Beypazarı
Ahmet Gürel

Ahmet Gürel

Mail: ahmetgurel50@gmail.com

Türk Ermeni İlişkileri, Ne Mutlu Türküm Diyebilenlere

Türk Ermeni İlişkileri, Ne Mutlu Türküm Diyebilenlere

20. Yüzyılda Türk-Ermeni Dostluğu;  

20 yıldır, Türk-Ermeni ilişkisinin dünü ve bugününü incelemekteyim. Anadolu’da 900 yıl önce başlayan Türk-Ermeni ilişkisinin, barış ve dostluk adına hangi noktalara ulaştığını çok iyi bilmek ve gözlemlemek gerektiği inancındayım. Kalpleri dostluk ve barıştan yana atan Türk ve Ermeniler adına bu çalışmanın, genişletilerek bir an önce yapılması şarttır. Çünkü yanlı gözlemlere dayalı ve ön yargılı teşhislere göre yapılanlar, iki ülke halkı arasında oluşması arzulanan ilişkiyi olumsuz noktalara götürmektedir.

Türk Devlet Arşivleri’nde yaklaşık bir milyona yakın Ermeni temalı belgenin var olduğunu ve bu belgelerin Ermeniler tarafından incelendiği halde gerçek olarak kabul edilmediğini biliyorum. Bu nedenle, 1071’den günümüze Türk-Ermeni ilişkisini yabancı kaynak ve belgelerden inceleme olanağım doğdu. 2005 yılından bugüne yabancı belgeler ışığında,Türk-Ermeni ilişkisinin dünü ve bugününü içeren, dört ayrı kitap hazırladım.

‘Türk-Ermeni İlişkisi’ (Yabancı Belgeler Işığında, Dünü ve Bugünü) adlı üçüncü ve en kapsamlı kitabımda 524 yabancı belgeye yer verdim. Kitabımda; Selçuklu Devleti’nin Ermenilerle kurduğu güzel dostluğuna; Anadolu’da senelerdir birlikte yaşamaktan mutlu olan ve bu dostluğun her şeye rağmen devamından yana tavır koymuş olan Ermenilerin görüşlerine; Osmanlı’nın, “Sadık Milleti” olan Ermenilere devlet idaresi ve askerlik dışında hemen hemen her görevi nasıl devretmesine ve olayları yaşayan yabancı askerlerin, devlet adamlarının ve tarihçilerin o güne ait tespitlerine yer verdim. Kitabımda; 19. yüzyılda misyonerleri ve Ermeni kiliseleri tarafından her iki toplum arasına kin, nefret, ölüm ve ayrılık tohumlarını nasıl ektiklerini; Meşrutiyetin kazanımlarıyla birlikte Ermenilerin, Emperyalist ülkelerin bir oyuncağı haline gelişini; Ermeni çetelerinin yarattığı kanlı olaylar ve unutulmaz acılarına da yer verdim.

Yaptığım çalışma sonucunda, birçok yabancı bilim adamının yaptıkları araştırmalarla Türk-Ermeni ilişkisine ışık tuttuğu önemli bir gerçektir. Günümüzde bu acıların artık biteceğine, gerçek olmayan belgelerle, Türk-Ermeni gündemi oluşturulmaya devam edilmeyeceğine inananlardanım. Bunun için tarafsız bilim adamlarına büyük görevler düşmektedir.

Anadolu’daki Türk-Ermeni topluluklarının 800 yıl süren beraberliğinin nasıl bozulduğunu, Gazetenehaber’de yayımladığım beş makaleden okuduk. Kitabımda, bu süreçte dostluktan yana yürekleri çarpanların, gayretlerini ve başlarına gelenleri de ibretle yer verdim. 1973’ten bu güne diplomatlarımıza yapılan saldırılarda, 34 şehit ve 188 yaralı verdik. Buna rağmen, Türk toplumu her zaman barıştan yana olmayı tercih etmiştir.

Bu son makalemde; ülkemizi terk etmeyen, ve Atatürk’ün dediği gibi, “Ne mutlu Türküm” diyebilen ve ‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’ ilkesine bağlı, Ermeni vatandaşlarımızın, onun sağlığında verdikleri yanıtları izleyelim. Örneğin;

Kurmay Yüzbaşı olarak, Şam’da, görevli bulunan, Mustafa Kemal’e yapılmak istenen suikastı, üzerine atlayarak önleyen er, Ermeni Garabet Tombalyan’dır.  

Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Paşa’ya maddi ve manevi yardım yapanlardan biri İğneciyan’dır. Mustafa Kemal Paşa ile ilişkisi belirlenen İğneciyan, İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür. 1927 yılında, Atatürk, İğneciyan’ın başından geçenleri kızından öğrenmesi üzerine, İğneciyan’ın maddi durumu ve yaşantısı eski düzeyine getirilmiştir. İğneciyan’ın yaşamı, Atatürk’ün kaybına dayanamayarak 12 Kasım 1938 tarihinde sona ermiştir. Garabet Tombalyan’ın ölümü de Atatürk’ün kaybının birinci ayına denk gelmiştir.


Berç Türker

Berç (Keresteciyan) Türker, Osmanlı Bankası Genel Müdürlüğü ve Kızılay Cemiyeti II. Başkanlığı yapmıştır. Keresteciyan, Bandırma vapurunun İngilizlerce batırılacağını Mustafa Kemal Paşa’ya bildirerek, olası saldırıyı önlemiştir. Keresteciyan’ın Kurtuluş Savaşına katkısı para ve ilaç olarak sürmüştür. Atatürk, dört dönem Afyon Milletvekili olan Keresteciyan’a; ‘Türker’ soyadını vermiştir. Hatay’ın anavatana bağlanması konusunda yaptığı tarihi meclis konuşması ile Ermeni asıllı birinin aynı zamanda bir Türk milliyetçisi olabileceğini kanıtlamıştır.

Agop Dilaçar, Türk dili üzerine uzmanlaşmış Ermeni asıllı Türk dilbilimcidir. Türk Dil Kurumu'nun ilk genel sekreteridir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkçe ile ilgili çalışmalarına verdiği katkılardan dolayı ona; ‘Dilaçar’ soyadını vermiştir.

Fransız Vapur İşletmesi Müdürü Kalçi Efendi, Mustafa Kemal Paşa’ya:

“Sizi haklı buluyorum, mücadelemizin büyüklüğünü biliyorum. Bu toprağı severim. Ailem burada yaşadı ve mutlu oldu. Son vapurum elimden çıkıncaya kadar sizinle çalışacağım”, demiştir. Kalçi Efendi, ‘Mahsus-u Milli Teşkilatı’na cephane taşımada vapurlarıyla destek olmuştur.

Arman Pandikyan, İstanbul’un işgali sırasında İngiliz İşgal Kuvvetlerinde tercümanlık görevini yürüten Ermeni asıllı Türk’tür. Görevi sırasında edindiği bilgileri Milli Mücadele taraftarı ‘Mim Mim Teşkilatı’na iletmiştir. Kurtuluş Savaşı sonrasında Terziyan, Hogasyan Efendiler gibi 10’a yakın Ermeni asıllı Türk ile beraber İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

TBMM Müzesi’nde sergilenen, altın plaket üzerine kazınmış, Türkçe Latin alfabesi kuyumcu Mazlumyan’ın ve Atatürk’ün imzası ise, Vahram Çerçiyan’ın eseridir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dans öğretmeni Prof. Dr. Ardeş Panoysan’ı ve diş doktoru Arşak Sürenyan’ı anmadan geçmeyelim. 


Pars Tuğlacı

Pars Tuğlacı, yazar, dil ve tarih araştırmacısıdır. Birçok Türkçe sözlük yazmıştır.

1912 yılında gerçekleşen, modern olimpiyatların ilki sayılan Stockholm Olimpiyatları’na Osmanlı Devleti’nin de katıldığını biliyoruz. Stockholm’de Ay-Yıldızlı bayrak altında mücadele veren iki Ermeni atlet Vahram Papazyan ve Mıgırdıç Mıgıryan’dır. Diğer milli sporcularımızdan; Harutyan Artur, Zareh Kalpakçıyan, Hagop Yavruyan, Varujan Köseoğlı, Vahriç Melkonyan, Sarkis Gülyap ve Garbis Zakaryan’ı da unutmayalım.

Ermeni Diasporası’nın gerçek yüzünü gören, Ermeni asıllı vatandaşımız, Artin Penik, ASALA terörüne tepkisini göstermek ve dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için 1982 yılında Taksim’de kendini yakarak, intihar etmiştir.  

Dikran Çuhacıyan, bestelediği orkestra ve koro parçaları ile marşları ile Şark Tiyatrosu’nu da yönetmiştir. Osmanlı Opera Kumpanyası’nı kurmuştur.


Güllü Agop

Ermeni asıllı tiyatro sanatçısı Agop Ayvaz, Türk tiyatrosunun unutulmazlarındandır. Güllü Agop olarak da tanınan Agop Vartovyan, Osmanlı dönemi tiyatro oyuncusu, yönetmenidir. Türk tiyatrosunun kurucularından olan Güllü Agop, sonradan Mehmet Yakup ismini almıştır.  


Toto Karaca ve Cem Karaca

Toto Karaca, Ermeni asıllı opera ve tiyatro sanatçısıdır. Gerçek adı İrma Felegyan’dır. 1960 yılında İstanbul Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer almıştır.

Asıl adı Adile Keskiner olan Türk tiyatrosunun ve sinemasının ünlü oyuncusu Adile Naşit, tiyatro oyuncusu Ermeni Amelya Hanım ile komedyen Naşit Özcan’ın kızıdır.


Selim Naşit Özcan ve Adile Naşit

Selim Naşit Özcan, büyük tuluat ustası Naşit Bey ile Türkiye’nin ilk kantocu ve tiyatrocularından, Amelya Hanım’ın oğludur. Kardeşi Adile Naşit ile tiyatroya gönül verdiler ve ilk defa Cumhuriyetin 10. Yıl Kutlama Gecesi’nde aynı sahneyi paylaştılar.

Boğos Karakaş, Yenişehir Mangasar’da kurduğu tiyatrosunda Agop Ayvaz, Krikor Çobanyan, Lusi Karakaş, Aram ve Jerfin Elmas senelerce oynamışlardır.


Turgut Özatay

Turgut Özatay, Ermeni asıllı Türk vatandaşı sinema oyuncusudur.

NubarTerziyan’ın asıl ismiNubar Alyanak’tır. Vahi Öz’ün gerçek adı Vahe Öz’dür. Sinema oyuncusu olan Öz, oyunculuğa Halkevi’nde başlamıştır. Asıl adı Samuel Uluç olan, Sami Hazinses, sinema oyuncusudur.


Vahi Öz

Gerçek adı Kirkor Cezveciyan olan, Kenan Pars, sinema sanatçısı, tiyatro ve sinema yönetmenidir. Ani İpekkaya, tiyatro, sinema oyuncusu ve seslendirme sanatçısıdır. Anta Toros ise, günümüzün tiyatro ve sinema oyuncusudur.


Kenan Pars

Kemani Serkis Efendi, klasik Türk müziği bestekârı ve güftekârıdır. Üsküdarlı kemençeci Onnik Efendi’nin oğlu olan Serkis Efendi ünlü kemani Aleksan Ağa’nın öğrencisidir.


Asu Maralman

Anahit Yulanda Varan’ın bilinen adı Madam Anahit’tir. Akordeon sanatçısı ve oyuncudur. Çiçek Pasajı’nın en renkli simalarından biridir. Şarkıcı ve oyuncu Asu Maralman’ın annesidir. Asu Maralman, Boğaziçi Orkestrası eşliğinde çeşitli yerlerde dans müziği yapmıştır.


Onno Tunç

Onno Tunç, Türk pop müziğine besteci ve aranjör olarak birçok eserler kazandırmıştır. Garo Mafyan, popüler müziğin başlangıç yıllarında önemli yorumcularla, gerek Türk bestecilerin gerekse yabancı bestecilerin şarkılarını düzenleyerek önemli bir açılım yaratmıştır.


Garo Mafyan

Cem Karaca’nın annesi Ermeni asıllı Toto Karaca ve babası Azeri asıllı tiyatrocu Mehmet Karaca’dır. Sanatla iç içe büyüyen Cem Karaca popüler rock’n’roll parçalarını söylemiştir.

Jaklin Çarkçı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından, uluslararası alanda da ismini duyurmuş bir mezzo-sopranodur. Hayko Cepkin, piyanist ve müzisyendir.

Nişan Berberyan, 1842-1907 yılları arasında yaşamış, Tanzimat döneminin en önemli karikatüristlerinden biridir. Boğos Tatikyan, Osmanlı gravür sanatçısıdır.

Kevork Viçen ve Hovsep Abdullahyan, Fotoğrafçı Abdullah Biraderler veya ‘Abdullah Frère Türkiye’de fotoğrafçılık sanatının kurucularıdırlar.


Ara Güler

Ara Güler, ünlü fotoğraf sanatçısı ve foto-muhabirdir. İstanbul’un gözü olarak da bilinir.

Bu güne kadar yaptıklarıyla övünç duyduğumuz Ermeni vatandaşlarımızdan bazılarının adlarını yukarıda vererek andık.

Türk-Ermeni davasına katkısı olan, adını anamadığımız tüm dostlara da selam ve saygılar gönderiyoruz...

1973 yılında Türk Basın Birliği Üyesi ve 2005 yılında Türk Tarih Kurumu Üyesi olan Levon Panos Dabağyan’ın, Ermeni konulu kitap ve araştırmaları vardır. Avrupa Birliği; “Türk düşmanı Ermeni yetiştiriyor”, diyen Dabağyan, TBMM’de günümüz Ermeni sorunları konusunda birçok oturuma katılmıştır. Dabağyan, TRT’de Prof. Dr. Hasan Köni ile yaptığı programda şunları söylemiştir:


Levon Panos Dabağyan

“Ben küçüklüğümden beri Cumhuriyet Bayramı resmi törenini izlerim. İzcilerin yürüyüşüne hayran hayran bakar, niye ben de elimde Türk bayrağı ile o törende yürüyemem.” Dabağyan televizyonda yaptığı başka bir konuşmasına şunları söylemiştir;

“Bu vatan Hüseyin’in olduğu kadar benimdir. Niye vatanımı dışarıda arayayım? Ararsam o zaman İngiliz ve Amerikalı devreye girmiyor mu? Birbirimizi sevmek için, milli duyguyu anlamak için Kemalist olmalıyız.” 

2017 yılında kaybettiğimiz, Levon Panos Dabağyan, kitaplarıyla, yaptığı bu konuşmalarıyla, ulus devletten ve tam bağımsız Türkiye’den yana olan Ermeni yurttaşlarımızın duygularını yansıtmıştır.

Türk-Ermeni’ ilişkisini doğru belgelerle gerçekyerine getirmenin de öncüsü; ulusunu seven Türk aydını olmalıdır, diyorum. Tarihe not düşürerek, Atatürk’ün ‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’ ilkesini yaşama geçirmek için toplam 618 belgeyle bu kitabımı yazma mutluluğuna eriştim.

Saygılarımla…

 

Ahmet GÜREL
Atatürk Araştırmacısı

 

Makale Yorumları

  • Ahmet Gürel30-06-2020 21:35

    Sn Pekmezci, 400 sayfayı bulan Yabancı belgelerle Türk - Ermeni ilişkileri kitabımı 6 makale ile özetledim. 500’e yakın yabancı belge kullandım, hiç eleştiri almadım. 100. Yılda verdiğim 25 konferansı “Ne Mutlu Türk’üm Diyebilenler” ile bitirdim, benden fazla konferans veren olmadı. Sizden başka öven de olmadı. Hocam, üzgünüm, 20 yıllık bir emek, kimse kitabımı basmıyor. (Kaynak yayınları ve TELE-1 dahil) Çok üzgünüm, emeğime yazık. Tekrar tesbitleriniz için teşekkürler. Ahmet Gürel

  • pekmezci27-06-2020 17:25

    Değerli Ahmet Gürel'in ''Türk Ermeni İlişkileri, Ne Mutlu Türküm Diyebilenlere'' yazısı sık sık yinelenmesi gereken ve böylece ulaşabildiği kadar insana ulaşması elzem olan yazılardan. Alabildiğine çarpıcı örneklerle özetlenen. Öyle bir konu ki her gün saçma sapan gündemlerle allak bullak edilerek zaafiyete uğratılan belleklerin kendine dönebilmesi çok zor olsa da ''bir yıldız kurtarmak'' düşüncesiyle yılmamak gerektiğine inanıyorum.Ulusal bilinci, ayakta tutan dayanaklardan en önemlisi ulusal kahramanlar ve toplumsal idollerdir. Çünkü bunlar birleştirici-bütünleştirici özellikleriyle daima evrensel değerler gibidir. Hatta evrensel anlamda da her zaman pozitif yaklaşımlara neden olurlar. Ayrıştırıcı olabilecek diğer toplumsal elemanlardan bu özellikleriyle daima ayrılırlar.Bunu iyi okuyan uluslararası ayrıştırma örgütlerinin en çok üzerinde çalıştığı konulardır; ulusal dayanakları zayıflatmak- bölmek parçalamak.Çok sorguladığım bir konudur; bir Fransız, Fransız milliyetçiliğine asla toz kondurmaz. Bir Alman Alman milliyetçiliğine söz söyletmez. Ama Türkiye'de milliyetçilik kavramı adeta belli grupların tekelindeymiş gibi ayrıştırıcılık unsuru haline getirilmiştir. Bu bir ulus için en vahim olumsuzlukların başında gelir. Daha önce de değinmiştim; bir başka örnek, Fransızlar; iki büyük savaştan yenik çıkmış, İngilizlere esir düşmüş, Elbe Adası'nda sürgünde ölmüş Napolyon için tek olumsuz söz söyletmezler. Bizde Atatürk'e olmadık saldırılar ne yazık ki olağan sayılır. Hatta yabancılar'dan Atatürk'e saldıranlarla aynı dili kullanmaktan, onlara katılmaktan çekinmezler. Bu ulusu; bu ülkede yaşayan kim olursa olsun herkesi, azınlık*çoğunluk ayrımı yapılmadan bir arada tutacak en önemli idol, ulusal kahraman Atatürk'tür. Sn. Gürel'in başlık yazısında dediği gibi ve Selçuklulardan bu yana devlet yönetenler içinde sadece Atatürk'ün inandığı ve kullandığı ''Ne mutlu Türküm diyebilenlere'' veciz sözü hiçbir ayrım yapmadan, hatta bunu aklından bile geçirmeden, insanlığı-hümanist düşünceyi temel alarak sevgi ile kucaklamasını bilen bir anlayışın ve felsefenin özetidir. Yazı içinde bunun anlamlı örnekleri çok....Sevgilerle Hasan Pekmezci

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar