• 20 Aralık 2017, Çarşamba 13:30
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Ilımlı İslam Tuzağı, Türkiye'yi Bekleyen Tehlike

ILIMLI İSLAM TUZAĞI,TÜRKİYEYİ BEKLEYEN TEHLİKE..

Kamu Yatırım Fonu'nun 24 Ekim günü Riyad'da düzenlediği ve 60 kadar ülkeden 2 bin 500 kişinin katıldığı ''Gelecek Yatırımlar Girişimi'' toplantısında Suudi Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, ülkesini "Ilımlı İslam"a döndürme sözü verdi. Toplantı vesilesiyle İngiliz basınına söyledikleri, Bin Selman'ın bu sözleriyle neleri kasdettiğini açıklar nitelikte. Özetle Prens, 1979'a kadar geriye gidiyor ve o tarihten bugüne otuz senedir Suudi ülkesinin “Anormal” durumda olduğunu belirtiyor. 

Bin Selman bu dönüşümde İran Devrimi'ni sorumlu tutuyor. Müslüman ülkelerde İran Devriminin siyasal bir hareketlilik yarattığını, ülkesinde de aynı gelişmelerin yaşandığını, İslamcılık endeksli ''Uyanış'' projesinin bunun bir yansıması olduğunu söylüyor, fakat bununla baş etmeyi başaramadıklarını itiraf ediyor.

Bin Selman bu durumdan kurtulmanın çoktan zamanı gelmiştir, bir otuz yılın daha boşa geçmesine izin verilmeyecektir, dolayısıyla radikalizm derhal yok edilecektir. "Biz daha önce olduğu gibi tüm dünyaya, geleneklere, halklara ve dinlere açık olan ılımlı İslam'a dönüyoruz" diyor.

Bana göre Veliaht Prensin bu çıkışı, "Radikal düşünceleri terk” ifadesi ; coğrafyayı kan, kıyım, karmaşa ve yıkıma boğan radikal akımlara verilen desteğe dair örtülü bir itiraf.

Selman'ın ifadeleri ‘'Kadınların araba kullanması gibi’' Suudi Arabistan’da adımları atılacak bazı hak ve özgürlükler olarak algılayan  analizcilerin  öngörülerinin çok daha ötesinde, bölgenin ve dünyanın jeopolitiği ve jeostratejisi ile en üst katmanda yaşanan kavramsal savaşların temel silahlarından birisi olması nedeniyle çok özel bir anlam ve önem taşıyor.   

Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın bir söylemini hatırlıyalım, “Teröre karşı savaşı kazanmak için öncelikle fikirler arası savaşı kazanmak lazımdır.” “Terörü besleyen” radikal dini düşüncenin karşısına ılımlı dini düşünceyi koymak ve ılımlıları desteklemek bu nedenle elzemdir.

Ilımlı İslam'ın sadece Küresel güçlerin kendilerinin yarattığı terör ile  savaş amaçlı olarak tasarlandığı tespiti eksik bir değerlendirme olacaktır. Ilımlı islam'ın Büyük Ortadoğu Projesi'yle (BOP) yan yana/iç içe yürütülmesi, ABD'nin  menfaatlerinin  olduğu Asya ile Orta Doğu'daki siyasal ve ekonomik içerikli emperyal amaçları için çok önemlidir. Yakın ve uzak vadede kullanışlı bir araç olarak görülmektedir. Söz konusu proje için milyonlarca dolarlık bir bütçe hazırlanmıştır. Belli  bir plan ve program dahilinde yirmi dört müslüman ülkede çok çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Medreselere alternatif dinî okullar açılmış, ortak ya da müttefik olarak seçilen düşünce kuruluşlarına fonlar aktarılmış, bunlarla sempozyumlar, paneller tertip edilmiştir. Bazı ülkelerde cami imamları eğitilmiş, Radyo ve TV kanalları hizmete sokulmuştur. Neticede ne BOP projesi hedefine ulaşmış ne de müslümanlar ılımlılaşmıştır. Müdahalede bulunduğu veya bizzat işgal ettiği ülkelerdeki gayri insani icraatları, haksız ve adaletsiz uygulamaları, Filistin'deki insanlık dramı karşısında koşulsuz İsrail yanlısı tavrı nedeniyle ABD hiçbir şekilde müslümanların güvenini kazanamamıştır. Özellikle Arap devrimleri süreci ve sonrasında ABD'nin bölgedeki monarşileri koruyup kollayan ve dikta rejimlerinin geri dönüşünü sağlayan malum siyaseti, Ilımlı İslam'ın demokrasi kartını zaten göstermelik hale getirmiştir. Bir biçimde işbirliği niyeti içinde olan İslami yapılar bile zan altında kalmamak için ABD'yle ilişkilerinde çok mesafeli davranmışlardır. Prens Bin Selman'ın söz konusu çıkışı olmasaydı, en az on yıldır dillendirilmeyen ''Ilımlı İslam'' kavramı belki de kalıcı bir unutuluşa mahkum olacaktı.

Ilımlı islam ortaya yeni çıkmış bir kavram değildir. İkinci Dünya savaşından sonra küresel güçler tarafından ortaya atılan bir projedir. 

İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra başlayan Soğuk Savaş ta sona erince, Amerikalı Siyaset Bilim Profesörü Samuel P. Huntington, Batı uygarlığının rehavete kapılarak laçkalaşmaması için yeni düşmanlara gereksinme duyulduğu gerekçesi ile, önce  büyük enerji kaynaklarını elinde bulunduran ve enerji yollarında bulunan müslüman devletler yani  İslam Alemi'nin ve sonra da Dünyanın yeni yükselen yıldızı " Sind Uygarlığı'nın" yani Çin'in Batı'nın karşısına dikileceği hakkında bir takım tezler ileri sürmüştü.

Bugün, Amerika Birleşik Devletleri'nin gerek Afganistan gerekse Irak ve Suriye  savaşlarının ardında da, Huntington'un kuramsal açıdan dile getirdiği bu düşmanlığın izlerini görmek mümkün.

Geri kalmış bir İslam toplumunda bir ulus devlet modelini kuran Atatürk, bu modelini, Batı emperyalizmine karşı verdiği savaşla gerçekleştirdiği için, Batılıları korkutmaktadır. 

Türkiye, Huntington'un "Olamaz" dediği Batılılaşmayı Atatürk'ün önderliğinde ve üstelik de Müslüman bir toplumda gerçekleştirmiştir. 

Bu niteliği ile Atatürk Türkiye'si , Huntington'un tezlerinin tümüyle yanlış olduğunun yaşayan bir kanıtıdır. Bu nedenle de İslami yapıya geri döndürülmesi gerekir. 

 Nitekim, 

 * Huntington, son derece ilginç bir biçimde "İnsan hakları, kadın hakları gibi değerler Batı'nın değerleridir. Yani emperyalist değerlerdir. siz İslam Alemi'nde kendi değerlerinize sahip çıkın bu emperyalist değerlere inanmayın." demektedir.

* Böylece Batı'nın, sömürgeleştirdiği yerlerde, Mustafa Kemal Atatürk'ün örnek alınmasını önlemeye çalışmaktadır.

İşte Amerika'nın "Ilımlı İslam" projesinin altında yatan gerekçe budur: Amerikan nüfuzu altına alınacak bölgelerdeki halkların Batı değerlerini benimseyerek, Batı'nın sömürgeciliğine karşı çıkmalarını engellemek ve İslam'ın Tarım Dönemi değerlerini geçerli kılarak, bu değerler aracılığıyla Amerika ile işbirliğine gitmelerini, yani ikinci sınıf müttefikler olmalarını sağlamak istemektedir.

Bu proje ile ; Müslümanların İslam Dini'nden çıkması amaçlanmıyor, Müslüman gibi yaşadığını zannedip, ancak emperyalizmin istediği gibi düşünen bir Müslüman profili amaçlanıyor.

Şu an Suudi Arabistan’a biçilen Ilımlı İslam vizyon ve misyonuna Türkiye ise hiç de yabancı değil. Hatta bu konu da; “Dünyadaki en tecrübeli ülke” demek çok daha doğru.  Yaklaşık kırk yıldır Türkiye'de hayata geçirilmeye çalışılıyor. 

1989 yılında ABD Savunma Bakanlığı'nın isteği üzerine Rand Corporation adlı kuruluş “Türkiye'de İslami Radikalizmin Geleceği” konulu 79 sayfalık bir rapor hazırlamıştı. Bu raporun son bölümünde şu tespitler dikkat çekiciydi; “Türkiye'de İslam'ın yükselmesi olgusuna dikkatli ve seçici bir şekilde yaklaşılmalıdır. Ancak, ihtiyatlı ve alçak perdede kalarak Amerikan çıkarlarına en iyi hizmet mümkündür. İslam'ın rolünü etkileme konusunda en ufak bir Amerikan girişimi ABD'nin çıkarlarına hizmet etmez. Ayrıca İslâmi hareketin ılımlı üyeleri ile ihtiyatlı ve gayr-i res­mî temasların kurulması ve Yeni Dünya düzenine uygun dini yorumların yayılmasının sağlanması gerekir.”

Yine 1999 yılında dönemin ABD Başkanı Clinton, Türkiye'yi “Laik bir İslâm Devleti” olarak tanımlamış ve böylece “Ilımlı İslâm” fikriyatını Müslümanların zihnine nakşetmeye çalışmıştır.

Bu ifadelerin  İdeolojik İslam, tasavvuf-tarikat-cemaat öğretilerini kullanarak ortaya çıkan güç, etki ve menfaat odaklı Ilımlı İslam’ın uygulayıcısı FETÖ Çetesinin Türkiye'de nasıl kurulduğunu, örgütlendiğini,kimlere hızmet ettiğini bizlere göstermiyor mu?

Öyle  ki; Türkiye'de istedikleri gibi bu projeyi hayata geçiremeyen küresel güçler şimdi Suudi' Arabistan'ı lokomotif yapmayı düşünüyor.

1979 İran devrimi bölgedeki bütün ülkelerin genetiğini bozmuştu. İran Devrimi’nin bitmiş olması, rejim ihracı, devrim ihracı gibi tehlikelerin ortadan kalkmış olmasına rağmen Şii, Sünni ayrışmasından, cepheleşmesinden sonra coğrafyamızda yeni bir ayrışmanın, bölünmenin, cepheleşmenin temelleri atılıyor.  (BAE), Mısır, İsrail ve ABD arasındaki tuhaf gelişmeleri bir süredir izliyoruz.  İran’a karşı olduğunu bildiğimiz ama son zamanlarda açıkça Türkiye karşıtı bir hal alan, Türkiye’nin bölgedeki etkisini sınırlamaya yönelik yeni bir durum söz konusu. Bu cephenin Sünni Arap dünyasını tek bir eksende tutmaya, onu da ABD-İsrail eksenine hapsetmeye dönük olduğu apaçık ortada. Müslüman Arap coğrafyası BAE ve İsrail üzerinden rehin alınıyor, işin pazarlama tarafı da Suudi Arabistan üzerinden yürütülüyor.

Arap ve Arap olmayan Müslüman ayrışması, İslam’ı Arap dünyasına hapsetmek isteniyor.

Ama bundan sonrası ortadoğuda ki islam ülkeleri , Türkiye ve İran , Asya’daki Müslüman ülkeler için tehdit. Çünkü etnik ve mezhep eksenli ayrışma ve çatışmalardan sonra, bütün coğrafyayı sarsacak yeni bir ayrışma ve çatışma  projesi devreye alınıyor. Kimlik savaşlarına yatırım yapanlar şimdi de Arap ve Arap olmayan müslümanlar şeklinde bir ayrıma yatırım yapıyor.

Bu, İslam’ı Arap dünyasına hapsetme girişimi ve Türkiye ile iran'ı yanlızlaştırma projesidir.

Uygarlık, ortak tarihsel ve toplumsal ilişkiler tabanından beslenen, benzer kültürlerin bir sentezidir. İslam uygarlığı, dünya uygarlığının ebesidir.

Medeniyetler Çatışmasında, İslam Medeniyeti, çatışmanın hedefi haline getirilmiştir. Daha da ilginç olanı, o hedefe yönlendirilenler, islam'ın başıbozuk çete birlikleridir. “İslam'ı İslam'a kırdırma” görüntüsünü, keyifle dünyaya  izlettirmektedirler.

Arabistan çöllerinden estirilen “Sam Yeli” bütün bir islam coğrafyasını kavurmaktadır.

“Tarih bize gösterir ki; İngiliz desteği olmasaydı, bugün ne vahhabilik olurdu, ne de Suud sarayı. Vahhabizm İslam içerisindeki İngiliz destekli köktenci bir harekettir. Vahhabizm şiddete dayanan, sağcı, aşırı tutucu, katı, aşırı, gerici, cinsiyetçi ve hoşgörüsüzdür.”

Bugün bu barbar saldırıların arkasında hala Batı'nın, ABD emperyalizminin olduğunu görmüyormusunuz?

Sonuç olarak, başta da söylediğim gibi: Dinlerin  radikali, ılımlısı olmaz. İslam Dini'nin ise hiç olmaz.

Peki toplum aleyhine örgütlenen bu mafyaya karşı biz ne yapmalıyız?

“Kötü niyetli  Emperyalistlerle  çılgın mollalar arasında tercih yapmak

zorunda değiliz”.

Biz kendi bildiğimiz yolda, kendi istediğimiz şekilde, direniş ve mücadele ile yolumuza devam

etmeli "Yeni Osmanlı'' gibi tuzaklardan da uzak durmalıyız.

Islam’ın kutsal ilkelerini iktisadi çıkarlar için tahrip eden emperyalizme hızmet eden bu proje hayata geçirilse dahi uzun süreli olamayacaktır.

Çünkü tarihte ve bugün, yeryüzünde haklı olmaktan daha güçlü bir silah henüz icat edilmemiştir.

Fatih BENGİ


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Bülent Boz Bülent Boz 05.10.2018 15:07

Bizleri yönetenler bütün bunları bilmiyorlar mı?Neden sizler gibi değerli yazarların eleştirilerini yazdıklarını dikkate almıyorlar.

Cem Alkan Cem Alkan 07.10.2018 16:40

Çok doğru bir tespit ve çok iyi bir analiz.

ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık