• 10 Ocak 2018, Çarşamba 11:46
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Jeopolitik Evrim

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda Soğuk Savaşın ardından ABD liderliğinde “Tek kutuplu dünya” söylemlerine rağmen beklenen olmamış, uluslararası sistemin siyasi, askerî, ekonomik, coğrafî, sosyo kültürel,bilimsel ve teknolojik güç parametreleri dikkate alındığında çok kutuplu bir yapıya dönüşmüştür. 

Soğuk Savaşın hemen ardından Avrupa entegrasyon sürecinin AB adı altında ileri düzeye taşınması ve ABD-AB ilişkilerinin farklılaşması Trans-Atlantik ilişkilerin sorgulanmasına yol açmıştır. ABD’de Trump’ın iktidara gelmesi ile birlikte müzakere süreci devam eden Trans-Atlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığı Antlaşmasının askıya alınması, Trump tarafından NATO’nun sorgulanması ve Brexit süreci Trans-Atlantik ilişkilerin ağır yara almasına sebep olmuştur. AB müktesebatında ve akademik literatürde Avrupa entegrasyon sürecinin derinleşme ve genişleme olarak ifade edilen bir aşamaya gelmesi ise AB’yi uluslararası sistemde yeni bir aktör konumuna taşımıştır.

1991-1999 yılları arasındaki kısa bocalama döneminin ardından Moskova’da Putin’in iktidara gelmesi ile birlikte Rusya yeniden sahneye çıkmış ve uluslararası sistemin en önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir. Moskova Yönetimi uluslararası sistem içerisinde farklı pozisyonlarda duran önemli aktörlerle aynı anda müzakere yapabilen jeostratejik bir oyuncu konumunda bulunmaktadır.

Uzakdoğu’da tarihsel ve kültürel bir derinliğe sahip olan Çin elinde bulundurduğu ekonomik, siyasi ve askerî gücü ile uluslararası sistemdeki yerini muhafaza etmektedir.

Bunun yanında Hindistan, Endonezya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Brezilya, Meksika gibi bölgesel etki yaratma potansiyeline sahip aktörler de yeni uluslararası sistemde yerlerini almışlardır.  İngiltere ve Japonya da hâlen uluslararası sistemde önemli birer aktör olma konumlarını muhafaza etmektedirler. 

Bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişme ve Endüstri 4.0 devrimi siyasi, askerî ve ekonomik alanlar başta olmak üzere; hem bireylerin, hem ülkelerin, hem de uluslararası sistemin devinimini hızlandırmış ve bizi  yeni bir dünyaya taşımıştır.

Uluslararası rekabetin siyasi ve askerî olmanın ötesinde ekonomik, teknolojik ve kültürel boyutlarının ağırlık kazanması yeni uluslararası denklemin parametrelerini de değiştirmiş bulunmaktadır. 

Bu durum uluslararası sistemin hâlen temel aktörü olmaya devam eden devlete “sert güç” olarak tanımlanan siyasi, ekonomik ve askerî gücün yanında, “Yumuşak güç” olarak ifade edilen sosyo kültürel ve bilimsel-teknolojik güce de sahip olmayı her zamankinden daha fazla gerektirmektedir.

 21. yüzyıl uluslararası sisteminde baş aktör konumunda olmak isteyen devletlerin “Sert güç” ile birlikte “Yumuşak güce” birlikte sahip olması büyük önem kazanmıştır. Bu iki ayrı gücün optimum seviyede toplanıp, uygun şekilde bir araya getirilmesi (sert güç+yumuşak güç=akıllı güç) ve doğru hedef ve stratejiler doğrultusunda kullanılması önem arz etmektedir.

21. yüzyıl uluslararası sisteminin temel aktörü olmaya devam eden devletlerin en önemli amaçlarından birisi muhakkak ki sürdürülebilir, istikrarlı, refahı yayan, kazancı hakça ve adilce dağıtan, etkin ve verimli, şeffaf ve yolsuzluklardan uzak ekonomik sistemin tesis edilmesidir.

2008 yılında başlayan Küresel Finansal ve Ekonomik Kriz liberal demokrasi ve kapitalist sistemin iyi işlemediğini ya da doğru bir sistem olmadığını bize göstermiştir. Bu nedenledir ki; bu krizden “Devlet kapitalizmi” olarak ifade edilen bir ekonomik sistem geliştiren ve uygulayan Rusya ve Çin gibi ülkelerin daha az etkilendiğini görüyoruz.

Bu dönemin belki de en önemli özelliklerinden biri ideoloji temelli çatışmanın yerini etnik ve dini milliyetçiliğe dayanan çatışmaların almasıdır. Devlet destekli terör saldırıları, düşük yoğunluklu ve yerel nitelikli savaşlar, hybrid savaş stratejileri, siber savaş teknikleri, ülkelerin nükleer silah ve balistik füze edinme çabaları uluslararası sistemin çatışma ortamını da şekillendirmektedir. Savaş resmi olmayan, yayılmış ve çoğu zaman isimsiz çatışmalar şeklinde küresel bir istihbarat ağına dayalı, özel ve vekilli savaşlar, örtülü operasyonlar ve propaganda mücadeleleri ile yürütülmektedir. Bugünün krizleri küresel terör örneğinde olduğu gibi kimliksiz, devletsiz, önceden tahmin edilemeyen, gerekçesiz, etik olmayan, topraksız ve ulusallaşan niteliktedir. Dünyanın büyük bölümünde güvenlik tehditleri artık sadece askerlerden değil; ekonomik çöküş, siyasi baskı, kıtlık, aşırı nüfus artışı, etnik ayrılıklar, çevre tahribatı, terörizm, suç ve hastalıklar gibi diğer sorunlardan da kaynaklanmaktadır.  Bu kapsamda yaşanan yeni çatışma ve savaş biçimleri uluslararası sistemi derinden etkilemektedir. 

21. yüzyılda uluslararası sistemin aktörleri yeni bir demokrasi modeli ve ekonomik sistemi bulma çabası içerisinde bulunmaktadır ve bu yöndeki çabalar ve rekabetler de uluslararası sistemin şekillenmesini sağlamaktadır. Kaynaklara ve özellikle enerji kaynaklarına ulaşım, enerji kaynak alanlarının ve enerji aktarım hatlarının güvenliğinin sağlanması, enerji kaynaklarının kesintisiz ve istikrarlı bir şekilde uluslararası pazarlara ulaştırılması konusu da 21. yüzyıl jeopolitiğinin temel bir parametresi olarak ön plana çıkmaktadır. Enerji konusu ile bağlantılı bulunan bütün jeopolitik meseleler siyasi, askerî ve ekonomik gelişmeleri de doğrudan etkilemeye devam etmektedir. Birçok meselenin bu dönemde ortaya çıkması ve aktörlerin pozisyonlarını yeniden belirlemesi bu küresel jeopolitik durum değişikliğinden kaynaklanmaktadır.

Büyük güçlerin daralan yaşam alanları çakışmaya başlamıştır. Her ekonomik kriz sonrası olduğu gibi, artan yerel ve bölgesel istikrarsızlıklar nedeniyle askeri gücün yeniden öne çıktığı bir döneme girilmektedir

Çok kutuplu küresel güç mücadelesi, benzerine  az  rastlanılan türden bir rekabete sahne olmaktadır. Küresel güçlerin paylaşım savaşına yol açan hegemonya çatışmaları restleşmeler açık bir cepheleşmeye yol açmaktadır. 

11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleşen terör saldırıları ve bunun sonuçları, 2002 ve 2003 yıllarında ABD’nin Afganistan ve Irak müdahaleleri ve müdahalelerin Ortadoğu coğrafyasında yarattığı istikrarsızlık, 2008 yılında başlayan ve etkileri günümüzde de devam eden Küresel Ekonomik ve Finansal Kriz, 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve Kuzey Afrika dahil bütün Ortadoğu’ya yayılan Arap Baharı süreci, Arap Baharı sürecinin nihai sonucu olan Irak ve Suriye Savaşları ve bu savaşlara küresel/bölgesel aktörlerin dahil olması, Brexit süreci ve AB’nin yapısal bir krizle karşı karşıya kalması, Rusya'nın ’nin Gürcistan, Kırım, Doğu Ukrayna ve Suriye müdahaleleri, Ortadoğu’da İran-Suudi Arabistan arasındaki rekabetin Yemen, Lübnan, Suriye ve Basra Körfezi üzerinden devam etmesi ve bu rekabetin Şii-Sunni çatışmasına dönüşme riski, Kuzey Kore’nin nükleer silah ve balistik füze geliştirme çalışmaları, Uzakdoğu’da Japonya, Çin, Filipinler, Güney Kore ve Tayvan arasında devam eden rekabet ile son olarak Kudüs’ krizi  “Soğuk Barış” olarak adlandırdığımız dönemde başlıca çatışma alanları ve jeopolitik  problemlerdir. Bu yüzden milyonlarca insan yaşamını yitirdi, şehirler yıkıldı, milyonlarca insan evsiz barksız kalıp göç etti. Neredeyse Dünya artık güvensiz bir yer haline geldi.

Yeni oluşan "Uluslararası sistem, konjiktürel gelişmeler, kutuplaşmalar, ekonomik kriz bir "Dünya savaşına" sebeb olurmu?

Bugün yaşananları “dünya savaşı olarak adlandırmak mümkün mü?”

Buna cevap vermek zor ama ; Dünyanın pek çok bölgesinde işgal, iç savaş, etnik çatışma, terör çatışmalarından ölen insan sayısının dünya savaşlarında ölen insan sayısından az olmadığı, dünyanın bugün başka bir savaş konsepti içinde olduğu çok açık bir gerçek.

Cornell Üniversitesi’nde Milton Leitenberg’in (2006) yapmış olduğu “20. Yüzyıldaki Çatışma ve Savaşlarda Ölüm”isimli çalışma  ölümlerin bir kronolojisini sunuyor. Araştırma kimi eleştirilere açık olsa da 20 yüzyıla ilişkin genel bir tabloyu yansıtıyor. Çalışmada iç savaşlarda, terör faaliyetlerinde ve devletler arası savaşlarda ölen kişilerin istatistikleri sunuluyor. Araştırmaya göre:

Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 13 ila 15 milyon,

İkinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 65-75 milyon,

1945’ten 2000 yılına kadar olan çatışma ve savaşlarda yaklaşık 41 milyon, kişinin öldüğü 60 milyon kişinin de mülteci durumuna düştüğü tahmin ediliyor.

Araştırmada ilgi çeken nokta ise 1955’den sonra savaşla ilişkili yaşanan ölümlerin neredeyse tamamının Afrika, Ortadoğu, Uzak Doğu, Latin Amerika coğrafyalarında 70 ülkede gerçekleşen savaşlar neticesinde ortaya çıkması.

Yani  bir bakıma dünya savaşı daha geniş bir alanda ve genellikle  iç savaşlar ve devlet destekli  terör şeklinde " Ekonomik Münhasır Bölgelerde" devam ediyor.

Ancak dikkat çekici  diğer bir husus, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra “Dünya barışı ve huzurunu korumak amacıyla” Birleşmiş Milletler’in kurulması, BM’nin kurulmasında sonra tek bir yıl savaşsız geçmemesi ve 20. Yüzyılda ölen insan sayısının yaklaşık 3’te birinin bu dönemde ölmesi. Bu ülkelerde gerçekleşen pek çok ölüm, ağ tabanlı terörizm ve ağ tabanlı küresel iç savaşla gerçekleşdi.

Özellikle 1945’ten sonraki tabloda Batılı güçlerin kendi aralarında savaşmayı bırakıp savaşı ekonomik münhasır bölgelere kaydırdıkları görülmektedir.

Bu tabloya bakıldığında;“Bu devletler niçin savaşıyor ya da süren savaşların arka planında ne var ?” sorusunun cevabı daha  net ortaya çıkıyor: 

* Kaynak yaratmak, 

* Pazar ve pazar hakimiyeti, 

* Enerji,

* Ticaret ve enerji yolları, 

* Silah satışı vs..

Bunun için Küresel güçler savaşı alabildiğince kendilerinden uzak tutup , savaş yerlerinde  her türlü yöntemi deniyorlar.Mesele "Az risk çok kazanç".

Fatih BENGİ


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Tülin Sev Tülin Sev 05.10.2018 15:17

Bir analiz ancak bu kadar güzel yapılır,müthiş ,bayıldım.

ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık