• 25 Aralık 2017, Pazartesi 17:17
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Neden Şimdi Kudüs?

NEDEN ŞİMDİ KUDÜS?

ABD'nin tanınmış köşe yazarı Ron Suskind’in bir yazısından hoşnut kalmayan Başkan Bush’un danışmanı, “Yazısının verilere dayandığını” söyleyen köşe yazarına şu cevabı veriyor: 

“Sizler (Reality Based Community) gerçeklere tapan bir topluluksunuz. Gözlemlenebilen gerçeklere dayandırılan muhakemelerden bir sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz. Ama artık dünyada işler böyle yürümüyor. Biz bir imparatorluğuz. Ve bir imparatorluk olarak hareket ettiğimizde kendi gerçeğimizi yaratıyoruz. Siz o gerçeği etüd ederken, biz tekrar harekete geçiyoruz ve yeni gerçekler yaratıyoruz. Yani tarihin aktörü olan biziz. (Tarihi biz yaratıyoruz!) Dolayısıyla sizin göreviniz bundan böyle bizim yaptıklarımıza odaklanıp, etüd etmek olmalı!”

Biz hemen güneyimizde Barzani'nin referandumunu ,Suri'yede İdlip ve Afrin'i konuşur tartışken  Bush'un danışmanının yukarıdaki belirttiğim ifadelerini doğrularcasına Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs ile ilgili talihsiz kararı dikkatleri uzun bir aradan sonra yeniden Kudüs’e çevirdi.

Trump beklenen konuşmasını yaptı ve Kudüs’ün modern İsrail hükümetinin başkenti olduğunu , İsrail’in kendi başkentini belirleme hakkına sahip bir egemen devlet olduğunu söyledi. Trump, Kudüs’te yeni bir ABD Büyükelçiliği açılması için gereken belgeleri de imzaladı ve ABD’nin İsrail büyükelçiliğinin altı ay içinde Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması için çalışmaları başlatma talimatını verdi.

Uzun bir aradan sonra dememin sebebi Orta Doğuda Irak Suriye, Yemen, Libya ,Mısır ve Sudi Arabistan'da  meydana gelen gelişmeler dikkatleri bu ülkelere yöneltmişti. İslam dünyası bu yüzden Kudüs ve Filistin’i unutmuştu.

İsrail de bu “unutulmuşluğu” fırsata çevirmek istiyor. Müslümanların dikkati başka yönlere çevrilmişken, İslam ülkeleri İslam topraklarında birbirleriyle kıyasıya savaşırken, 1967 yılında Altı Gün savaşıyla  işgal ettiği Doğu Kudüs işgaline meşruiyet kazandırmak istiyordu. ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının bu meşruiyet için önemli bir adım olduğunu düşünüyor.

İsrail işgalinden beri İslam dünyasının Kudüs için ne yaptığına bakarsak, hiç bir şey yapmadığını görürüz. 

Bunun iki önemli nedeni var:

Birincisi, İslam dünyasında askerî ve ekonomik açıdan ABD-İsrail ekseni ile mücadele edebilecek bir ülke yok. Ancak İslam ülkeleri birlikte hareket ederlerse  ABD ve İsrail’in fütursuz güç politikası ile Kudüs ve Filistin’in diğer bölgelerindeki oldu bittilerine karşı koyabilirler. Ne yazı ki  Orta Doğu’nun bugünkü hâli ise Müslüman ülkelerin birlikten ne kadar uzak olduklarının açık göstergesi.

İkincisi ise, Irak ,Suriye, Mısır, Libya ve Yemende  meydana gelen gelişmeler...

Üzerine sanki ölü toğrağı serilmiş  İslam dünyasında Kudüs için mücadele etmek isteyenlerin sayısı her geçen gün azalıyor. Orta Doğuda meydana gelen gelişmeler , DEAŞ, El Kaide ve FETÖ örgütlerinin İslam’ı kirli hesaplarına alet etmeleri nedeniyle 

İslam’ın üç kutsal şehrinden biri ellerinden alınırken gereken tepkiyi bu zamana kadar  gösteremediler.

Ama Washington yönetiminin aldığı bu  tek taraflı karara tepkiler gecikmedi. Uluslararası toplum Müslüman dünyasında büyük öfkeye neden olan kararın ardından hemen devreye girdi, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'den Trump'ın kararına karşı açıklamalar geldi. 

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Televizyondan yayınlanan konuşmasında , “Bu son derece karmaşık çatışmayı daha da zorlu hale getirecektir. Bu kararı tanımıyoruz, kınıyoruz, reddediyoruz” dedi. Kararı “ABD’nin barış sürecinde oynadığı rolden çekilme ilanı” olarak nitelendiren Abbas, “Kudüs barış kentidir, Kudüs Filistin devletinin ebedi başkentidir” ifadelerini kullandı. Hamas lideri İsmail Haniye ise “Uluslararası hukukun açık ihlâli” olarak değerlendirdiği bu kararın ciddi yansımaları olacağını belirtti. Üst düzey bir Hamas yetkilisi ise “Bu hamle ABD’nin bölgedeki çıkarlarına karşı cehennemin kapılarını açacaktır” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kararı “Bu tarihi bir gün” diye nitelendirdi. Netanyahu, “Kudüs 70 yıldır İsrail’in başkenti. Kudüs 3 milenyumdur umutlarımızın, rüyalarımızın ve dualarımızın odak noktasıdır. Kudüs 3 bin yıldır Yahudi halkının başkentidir.” ifadelerini kullandı. Trump’a minnettar olduğunu söyleyen Netanyahu, Filistin’le yapılacak herhangi bir barış anlaşmasında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınma şartının da yer alması gerektiğini söyledi. Barışı gerçekleştirmek için Trump ve ekibiyle çalışmaya devam edeceklerini ifade eden İsrail lideri, diğer ülkelere de büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma çağrısı yaptı.

Bu karara  başta Türkiye olmak üzere Birleşmiş Milletler'den, Avrupa Birliğinden, İngiltere, Fransa, Lübnan, Katar, Ürdün, Vatikandan tepkiler gecikmedi. 

Cumhurbaşkanı İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplantıya çağırdı.

Türkiye ile Yemen’in sunduğu ‘Kudüs’ tasarısı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun olağanüstü toplantısında kabul edildi.

BM’DE KUDÜS TASARISI OYLANDI

Oylamaya katılan 172 ülkenin 128'i kabul oyu kullanırken 9 ret, 35 çekimser oy kullanıldı. Genel Kurul’da ezici bir çoğunlukla kabul edilen kararın, BM Güvenlik Konseyi kararları gibi bağlayıcı bir niteliği bulunmuyor.

BM Güvenlik Konseyine sunulan tasarı, 15 üyeli konseyde sadece ABD’nin vetosu ile reddedildi, tasarının BM Genel Kuruluna taşınması kararı alındı.

Burada asıl mesele şu ki,  İngiltere’nin Filistin sorununu 1947’de o zamanki adıyla “Cemiyet-i Akvam” olan BM’ye dayatmasından itibaren İsrail; BM'lerin;

* 11 Aralık 1948 tarihinde 194 sayılı kararı, 

 *9 Aralık 1949’da 303 sayılı,Genel Kurulu’nun 181 ve 194 nolu kararı,

*4 Temmuz 1967’de  2253 sayılı kararı, 

*19 Aralık 1983’teki 38/180 sayılı Genel Kurulu’nun kararı dahil olmak üzere Filistin ve Kudüs ile ilgili  hiç bir  kararına uymadığı gibi BM'lerin  kararlarını çekinmeden çiğnemiştir.

Bu kararlar; 

*Göç etmek zorunda kalan 1 milyon  Filistinlinin göç etmek zorunda kaldıkları topraklara dönüşüne,

 Kudüs’ün  BM yönetiminde uluslararası bir statüye kavuşmasına,

*Filistin’deki kutsal mekânların korunması ve serbest erişimin sağlanmasını,

*“Kudüs’ün kalıcı olarak uluslararası bir sistemin kontrolünde ayrı bir yönetimle yönetilmesi”ni esas alıyordu.

1967 Arap-İsrail Savaşı’nda İsrail Doğu Kudüs’ün yanı sıra Gazze Şeridi, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’ni de işgal etti. BM'ler Başta Kudüs, Şeria, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri’ni işgalin “Uluslararası hukuk ile ilgili BM kararlarına aykırı ve yasadışı” olduğunu, İsrail’in Kudüs’ün statüsünü değiştirme faaliyetlerinden derin endişe duyulduğu, bu emrivakilerin geçersiz olduğu ve derhal vazgeçmesi gerektiği, İsrail’le bütün hükümetlerin diplomatik, ticarî ve kültürel bağları koparmaları çağrısı yapıldı.

İsrail bu kararlarıda hiçe saydı. 

BM'ler  Trump’un “Kudüs’ü İsrail’in başkenti” çıkışının ardından  21 Aralık 2017’deki 10/22 sayılı BM Genel Kurulu kararında da “Kudüs’ün statüsünü, karakterini veya demografik yapısını değiştirme niyetindeki oldu bittilerin yasal bir etkisi olmadığı” nı belirtiyor; ve “Nihâî statüsüne BM kararları çerçevesinde yürütülecek müzâkereler sonucunda karar verilmesi gerektiği” vurguluyordu. Ayrıca tüm devletlere “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınmaları” tekrarlanıyordu.

Oylamanın ardından İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’a teşekkür edip, “Kim ne derse desin, Kudüs İsrail’in başkentidir” demesi işgali ve yasadışı yeni yerleşim birimleri yapmayı sürdüreceklerini gösteriyor; daha evvel olumlu oy kullanacak ülkelere tehditler savuran ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley’in, oylama öncesi BM Genel Kurulu’na, tehditkâr tutumunu sürdürüp, “ABD halkı bunu istiyor”   “ABD Kudüs’e büyükelçiliğini taşıyacaktır, hiçbir oylama bunu değiştirmeyecektir” ifadeside ABD'nin bu konuda İsrail'le aynı görüşte olduğunu gösteriyor.

Son gelişmelerden  yola çıkarak bence ABD rol yapmayı bıraktı. Bu kararlar esas olarak ABD öncülüğünde yürütülen adına “İsrail-Filistin barışı” denilen sürecin sona ermesinin, gerçek anlamı Filistin halkı üzerindeki sömürgeci egemenliğin devamını sağlayacak politik  ,hukuksal ve askeri ortamı oluşturmaktır.

Aslında Trump  kendisinden önceki başkanların yerine getirmekten kaçındığı ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti sayan yasayı hayata geçirmiş oldu. Kongre'den 1995'te geçen yasanın uygulaması, her altı ayda bir, başkanın imzaladığı feragatnameyle erteleniyordu.

Önceki Başkan Barack Obama da 2008'de Yahudi kuruluşu AIPAC'taki konuşmasında "Kudüs, İsrail'in başkenti olarak kalacaktır ve bölünmeden kalmalıdır" demişti.

Başkanların yasayı dondurmalarının nedeni Amerikan çıkarlarının tehlikeye gireceği, Arap-İslam dünyasıyla ilişkilerin bozulacağı ve barış sürecinin sekteye uğrayacağına yönelik kaygılardı.

" Çılgın",sıradışı lider" portresi çizen Trump  kendi Dışişleri ve Savunma Bakanlarının da karşı çıktığı risk dolu bu adımı neden attı ,ne yapmak istiyor? sorusu geliyor  hemen akla.

*İç siyasette iyice köşeye sıkışmış olan Trump için ise, bu zor durumdan kurtulmak için her türlü destek ve dikkatleri dış politikaya yöneltecek gelişme önemliydi. Kuzey Kore sorunu çerçevesinde yaşanan krizin Trump’ın üzerindeki baskıyı hafifletmediği görülüyor. Ülke içerisinde etkili kesimlerin desteğini alabileceği bir dış politika adımına ihtiyacı vardı. İran ve Filistin konusunda atacağı adımların ABD’deki çok güçlü İsrail lobisinin desteğini sağlama konusunda işe yarayacağını biliyordu. Seçim kampanyası döneminde  de ekibinin Rus yetkililerle sıra dışı ilişkileri yüzünden başı belada olan Trump'ın Kongre'de etkili olan bazı çevrelerin desteğini sağlamak ,Yahudi lobisinin elinde bulunan Basın yayın organlarının desteğini almak, göreve geldiğinden beri somut icraat yapmamakla suçlandığı için de hiçbir Amerikan başkanının 1995 den beri cesaret edemediği ‘'İcraatçı başkan’' görüntüsü vererek tabanını güçlendirmek istiyor.

* Trump yönetimi   Orta Doğu'da  bir süredir yeni bir barış girişiminin altyapısını hazırlıyordu. Müzakerelerden önce hedef Kudüs'ün statüsü üzerindeki tartışmayı bitirmek, Arapların daha azına razı olacağı bir çetrefil yaratarak, koşulları İsrail lehine değiştirerek masayı kurmak, böylece  barış sürecini diriltmek yerine kabul edilemez koşullar karşısında Arapların masadan tamamen uzaklaşacağı, Filistin'lilerin kışkırtılarak  İsrail'in değil Filistinlilerin suçlanacağı, barışın unutulup fiili durumun kalıcı hale geleceği yeni bir ortam hedefleniyor.

*Ama  Gerçek olan bir şey var  : Bu adım İsrail'in Arap dünyasından müttefikler bulduğu, İslam ülkelerinin birbirine girdiği, mezhep gerilimlerinin tırmandırıldığı, Filistin'li direniş unsurlarının zayıfladığı, Gazze'deki  Hamas ile Batı Şeria'da bulunan  El Fetih arasında gerçekleşen zoraki barışa rağmen Filistin Yönetimi'nin yetersiz kaldığı  bir süreçte geldi.

Dün Filistin konusunda Arap Birliği'ni sürükleme kapasitesi olan ülkeler bugün kendi dertleriyle meşgul. 2000 'li yılların başından beri  önce Irak sonra  Suriye yanıyor, NATO müdahalesi  sonrası Libya bitik,  Sudan bölünmüş, Arap  baharının  çıkış yeri Tunus ve Mısır hala belini doğrultamadı.

Pek çok yerde Sünni-Şii gerilimi inanılmaz boyutlara taşındı. İran'a karşı Sünni cephe yaratmak istenirken Müslüman Kardeşler'in destekçisi Katar yüzünden Sünni koalisyon birbirine girdi. Filistinlilerin sözcülüğünü yapan Müslüman Kardeşleri ve Katar'ı  destekleyen Türkiye bu ülkelerin birçoğuyla sorunlu hale geldi. Yemen, İran destekli unsurları temizleme adına iki yıldır Suudi Arabistan'ın başını çektiği koalisyonun ateşi altında. İran düşmanlığı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn gibi ülkeleri İsrail'le ortak paydada buluşturdu.

Hatta iddia o ki; Suudi Arabistan'da ipleri eline alan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, BAE'nin yönlendirmesiyle İsrail'le anlaştı; Kushner'le görüşmesinden sonra Mahmud Abbas'ın Kudüs ve mültecileri unuttu, İsrailin çözüm önerisini kabul etmesi için markaja alındı Abbas'a da "Kabul etmen için iki vaktin var, yoksa yerini başkası alır" mesajı verildi.

Basra Körfez'inde yayımlanan gazetede son zamanlarda Filistinlileri ''Baş belası'' ve Filistin davasını ''Yük'' olarak gören, mültecileri ve Kudüs'ü de Allah'a havale eden yorumların artması bu gizli anlaşmaya bağlanıyor.

21 Aralık 2017'de BM'lerin aldığı bu karar Israil'li ve onu destekleyen ABD yi yolundan döndürebilir mi?

İslam ülkeleri  aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp bir  ittifak içine girmez ve dünyada ciddi bir kamuoyu oluşturamazlarsa 1948 yılından beri BM 'in hiçbir kararını kabul etmeyen ve de son BM kararını da kabul etmeyeceklerini ifade eden İsrail yolundan dönmeyecekmiş gibi görünüyor. Zaten 1948 yılından beri İsrail'in oldu bittilerine göz yuman, sessiz kalan, yeteri kadar mücadele etmeyen  bölge ülkelerinin ve  bu nedenle kurulmuş İslam Birliği Teşkilatı'nın  hiçbirşey yapamaması İsrail'in  iştahını daha da kabartıyor.

Bunun yanı sıra bu adımın BM'nin desteklediği iki devletli çözüm planının öldürülmesi, pek çok ülkeye yayılmış Filistinli mültecilerin dönüş umudunun hepten son bulması, olası çözümde Filistin'e başkent olarak kurgulanan Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin yok edilmesi, burada yaşayan ve vatandaşlığı bulunmayan 300 bin Filistinlinin kaderinin belirsizliğe bırakılması, Batı Şeria'nın neredeyse yüzde 60'ını teşkil eden yasadışı kolonilerin meşrulaştırılması, güvenlik duvarlarıyla Filistinlilere dayatılan hapis yaşamı, Şüphesiz bölgede İsrail'e karşı bir direnç, Dünyada da bir kamuoyu yararacaktır. Önemli olan bu  direniş  İsrail ve ABD'ye geri adım  attırabilecek mi?yoksa Parlayan  bir saman alevi gibi geçip, zamanla küllenecek mi? Yoksa İsrail  Dünyada yaşayan 1milyar 600 milyon müslüman nufusunun # üne sahip Orta Doğuda oldu bittilerine devam mı edecek?

Birbirini tüketen ülkelerin yer aldığı  bu coğrafyadan Filistin davasına güçlü bir destek çıkar mı? Tepkiler olsa da sonuç getirecek ortak duruşun şekillenmesi zor gibi görünüyor. 

Mesele gerçekten ciddi, Kudüs’ün maruz kaldığı saldırı bile Müslümanları bir araya getiremiyorsa; Kudüs’ün ardındanTahran, İstanbul, Mekke’yi de kaybetmeye hazır olun.

Ama yine de  burası Orta Doğu... Ne olacağı belli olmaz.

Yine bekleyip Amerikâ'nın bize vereceği  yeni Amerikan gerçeğini mi  göreceğiz, yoksa kendi gerçeklerimizi mi yaratacağız?

Fatih BENGİ


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık