• 06 Aralık 2017, Çarşamba 14:09
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Korsanlıktan Postmodern Sömürgeciliğe

1800’de  Batılı güçler yeryüzünün yüzde 35’ ini, 1880’ de yüzde 70'ini ve 1914’e vardığımızda dünyanın yüzde 85’ini farklı formlardaki tahakkümlerle sömürgeleri haline dönüştürmüşlerdir. 1800’lerde zengin ülkeler ile geri kalmış ülkeler arasındaki GSH dengesinin 3:1 iken 1990’larda bu paritenin 80:1 olduğunu görürüz. Bugünün dünyasında  yeryüzünün daha önce hiç görmediği kadar büyük zenginlik ve yaygın fakirlik bir arada. Bu gün  BM açıkladığı rapora göre “ Yüzde 2 kesim dünya zenginliğinin yarısını elinde bulunduruyor” . Bir milyara yakın insan temiz suya ulaşamıyor. İnsanoğlunun küresel anlamda insanı doyurmanın yollarını bulduğu bir dönemde, bu gün BM Kalkınma raporuna göre bir milyara yakın insan açlık çekmektedir. Bu tablo kapitalizmin küresel anlamda bir yayılma ve sermayeyi biriktirmeye başladığı dönemlere kadar ortada yoktu. Dolayısıyla yaşadığımız  süreç  bu sürecin ideolojik ve teorik meşruiyetini hazırlayan neoliberal iktisadi ve siyasi uygulamaların neticesidir.

Kapitalizm tanım özellikleri açısından, üretimin salt kar amacı güdümlenerek yapıldığı ve bu artı değerinde pazarda satıldığı üretim merkezli bir ekonomi tarifler.

Kapitalizmin temel ruhu olan liberalizm ulus-devletin zayıflamasını gerektirir. Küresel kapitalizmle, sermayenin evrenselleşmesi ile, tüm devletler özellikle de bir egemen süper güç tarafından yönetilmektedir.

Bu gün gerçekten "Yeni sömürgecilik" yani  ''Modern korsanlık" hareketinden söz edebilir miyiz?

Tarih sayfasında sömürgecilik, Yakın Çağda isim değiştirmiş; Kapitalist sistem sömürgeciliğin çağımızdaki yüzü olmuştur. Değişen çok şey yoktur aslında; yine dünya egemen süper güçler tarafından sömürülmeye devam edilmektedir. Dünyanın her tarafında bir çok ülke, küreselleşme  ile bağımsızlığını kaybetmiş, iç savaş ve terör ile mücadele etmektedir

Batı'nın dünyanın patronu haline gelmesinden beri dünyaya verebildiği tek şey sömürgecilik olmuştur. Klasik sömürgecilik döneminde yaşanan paylaşım kavgası dünyayı I. ve II.Dünya Savaşları ile karşı karşıya getirmiştir.

Dünya 1945 öncesinde özellikle Avrupa merkezli bir sömürgecilik sisteminin kıskacı altındaydı. Fiili olarak işgal edilen bölgelerin sömürge valileri yoluyla denetim altında tutulması ve zenginliklerinin anakaraya aktarılması şeklindeki bu siyaset ''Klasik sömürgecilik'' olarak adlandırılmıştır.

Portekiz ile başlayan ve ardından Hollanda ve diğer Avrupa devletleri ile devam eden klasik sömürgecilik döneminin en görkemli aktörü İngiltere olmuştur. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak adlandırılmasına yetecek kadar büyük bir coğrafya İngiliz sömürgeciliğinin konusu haline gelmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa kıtasının bütün sömürgeci devletleri güçlü gemileriyle uzak coğrafyalara ulaşmış ve ayak bastıkları yerlerin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısını yerle bir ederek anakıtalarını buraların kaynakları ile beslemişlerdir. Sömürgeleştirdikleri toprakları her ne kadar sömürge imparatorluklarının bir parçası olarak adlandırmış olsalar da esasen sömürge topraklarını sadece zenginliklerine el koydukları çevre bölgeleri olarak algılamışlar ve buraların gelişimi ve kalkınması, insanlarının ihyası ile ilgili hiç bir politika ortaya koymamışlardır. Gerçekleştirdikleri alt yapı yatırımlarının tamamı el koyulacak zenginliğin çıkarılması, üretilmesi ve taşınması ile ilgili olmuştur. Bu sistemin yürütülmesi ise zaman içinde giderek daha da zorlaşmış ve sömürgelerde bağımsızlık hareketleri meydana gelmiştir.

1945 sonrasında Avrupa'nın yerine talip olan ABD, sömürgelerde yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurarak yeni ve sofistike bir sömürgecilik biçimini hayata geçirmiştir. Fiili işgal yerine, özellikle darbeler yoluyla denetim altında tutulan ülkelerin, elitler vasıtasıyla Amerikan çıkarlarına hizmet etmesinin temin edilmesi bu yeni sistemin özünü oluşturuyordu. Sömürge valileri yerine işleri yerel unsurlar idare ediyor fakat her ne hikmetse ülkeler ABD çıkarları doğrultusunda hareket etmek suretiyle esasen ABD'ye hizmet ediyorlardı. Prangalar ayaklardan çıkarılmış, elitlerin zihinlerine geçirilmiş ve sistemin daha sorunsuz işlemesi temin edilmişti. Bu sisteme ''Yeni sömürgecilik'' denmiştir.

Bugün ''Yeni sömürgecilik'' düzeninden başka bir safhaya geçildiğine tanık oluyoruz.

''Post-modern sömürgecilik'' diyebileceğimiz yeni aşama çok daha sofistike araçlar kullanılarak yürütülüyor ve insanlık ailesini giderek daha fazla birbirine düşman etme ilkesi üzerinde yükseliyor.

Irak işgali, Afganistan işgali, kapitalist sermaye tarafından finanse edilen Suriye'deki iç savaş, ülkemizdeki açılım süreci, ardından her gün patlayan bombalar, terör olayları küresel sermayenin egemenliğini kurma çabalarıdır.

Günümüzde Orta Doğu'ya baktığımızda , bu bölgenin siyasal ve sosyal açıdan büyük felaketler yaşadığını  açıkça görüyoruz.

Irak'da, Suriye'de, Filistin'de Afganistan'da, Mısır'da, Yemen'de, Katar'da, Sudi Arabistan'da hatta ülkemizde gün geçmiyor ki bir çatışma, bir kaos ,siyasi bir gelişme yada bir terörist olay olmasın, her gün yüzlerce insan ölmesin...
Bu olaylar, bu ölümler öyle normal hale geldi ki;  artık kulaklarımız bu haberleri Batı’da ki hava durumu haberleriyle aynı seviyede duyuyor. Sanki ölüm, felaket bu bölgeye ve onun halkına ait  kaçınılmaz  bir özellik olmuştur... 

 *Neden  savaşlar Orta Doğuda cereyan etmektedir?

* Bu savaşlar Orta Doğu’nun diğer ülkelerine bulaşabilirmi?

* Bu savaşlardan kimler kar ediyor?    Bazılarına göre bu felaketlerin nedeni İslam mezhep çatıması bazıları  göre etnik nedenler bazılarına görede  siyasi gruplar ve devletler arası menfaatlerdir.

Bana göre  bölgemizde meydana gelen bütün bu gelişmeler bir toplum mühendisliğidir.yani bütün bu  savaşlar  belli bir plan ve program dahilinde  kurgulanıyor.

Bugün temelleri Irak'ta atılan ve Suriye savaşı ile iyiden iyiye kristalize olmaya başlayan yeni bir sömürge ve bağımlılık düzenine doğru yol alıyoruz. Ülkeleri artık birer ülke olarak bile görmeyen, dünyayı adeta merkez-varoş şeklinde iki katmanlı olarak algılayan yeni bir anlayış bu.

Bu anlayışı, ABD ve başka Batılı devletlerin, savaş ekonomisinden devasa bir zenginlik devşirdiklerini görmeksizin kavramamız mümkün değil. Silah ve savaşın sürdürülmesine dair diğer lojistik malzemelerin ticareti anlamındaki savaş ekonomisi bugün dünyada yapılan ticaretin en büyük kalemini oluşturuyor ve üreticilere devasa karlar bırakıyor. Bugünün dünyasında en karlı iş kolunun savaş olduğunu farkeden büyük güçlerin, kendi toprakları dışında sürekli olarak bir yerlerde savaşları teşvik ettiğini görüyoruz.

İstikrarsızlaştırılıp savaşa sürüklenen toprakların özellikle Batı merkezli savaş endüstrisine olan bağımlılığı bu iştihanın esas nedeni. Artık bazı devletler açısından dış politika, mümkün olan en fazla sayıda ülkenin ya iç karışıklığa sevk edilmesi yahut kendisini tehdit altında görmesi için yapılıyor. Bu sürecin sonunda savaş endüstrisinin müşterisi haline gelen ülkelerde biriken ne kadar zenginlik varsa savaş ticareti vasıtasıyla Batı'ya akıyor. Hem de oluk oluk…

Bu yakıcı ve yıkıcı süreci tersine çevirmenin yolu makro ve mikro alanlarda aramıza serpilen kin ve düşmanlık tohumlarının farkına varmaktan geçiyor.

Malik Binnebi'nin dediği gibi  “Sömürgecilik çok korkunçtur, ama sömürgecilikten de daha korkunç ve   kötü olan  sömürülmeye müsait olmaktır.” diyor. 

O halde, bu tablodan kaynaklanan sorunlar nasıl çözülecek?

Kimsenin kolay ve kestirmeden çözümleri olmadığı muhakkak...

Fatih BENGİ


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


İbrahim İbrahim 07.12.2017 18:32

Fatih Bey kaleminize sağlık. Harika bilgiler veriyorsunuz.

yasin perkgöz yasin perkgöz 19.12.2017 15:53

Fatih bey ellerinize kaleminize sağlık .

ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık