

Bu kısım Cetvil-i sim olarak tanınmıştır. Genişliği yer yer değişen, iki çıplak tepe sırası arasında uzanan Kâğıthane vadisi, olağanüstü etkili ve orantılı bir mekan oluşturmaktadır. Bu alanın çeşitli yerlerine serpiştirilmiş büyük ağaç kümeleri, göz için gerekli ölçüyü verirler. 1940'lara kadar mevcut olan Çağlayan köşkünden başka, yalnız İmrahor köşkü bahçesi içinde ve harap bir halde ayakta durmaktaydı. (Eldem, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

KÂĞITHANE MESİRESİNDEN TARİHÎ RESİMLER

GÖKSU MESİRESİ  

Geniş alan kaplayan mesirelerden biri de Göksu mesiresidir. Bu mesire yerinin incelenmesi, bize, bu gibi yerlerin ne kadar ince bir duygu ve kuvvetli bir anlayış ile alınarak işlendiğini öğretir. Göksu mesiresi, Kağıthane ile önem ve rağbet bakımından yarışırdı. Topoğrafik yapısı Kağıthane’ninkinden ayrıdır. Çayır, Küçük ile Büyük Göksu arasındaki alanı Boğaziçi sahiline kadar kaplar ve Göksu deresini izleyerek Dört Kardeşler mevkiine kadar uzanırdı. Göksu deresine, küçük bir kolun aktığı yerde ise çayır bir miktar genişlerdi. Çayır Anadolu Hisarı ve Yenimahalle sırtları ile sınırlanmış, Boğaz tarafı ise açık kalmıştır. Bu fevkalede sevimli sahayı insan eli çok anlayışlı bir surette işlemiş ve en uygun yerlerini uygun motiflerle belirterek değerlendirmiştir.

Küçüksu ağzındaki kasır ve dört yüzlü çeşme ile taş sofa, Anadolu Hisarına güzel bir karşılık oluşturmakta ve Çayırın Boğaza açılan kısmını, uyumlu bir biçimde çerçevelemektedir. Bu güzel eser II. Mahmud yapısı ve 1802 tarihlidir. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Derelerin üzerine atılmış çeşitli köprüler, ağaç grupları ve çeşmeler çayırı ayrıca süslemektedir. Göksu deresinin sağ sahilinde, su değirmeni önündeki ahşap köprü hizasındaki sahada, karakteristik ve büyükçe bir sofa vardır. Bu set II. Mahmud zamanında inşası tasarlanan bir köşkü taşımak üzere yapılmış ve sonradan vazgeçilmesi üzerine bu halde kalmıştır. Eskiden yolun sol tarafında bir çeşme, sağ tarafında da bir namazgah seti vardı. Çeşmenin yazı taşları yok olmuş, yalakların bir kısmı da sökülmüştür. Bununla beraber, kalan parçalar, eserin II. Selim zamanına ait olduğu gösterir. Çeşme, dört yalaklı tiptedir, özelliği büyük yalaklardan birinin önündeki kanaldadır. Eskiden 10 metre kadar uzunlukta olan bu kanalın kenarları muntazam taşlarla çevrilmişti. Sonu mevcut olmadığı için suyun dereye nasıl boşaldığını bilinmemektedir. Biraz ilerdeki namazgaha ait iki ağaç ve küçük bir tümsekten başka bir şey kalmamıştır. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Köşklü set, az eğimli bir arazi üzerine, gayet sevimli ve Göksu deresinden biraz ayrılmış, tepeciklerle çevrilmiş bir alanın kenarına yapılmıştır. Sofanın şekli, arkası yarım yuvarlak, önü ise çok hareketlidir ve iki köşe ayağı arasında bir konvex eğriden ibarettir. Bunlar demir kenetlerle tutturulmuş ve boğaz taşından kaideler üzerine oturtulmuş, ot taşı levhalardır. Setin üstünde, küçük bir kasrın temelleri vardır. Bu temel duvarlarına göre, kasrın planı, şimdiki Küçüksu kasrının planını hatırlatır. Sofanın, ortalarına yakın bir yerinde büyükçe ve 1811 (H.1226) tarihli bir yazılı taş vardır. Sofanın ve köşkün niteliği hakkında tereddüt uyandıran şeylerden biri de etrafta serpilmiş, işlenmiş taşlardır. Bunların karakteri çok kabadır ve 19. Yüzyılın ikinci yarısına ait oldukları etkisini uyandırırlar. Küçüksu kenarındaki sınırlı Has Bahçe alanından başka her yanı halka açıktı. Göksu deresi kenarına yapılmasına izin verilen fabrikalar, Boğaz ağzındaki ilkokul, çayırı bölen ağaçlı yol ve nihayet yeni vapur iskelesi ile çeşmeli sofa üstündeki kahve, bu emsalsiz Boğaz köşesinin güzelliğini bozmuştur. Evliya Çelebi, Göksu mesiresi için şöyle diyor: “Ab-ı hayat misali bir nehirdir ki, Alem dağlarından cereyan edip gelir. İki tarafları yüksek ağaçlarla müzeyyen bağlardır ve ekseri yerleri Halıcı Zade bahçeleri ve un değirmenleridir. Bu nehir üzerinde bir tahta köprü var. Cümle uşakkan kayıklar ile bu nehirden ileri ferahfeza köylere varıp ağaçlar altında zevk ve sohbet ederler. Vacib-ül seyr bir mesiredir” (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). 

JOZEF WARNIA-ZARZECKI'NİN "GÖKSU'DA MESİRE TABLOSU

BÜTÜN SANAT DALLARI GİBİ RESMİ DE ÇOK SEVEN, AİLESİNİ BİRER RESSAM OLARAK YETİŞTİRMEYE ÇALIŞAN SULTAN ABDÜLHAMİT'İN SARAY RESSAMI ÜNLÜ FAUSTO ZONARO'NUN "GÖKSU'DA SAFA" ADLI TABLOSU

BALTALİMANI ÇAYIRI

Boğazın en sevimli, ancak uzun yıllardan beri terk edilmiş mesirelerinden biri de Baltalimanı çayırıdır. Çayır iki sırt arasındaki (Fıstıklıbağ tepesi ile Halim Paşa koruluğu) vadinin bir yanını kaplar ve içinden Baltalimanı Deresi akar. Vadi dereyi izleyerek ve gittikçe daralarak, Kanlıkavak deresinin, Baltalimanı deresine döküldüğü yerde ikiye ayrılır. Çukurbağ denilen yere kadar derenin iki tarafında büyük ağaç kümeleri vardır. Derenin boğaza döküldüğü ağzı, sonradan doldurulmuş ve burada yapılan Baltalimanı Sarayı ve bahçesiyle, çayırın manzarası kapanmıştır. Çayır içinde, insan elinin yaptığı eklentiler, özellikle 300 metre kadar uzanan ve çayırın bir yanını sınırlayan, satranç biçimindeki ağaçlıktır. Bu ağaç sırasının sonunda doğa yine serbest bırakılmış ve bu geçiş noktası, fıskiyeli setler ile karakterlendirilmiştir.

Bu setler üç kat olarak yapılmış, en alt kata da çıkıntı biçiminde bir havuz eklenmiştir. Fıstık ağaçlarının sıraya alınmış olmaları ve yaşları III. Selim devrini hatıra getirir. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). Yol boyundaki koruluk saray ile beraber dikilmiş, burada ikişer sıra ağaç arasında büyükçe bir boşluk bırakılmış ve böylelikle güzel bir yeşillik mekanı oluşturulmuştur. Burada bulunan fevkâni bir köşkün ancak alt bölümleri kalmıştır.

SULTANİYE ÇAYIRI

Sultaniye Çayırı diğer mesire yerlerinden ayrı olarak, daha küçük ve sade bir yapıya sahipti. Burası Boğaz sahilinde, çayır ortasında kurulmuş büyük bir ağaç grubundan oluşmuştu ve ağaçların altında kademeli bir çifte çemensofa vardı. Mesire yeri oldukça küçüktü ve sahilde 150 yıl öncesine kadar duvarları meydanda olan meşhur “Acem Köşkü” ve bahçesi vardı. Evliya Çelebi’ye göre, Beykoz’un güney tarafında leb-i deryada (denize nazır) bulunan Sultaniye Bahçesi II. Beyazıd yapısı ve “bir bağ-ı cenan misal-i gülistandır”. Burada öyle serviler vardır ki ”kebkeşan asa semaya ser çekmiştir” (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). 

ÇUBUKLU MESİRESİ

Beykoz Sultaniye çayırına yakın olan Çubuklu mesiresi, aynı esaslara göre kurulmuştur. Sahile yakın bir yerde, büyük ağaçlar altında bir havuz ile çeşmeli sofaları vardır. Bugün, havuz ve çeşme mevcut olmakla birlikte depolar ve iskele ile rıhtım inşaatı, çayırı sahilden ayırmış bulunmaktadır. Eskiden beri rağbette olan bu mesireye bugünkü çehresini veren ve Feyzabad adı altında canlandıran III.Ahmed’in damadı İbrahim Paşa’dır. Havuz, sadece taş kaldırım ile çevrilmiş ve bir yalak ile beslenmiştir. Çeşmeli sofa, daha iyi vaziyettedir. 1720-1721 (1133) tarihli ve çok zengin bir üslupta inşa edilmiş olan tek cepheli çeşme, sofanın ortasında değil, bir yüzün üstünde bulunmaktadır. Göksu ve Çağlayan sofalarında da aynı düzen göze çarpmaktadır. Sofanın bir köşesinde bir mihrab taşı vardır (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

HAVUZBAŞI MESİRESİ

Çengelköy ve Beylerbeyi arasında bulunan Havuzbaşı mesiresinde, havuz ile oturma sofalarının bir araya getirilerek çok kullanışlı bir çözüm yolu bulunduğu söylenebilir. Hafif eğimli bir arazi üzerinde inşa edilmiş olan bu sofa, üç tarafından güçlü bir istinat duvarı ile tutulmuş ve ortasında havuz, iki tarafında da yan sofalar olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Ortalama 8-12 metre büyüklüğünde olan havuz, geniş kapak taş çevrilmiş ve sofanın ön yüzüne kadar uzatılmıştır. Bir sıra asırlık çınar ağacı, eski satranç dizisinin son kalanlarıdır. Sofaların, bu ağaçların biraz gerisinde bulunmaları ve ağaçların da sofaların üzerine dikilmemiş olmaları, dikkati çekmektedir. I. Abdülhamid zamanından kalmış olan bu grup, eskiden denize kadar uzanan bu mesireye aitti. Bugün deniz tarafı kapanmıştır. Yukarıda kısaca açıklanan, en tipik birkaç mesire yerinden başka bir dereceye kadar eski bünye ve karakterlerini muhafaza etmiş çayır ve mesire yerleri daha var ise de, bunlar günden güne özelliklerini kaybetmiş ve çoğu, asırlık ağaçları kesilerek ve üzerlerinde yeni tesisler yapılarak veya imar/ifraz edilerek konut alanına açılmışlardır. 

ÇUBUKLU MESİRESİ GEÇMİŞ VE BU GÜNKÜ DURUMU

YAŞANILABİLİR KENTLER İÇİN KALİTELİ VE KULLANIŞLI PARKLAR NASIL OLMALIDIR.

Geçmişten günümüze kadar gelişen Türkiye’de akılcı, sistematik, yaşanabilir kentler oluşturarak insan ve doğa odaklı yaşanabilir mekanlar oluşturulmuştur. Bununla beraber kentsel yaşam kalitesinin yanı sıra yerel yönetimlerin girişimleri ile kentlerde, kişi başına düşen yeşil alan miktarının artmasına da hız kazandırmıştır.

Kent ve kentlilerin kaliteli yaşam standartlarını artırabilmeleri için kentsel çevreler içerisinde insanlara, rahat kullanabilecekleri, yabancılık çekmeyecekleri çeşitli aktif ve pasif rekreasyon alanların sunulması önemlidir (AYTEKİN, Ö, 2018) . 

Kentlerin kalitesini arttırmak için kent parkları, karmaşık gibi görünseler bile bir düzene sahiptirler. Bunlar; yürüyüş, oyun oynama, sanat ve toplum mekanları, toplanma alanları gibi içlerinde FİZİKSEL, SOSYAL, KÜLTÜREL aktiviteleri bulundurarak insanların doğal ve sosyal çevre ile iletişimlerini sağlamaktadır.

Parklar insanlara sundukları farklı tipteki aktivitelere katılma olanaklarıyla kent ortamını daha yaşanabilir kılarlar. Mori Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün 2001 yılında İngiltere’de yaşam kalitesi ile ilgili yaptığı bir araştırmada, konuşulan her beş kişiden biri, parklar ve açık alanları en önemli kamu hizmeti olarak gördüklerini belirtmişlerdir.

Parkların daha yaşanabilir çevreler oluşturmada insanlara sağladıkları faydaları beş başlık altında toplayabiliriz:

• Sosyal faydaları: Doğayla ve toplumun diğer üyeleriyle bir araya gelme fırsatları sunarlar.

• Sağlık faydaları: Hem fiziksel hem psikolojik yönden faydalar sunarlar.

• Eğitici faydaları: Resmî ve resmî olmayan eğitim için kaynak oluştururlar.

• Çevresel faydaları: Hava kalitesi, koruma ve çeşitliliğin artırılmasına katkıda bulunurlar.

• Ekonomik faydaları: Doğrudan istihdam yaratma, yatırımı alana çekme ve yenilemeyi destekleme gibi olanaklar yaratırlar.

Parklar şehir çevresinde en iyi bilinen ve kullanılan açık mekânlardır. Çağdaş toplumlar için sosyal açıdan önemlidirler; faklı kültürler, ırklar, cinsiyetler, yaşlar, inanışlar arasındaki sınırları kıran en önemli kentsel elemandırlar (AYTEKİN, Ö, 2018) .  .

Kaliteli kentsel park kavramının iyi derecede tanımlanabilmesi için; çevrenin bir bütün olarak ele alınarak eksiklikler belirlenmelidir.

Bölge parçacı değil bütün ele alınarak, ihtiyaç ve kullanıcıların taleplerine göre park yapılmalıdır. Aksi takdirde atıl alanmışçasına, doğa hayvan ve insan odaklı değil de, doğa hayvan odaklı mekanların oluşmasına yardımcı oluruz buda maddi ve manevi olarak plansız kent parklarının oluşumuna yardımcı oluruz.

Parklarda aktivite ve kullanımlar, ulaşılabilirlik, konfor ve imaj, sosyallik gibi her bir kalite bileşenin ayrı ayrı ele alınıp, park planlaması ve tasarımı sürecinde göz önünde tutulması önemlidir. Ancak, doğru yer seçimi, doğru planlama, doğru tasarım, doğru uygulama ve doğru bakım standartlarının yakalanması ile kent insanlarına kullanabilecekleri kalite kent parkı çevreleri oluşturulabilecektir.

Park alanlarının güvenliği, parkın konforunun ve imajının kullanıcılar tarafından algılanmasında önemli bir etkendir. Güvenlik park çevresinde başlar. Alan üzerinde denetimin sağlandığını hissetmek, alanı görebilmek, tehlike anında kolayca kaçabilmek ve çevreden destek alabilmek, o yerin daha güvenli hissedilmesini sağlar. Güvenli park çevreleri için güvenlik personelinin, telefona ulaşımın ve ilk yardım ünitelerinin sağlanması gereklidir. Park içerisinde açık görüş sahalarının olması da güvenliğin algılanmasında etkilidir (AYTEKİN, Ö, 2018) . 

Farklı yaş grupları ve farklı tiplerdeki insanların kullanımı için çeşitli aktiviteler sunmalıdır (aktiviteler ve kullanımlar). Parka ulaşım kolay olmalıdır ve çevrelerindeki yerleşimlerle ilişkili olmalıdır (ulaşılabilirlik). Güvenli, bakımlı ve çekici olmalıdır, parkta oturmak için yerler olmalıdır (konfor ve imaj). Park insanlara diğer insanlarla birarada olma fırsatı vermelidir (sosyallik).

Parklar yumuşak ve sert peyzaj diye ayrılır. Yumuşak peyzajda peyzajın halısı diye tabir ettiğimiz yeşil rengi ile ruhu dinlendiren çim alanlardır. Çim alanlar birçok açıdan bize avantaj gibi gözükseler de, çok  fazla su ihtiyacı olduğundan maliyeti arttırmaktadırlar. Öte yandan ağaçlarla gölgelik alanda oturmanın verdiği huzur, havayı temizleme özeliği, oksijen üretimi, sera etkisi ile mücadele eden ağaçlar, şehri ve sokakları serinletir, erozyonu önler, saymakla bitmeyen birçok özellikleri bulunan ağaçların önemi çok büyüktür. Bütün bu özelliklerin ışığında şekilci projelerin yanı sıra sert peyzaj alanlarının az tutularak, yeşil alanlara ( yumuşak) daha fazla alan ayırmamız gerekmektedir .

Park yapımlarında maliyetlerin önemi göz önünde bulundururken, proje esnasında ve uygulama esnasında yöreye göre bitki seçimi yapılmalıdır.

Bütün bu yazdığımız çerçeve doğrultusunda gündemimizde bulunan millet bahçeleri, ulaşım, güvenlik ve insanların talepleri doğrultusunda nasıl olacağı hakkında sonuç öneriler kısmında verilecektir.

SONUÇ ve ÖNERİLER:

Millet bahçesine dönüştürülmek üzere projesine başlanması planlanan yerler aşağıdadır: İstanbul Atatürk Havalimanı, İstanbul Pendik, İstanbul Esenler, Ankara Atatürk Kültür Merkezi, Ankara Gölbaşı, Elazığ ve Konya.

Projesi tamamlanıp uygulaması başlanması planlanan yerler: “İstanbul Kayaşehir 2, 3 ve 4’üncü etaplar, İstanbul Validebağ, Küçükçekmece, Zeytinburnu Beştelsiz, Ayazma ile Diyarbakır Dicle Vadisi.”

İstanbul’a toplam 11 tane millet bahçesi planlanırken, Ankara ve Diyarbakır’a da 2’şer tane bahçe öngörülmüştür. Taslak, çalışmada toplam 28 bahçe için 3 milyar lira harcama yapılması planlansa da nihai rakamın projelerin kesinlik kazanmasıyla ortaya çıkması beklenmektedir.

KENTSEL YEŞİL ALAN SİSTEMİ BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE MİLLET BAHÇESİ DÜZENLENMELİDİR:

Millet Bahçeleri kentsel makroform içinde değerlendirilmeli, kentsel yeşil alan sistemin (Green System)  bir parçası olarak planlanmalıdır. Millet Bahçeleri de kullanılarak kesintisiz ve sürekli bir yeşil alan sistemi oluşturulabilir.

STADYUMLARIN KORUNMASI, SPOR KULLANIMLARININ ORTADAN KALDIRILMAMASI:

Yapılması planlanan Millet Bahçeleri`nin çoğu; doğal ve kültürel miras ile bellek alanlarını içermektedir. Özellikle stadyumların spor amaçlı kullanımı ortadan kalkmamalı, isimleri değişmemelidir. Millet Bahçesi yapılacak alanlar kent içinde boş durumda olan hazine ve askeri araziler olabilir.

14 stadyum 3 ay içinde millet bahçesine dönüştürülmek üzere projelendirilecek. Stadyumdan millet bahçesine dönüştürülmesi öngörülen yerler şöyle:

“Adana 5 Ocak Stadyumu, Batman 16 Mayıs Stadı, Diyarbakır Atatürk Stadı, Eskişehir Atatürk Stadı, Gaziantep Kamil Ocak Stadı, Giresun Atatürk Stadı, Hatay Antakya Atatürk Stadı, Malatya İnönü Stadı, Mersin Tevvik Sırrı Gür Stadı, Sakarya Atatürk Stadı, Samsun 19 Mayıs Stadı, Sivas 4 Eylül Stadı, Trabzon Akçaabat Fatih Stadı ve Trabzon Avni Aker Stadı.”

“…………Söz konusu alanlardaki kültürel miras; titizlikle korunarak yenilenmeli, kent belleğinin kesintisiz olarak sürekliliğinin sağlandığı yeni mekânsal bağlamlar oluşturulmalıdır. Mevcut yeşil alan ve parklar olduğu gibi kalmalı,  "Millet Bahçesi" ismi yeni oluşturulacak yeşil alanlara verilmeli, halkın kolay ulaşabileceği mesafelerde olmalıdır …..”   (TMMOB, Peyzaj Mimarları Odası, Basın Açıklaması)

ANKARA MİLLET BAHÇESİ VE ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)

Ankara için planlanan Millet Bahçesi; 1.700.000 m2 alana sahip dev bir şehir parkı olarak projelendirilmiş durumda. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nün önünden Konya Yolu’nu sınır alarak başlayacak olan park, doğuda Sıhhiye Meydanı'na, kuzeyde ise Ulus Heykel Meydanı’na kadar uzanması planlanmıştır.

“……Millet Bahçesi içerisinde olan 750 dönümlük alan ise adeta yeşil ile iç içe geçmiş bir tarih sergisine ev sahipliği yapacaktır. Park içerisinde Cumhuriyet dönemi, Osmanlı ve Selçuklu dönemi, Roma dönemi, Mezopotamya dönemi müzeleri olmak üzere 4 farklı müze projesine yer verilecektir .” (https://www.trthaber.com/haber/turkiye/ankaraya-yapilacak-olan-millet-bahcesi-baskentin-imajini-degistirecek-369393.html)

1971 yılından başlayarak devam eden ve eski kent merkezi Ulus ile yeni kent merkezi Kızılay arasında kalan eski endüstriyel alanın dönüştürülerek başkent Ankara’ya bir Kültür Aksı (omurgası) yaratılması yönünde süregelen çalışmalar, 23. 09. 1980 tarihli özel yasayla (TC Yasası No: 2302) özel bir anlam ve program edinmiştir.

“……. Yasada ayrıntılı bir biçimde tanımlandığı gibi, tanımlı alan üzerinde her türlü planlama (program ve tasarım dahil) erki, Milli Komite’ye devredilmiş, Milli Komite’nin paydaşları, aynı yasada belirtilmiştir. Buna göre, Cumhurbaşkanlığının himayelerinde (başkanlığında) toplanan komite, yasada tanımlanan alan üzerinde kentsel program geliştirme, buna bağlı olarak da, görevlendirdiği bakanlıklar aracılığıyla (Bayındırlık ve Kültür ve Turizm Bakanlığı) öngörülen programları destekleyen, fiziki planlama ve mimari tasarımların edinilmesi yönünde, mutlak otorite ve yasal bağlayıcılığa sahiptir ..” (http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=2110, Erişim 03.12.2018.)

Atatürk Kültür Merkezi Alanının iyileştirme, güzelleştirme, yenileme ve ihya etmek amacıyla; Kültür ve Turizm Bakanlığının da görüşü alınarak, bu alan için her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ile yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma ve ruhsatlandırma işlemleri ile diğer iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlamak.” hükmü kapsamında anılan alanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilendirilmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda çeşitli toplantı ve Çalıştaylar düzenlemiştir. Bu Çalıştaylar sonucunda AKM Alanında kapsamlı bir planlama ve peyzaj proje çalışmasının yarışma ile ya da Bakanlık tarafından hazırlanması kararlaştırılmıştır.

ANKARA İÇİN PLANLANAN MİLLET BAHÇESİ- ALANIN 750 DÖNÜMLÜK KISMI MÜZELER BÖLGESİ OLUYOR

Milli Komite’nin yürüttüğü çalışmalar sonrası AKM Alanı, Başkent Ankara’nın en önemli kentsel bölgelerinden bir tanesi olarak değerlendirilmiş ve bir bütün olarak ele alınması yönündeki görüşle birlikte, kültür, sanat ve rekreasyon etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir biçimde programlandırılmıştır. Bilindiği gibi, 2302 sayılı yasayla tanımlanan AKM Alanı, “Milli Mücadele tarihini, Türk Halk Kültürünü ve Sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar ve atölyeler ve benzeri yerlerden meydana gelen Atatürk Kültür Merkezi ile Milli Komite’ce saptanacak tesis ve alanlar bulunur. Bunların dışında Atatürk Kültür Merkezi Alanı’na hiç bir yapı yapılamaz” sözcükleriyle tanımlanmıştır.

Bu bağlamda, Atatürk Kültür Merkezi Alanı beş bölgeye ayrılmıştır:

a.       Birinci Bölge: Eski Hipodrum Alanı – Kültür ve Sanat Bölgesi (Atatürk Kültür Merkezi, Devlet Opera ve Tiyatro Binası ve Kongre Kompleksi);

b.       İkinci Bölge: Spor Yapıları Alanı (19 Mayıs Stadyumu, Atatürk Kapalı Spor Salonu, vs.) – Spor ve Rekreasyon Alanı (doğal-yeşil alan);

c.       Üçüncü Bölge: Gençlik Parkı – Rekreasyon Alanı;

d.       Dördüncü Bölge: Sanat ve Kültür Alanı (CSO ve Çağdaş Sanatlar Müzesi),

e.       Beşinci Bölge: Ulus Meydanı-Gençlik Parkı Arası – Müzeler Alanı (Cumhuriyet Müzesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi, vb.)

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ ALANI VE YAKIN ÇEVRE İLİŞKİLERİ

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Alanı ile Ankara Millet Bahçesi (AMB) alanları kısmen üstüste çakışmaktadır. 2302 sayılı yasayla ile AKM  alanında yapılması öngörülen kullanımların AMB ile bütünleştirilmesi ve bu yönde bir planlama ve projelendirme yapılması gereklidir.

ANKARA MİLLET BAHÇESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ ALANI İLE KISMEN ÇAKIŞMAKTADIR

Ankara’da AKM ALANI yerine, günümüzde yapılaşma tehdidi altında bulunan İMRAHOR VADİSİ doğal karakteri korunarak Dicle Vadisi benzeri bir proje ile “Millet Bahçesi” olarak düzenlenmelidir.

ANKARA İMRAHOR VADİSİ DOĞAL KARAKTERİ KORUNARAK VE GELİŞTİRİLEREK MİLLET BAHÇESİ OLARAK DÜZENLENMELİDİR.

YÖREYE ÖZGÜ BİTKİ TÜRLERİNİN KULLANILMASI

Kent ve bölge ölçeğinde yapılacak analizler sonucu yöreye özgü yerel bitki türleri belirlenmeli ve suyun her geçen gün daha kıymetli olduğu bugünlerde, su ihtiyacı ve bakım maliyetleri gibi unsurlar göz önünde bulundurularak hem ekolojik hem de ekonomik sebeplerle egzotik türler azaltılmalıdır. Çim alanlar tasarıma ve yerin özelliklerine göre kullanılabilse de mutlaka çayır alanlar oluşturulmalı, yörenin iklim koşullarına dayanıklı tohum türleri kullanılmalıdır.

Lale ve gülün Türk tarih ve bahçe sanatında özel bir yeri vardır. Lale o denli sevilmiştir ki, Türk tarihçileri bu zevk ve eğlence devrine “Lale Devri” adını vermişlerdir. Laleler ilkbahardaki cazip görünümleriyle bahçelerdeki su kenarları ve çiçek tarhlarına büyük gruplar oluşturacak şekilde dikilmiştir. Lalelerin toplu halde yetiştirildiği bahçelere “Lalezar” adı verilmiştir. Çok sayıda ve çeşitli gülün bir arada yetiştirildiği yerlere ise “Gülizar” ya da “Gülistan” denilmiştir (Şahin, C., K., Erol, U.E., 2009)

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN ÖNLEM ALINMASI

Dünyada ve ülkemizde yaşanmakta olan iklim değişikliği kent içerisinde önemli bir alanı kapsayacak projelerde göz ardı edilmemeli, o kentin iklim yapısı korunacak ve iklim yapısına uygun tasarım yapılmalıdır.

Çevre ve ulaşım analizleri doğru yapılmalı, kentin fiziksel altyapısını da içeren bütüncül bir yaklaşım ışığında fizibilite çalışmaları gerçekleştirilmelidir. Örneğin; doğru malzeme kullanımı ile yağmur suyunun yer altı suyuna karışabildiği veya depolanabildiği geçirgen yüzeyler oluşturulmalı, kentin ekolojik ve iklim yapısına uygun canlı ve cansız malzeme kullanımı teşvik edilmelidir.

 

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER

Yorum Yazın