• 26 Kasım 2017, Pazar 15:57
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Tarih Bilmezseniz, Ders Almazsanız; Tarih Sizi de Yazar

Demokratik, laik bir hukuk devleti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti zamanla hantal bir yapıya sahip olmuştur. Dünyanın jeolojik ve siyasi en çalkantılı bölgesinde yer alan, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasında ve birçok uygarlığı barındıran son kalan toprak parçasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti herkesçe bilinen, halen çözmediği önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların köklü çözümü için her vatandaş, her aydın, her yönetici ve politikacı çaba göstermek zorundadır. Zamanında köklü çözüm önlemleri alınmayan sorunlar çığ gibi büyüyerek daha karmaşık, çözümü daha güç diğer sorunlara da neden olabilecektir. Hatta ülke ve toplumu kaos ortamına sürükleyebilecektir. Temel sorunlar çözülmediği için Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tüm çabalarımıza rağmen refah toplumu, kalkınmış ülke olamadık. Diğer bir ifadeyle 1. Lige çıkamıyoruz.

Bunun nedeni ise içeride ve dışırıda bu zamana kadar uygulanan hatalı politikalar ve vizyonsuzluktur. Aslında sorunlarımızı hepimiz biliyoruz ve bir kısmımız kendi çapında çözüm için çaba sarf ederken, bir kısmımız da bu sorunlardan büyük çıkar sağlayarak refah toplumlarından daha yüksek yaşam standardına ulaşmaya çalışıyoruz.

Dünya hep ayrı ayrı devletlerden oluşan bir sistemle bölünmüş durumda değildi. Yüzyıllar içinde dünya politikası üç temel biçim aldı.

Dünya imparatorluğu sistemi, Feodal sistem, Anarşik devletler sistemi.

İmparatorluklar

Dünya imparatorluğu sisteminde, bir hükümet temasta olduğu dünyanın büyük bölümünü denetimi altında tutar. Bunun Batı dünyasındaki en büyük örneği Roma İmparatorluğu’ydu.

Eski dünya imparatorlukları Sümer, Pers, Çin, Osmanlı aslında bölgesel imparatorluklardı. Dünyayı yönettiklerini düşünüyorlardı, ama diğer imparatorluklarla çıkabilecek çatışmalardan iletişimsizlik nedeniyle korunuyorlardı. İmparatorluğun çevre topraklarındaki barbarlarla mücadeleleri, kabaca eşit güçte devletler arasındaki savaşlarla aynı şey değildi.

Feodal sistemler

Uluslararası politikanın ikinci temel biçimi, bağlılıkların ve siyasi yükümlülüklerin öncelikle bölgesel sınırlar tarafından belirlenmediği feodal sistemdir. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’da feodalizm yaygındı. Kişinin yerel bir beye karşı yükümlülükleri vardı, ama uzak bir soyluya ya da piskoposa olduğu kadar Roma’daki papaya karşı da ödevleri olabiliyordu.

Siyasi yükümlülükleri büyük ölçüde bağlı olunan kişinin konumundaki değişiklikler belirliyordu. Bir hükümdar evlendiğinde, bir bölge ve halkı drahoma kapsamında yükümlülüklerinin yeni baştan düzenlendiğini öğrenebiliyordu. Fransız olarak doğan bir şehir halkı kendisini birdenbire Flamanlaştırılmış, hatta İngilizleştirilmiş olarak bulabiliyordu.

Şehirlerin ve şehir birliklerinin bazen yarı bağımsız özel bir statüsü oluyordu. Feodal sistem içinde, duruma eşlik eden savaş curcunasının, bizim modern bölgesel savaşlar olarak düşündüğümüz şeyle alakası yoktu. Bu savaşlar hem bölgesel sınırlar dahilinde hem de ötesinde meydana gelebiliyordu ve birbiriyle çakışan, bölgesel olmayan bu bağlılık ilişkileri ve çatışmalarla bağlantılıydı.

Anarşik devletler sistemi

Dünya politikasının üçüncü biçimi, görece bütünlüklü olan ama üst bir yönetimi bulunmayan devletlerden meydana gelen anarşik devletler sistemidir. Bu sistemin örnekleri arasında Eski Yunan’daki şehir devletleri ya da 15. yüzyıl Machiavelli İtalya’sı sayılabilir.

Anarşik devletler sisteminin bir başka örneği, bütünlüğünü bir hükümdar ailesince denetlenmekten alan teritoryal hanedan devletleridir. M.Ö. 5. yüzyılda Çin ya da Hindistan’da bunların örnekleri bulunabilir.

Büyük teritoryal hanedanlar 1500’e doğru Avrupa’da yeniden ortaya çıktı ve şehir devletleri ya da gevşek teritoryal birlikler gibi diğer uluslararası politika biçimleri yok olmaya başladı.

1648’deki Westphalia Barışı, bazen büyük din savaşlarının sonuncusu ve modern devlet savaşlarının ilki olarak nitelenen Otuz Yıl Savaşı’nı sona erdirdi. Dönüp geriye bakıldığında, bu antlaşmanın egemen bölgesel devleti uluslararası örgütlenmenin hâkim biçimi olarak kutsadığı görülür.

Öyleyse, bugün uluslararası politikadan bahsettiğimizde genellikle bu bölgesel devlet sistemini kastederiz ve uluslararası politikayı ortak bir hükümdarın yokluğunda yapılan politika ya da üzerlerinde bir hükümdar olmayan kendilikler arasındaki politika olarak tanımlarız.

Dünya artık küreselleşiyor ve uluslararası politikayı etkileyen gelişiyor ve küçülüyor. Mayflower Atlas Okyanusu’nu üç ayda geçmişti. 1924’te Charles Lindbergh’in uçuşu 33 saat sürmüştü. Elli yıl sonra Concorde bunu üç saatte gerçekleştirdi. Balistik füzeler ise okyanusu 30 dakikada aşabiliyor. 21. yüzyılın başında okyanus aşırı bir uçak yolculuğunun maliyeti 1950’dekinin üçte birine, New York’tan Londra’ya telefon etmenin maliyeti ise yüzyıl ortasındakinin küçük bir yüzdesine inmiş durumda. Küresel internet iletişimi neredeyse anında gerçekleşiyor ve aktarım maliyetleri göz ardı edilebilecek kadar düşük.

Bugün Asya’daki bir çevreci ya da Afrika’daki bir insan hakları aktivisti, bir zamanlar sadece hükümetler ya da çok uluslu şirketler gibi büyük örgütlerin sahip olduğu bir iletişim gücüne sahip.

İşin vahim yanı ise, nükleer silahların savaşa, tüm insanlığın tamamının tehdit edilebilmesi anlamında yeni bir boyut eklemiş olması.

20 nci yüzyılın ilk yarısında büyük güçler iki defa, yaklaşık 50 milyon insanın hayatına mal olan yıkıcı dünya savaşlarına girdiler. Yüzyılın ikinci yarısı bir soğuk savaş, bölgesel savaşlar ve nükleer silahların ezici tehdidi altında geçti.

11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi (ABD) ve Pentagon’a yapılan terör saldırılarından sonra ABD, yeni dünya politikası veya terörle mücadele politikası kapsamında önce Afganistan’a, sonra nükleer silah üretme programı olduğu gerekçesiyle (Yalan olduğu sonradan ortaya çıktı) Irak’a saldırmıştır. Ancak, her nedense ABD, Başkan G.W. Bush’un “Şer ekseni”nde yer alan Kuzey Kore’ye 2001’den beri saldırmamıştır.

2001 Eylülü’nde New York ve Washington’a düzenlenen terörist saldırıların gösterdiği gibi, teknoloji devlet dışı aktörlerin eline, bir zamanlar sadece hükümetlerin tekelinde olan yıkıcı güçler veriyor.

Mesafeler önemini yitirdikçe, Afganistan gibi uzak ve yoksul ülkelerdeki koşullar Amerika ve Avrupa’yı ansızın yakından ilgilendirir hale geliyor.

• Bu çatışmalar neden çıktı?

• 21 nci yüzyılda tekrarlanabilir mi?

• Yoksa yükselen karşılıklı ekonomik ve ekolojik bağımlılık, uluslarötesi ve uluslararası kuruluşların büyümesi ve demokratik değerlerin yayılması yeni bir dünya düzeni mi yaratacak?

• Küreselleşme ve bilgi devrimi bu yeni yüzyılda uluslararası politikayı nasıl etkileyecek?

Dünya küreselleşmesine, küçülmesine rağmen yine de uluslararası politika ile ilgili bazı başka gerçekler çağlar boyunca değişmeden kaldı. Ayrı ayrı devletler ortadan kalksaydı uluslararası politika dönüşüme uğrardı.

Thukydides’in 2.500 yıl önce Sparta ile Atina arasında yaşanan Peloponnesos Savaşı hakkında anlattıkları, 1947’den sonraki Arap-İsrail çatışmasıyla ürkütücü benzerlikler göstermekte.

21. yüzyıl başında dünya tuhaf bir süreklilik ve değişim harmanı. Uluslararası politika’nın bazı yönleri Thukydides‘ten beri değişmedi. Devletlerarası politikaya eşlik eden bir güvenlik ikilemi, belli bir düşmanlık mantığı var. İttifaklar, güç dengeleri ve savaş ile uzlaşma arasında politika tercihleri binyıllardır benzerliğini koruyor.

Ayrıca uluslarötesi şirketler, sivil toplum kuruluşları ve terörist gruplar gibi devlet dışı aktörler hükümetlerin karşısına yeni güçlükler çıkarıyor.

Öte yandan, Thukydides‘in hiçbir zaman nükleer silahlar, HIV / AIDS ya da küresel ısınma gibi kaygıları olmamıştı.

Yerküredeki yaklaşık 200 devletin halkları bağımsızlıklarını, kültürlerini ve dillerini korumak istiyor. Aslında milliyetçilik ve ayrı devlet talepleri tarihe karışacağına yükseliyor. Bu yeni yüzyılda, devletlerin sayısı azalmak yerine muhtemelen çoğalacak.

Bugün, savaşların çoğunu etnik ya da iç savaşlar oluşturuyor. 1989’da Soğuk Savaş’ın sona ermesinden 21. yüzyılın başına kadar dünyanın 78 ayrı yerinde 116 silahlı çatışma meydana geldi.

Bunların 7’si devletlerarası, 20’si ise yabancı müdahaleli ülke içi savaşlardı. Aslına bakarsanız 19. yüzyılın en kanlı savaşları da birbiriyle çatışan Avrupa devletleri arasındakiler değil, Çin’deki Taiping Ayaklanması ile Amerikan İç Savaşı’ydı. Daha epeyce bir süre rakip topluluklardan ve ayrı devletlerden oluşan bir dünyada yaşamaya devam edeceğimizden, bunun gelecek beklentilerimiz açısından ne anlama geldiğini anlamamız önem taşıyor.

“Dünyayı kim yönetiyor? Dünyanın sahibi kim?” soruları 7,5 milyar insanın yaşadığı dünyamızda çokça sorulmaktadır. Dünyayı idare edenler ortalıkta görünen kişiler veya kurumlar değil. Her yaptıkları eylem çok gizli. Bizim gördüklerimiz başka, gördüklerimizin ardında yatan gerçekler ise bambaşka.

Dışarıdan birinin ABD konusunda eleştiri yapması değerli olabilir. Ancak Noam Chomsky ve Stephen Krasner gibi çok bilinen, çok tanınan uzmanların kendi ülkeleri olan ABD hakkında eleştiri yapması önemsenmelidir.

Kitlelerin örgütlü alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve akıllıca manipüle edilmesi demokratik toplumda önemli bir unsurdur. Bu görünmeyen toplum mekanizmasını manipüle edenler, ülkemizin gerçek iktidar gücü olan görünmez bir hükümet oluşturmaktadır. Biz hiç duymadığımız insanlar tarafından yönetiliyoruz, zihnimiz dar kalıplara sıkıştırılıyor, zevklerimiz şekilleniyor ve çoğunlukla bizim adımıza fikirler öneriliyor. Bizi idare eden hükümet kabinesinde yer alanlar, gerçekte birbirlerini tanımıyorlar. (Edward L. Bernays, Propaganda-1928)

10 yıl önce birisine, hükümet politikası, uluslararası hukuk, çeşitli genel kurallar / yönetmelikler ve daha pek çok şeyin ardındaki olayları planlayan bir çeşit gizli grup ya da “Gizli Hükümet” var olduğunu söyleseydiniz, size “Komplo Teorisyeni” derlerdi.

Bugün Edward Snowden, Julian Assange ve onlar gibi ihbarcılar tarafından sızdırılan bilgilerin bir sonucu olarak büyük ölçüde gizli hükümetler tarafından yapılan “Gizli Şeyler” hakkında daha fazla bilgiye sahibiz. Onların cesareti, kitleleri başlangıcından beri kör eden gizlilik dünyasına ışık tuttu.

• ABD Hükümeti’nin her yıl 500 milyondan fazla sayfayı sınıflandırdığından haberiniz var mıydı?

• Amerika Birleşik Devletleri’nin gizli devlet kurumları geçmişine sahip olduğunu biliyor muydunuz? Örneğin, Ulusal Güvenlik Ajansı (The National Security Agency-NSA) 1952’de kuruldu, ancak varlığı 1960’lı yılların ortalarına kadar gizlendi.

• Ulusal Keşif Bürosu (The National Reconnaissance Office) 1960’da kuruldu, ancak 30 yıl boyunca tamamen gizli kaldı.

Birkaç yıl önce eski istihbarat elemanı Edward Snowden tarafından resmen açıklanan gizliliğin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Kimsenin içeriğini bilmediği ve asla bilemeyeceği “Kara Bütçeli (Black Budget) bir Hkümet” tarafından yönetildiğimizi en azından bugün biliyoruz.

Kanada eski Ulusal Savunma Bakanı Paul Hellyer, dünya ekonomik krizinin devam ettiği 2008 yılında verdiği bir beyanatta ABD’nin gizli operasyonlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “ABD’nin yıkıcı bir savaşa başlaması ironiktir. En endişe verici gelişmeler kendi arka bahçesinde gerçekleşirken, iddiaya göre ABD İran-Irak-Kuzey Kore’de kitle imha silahları arayacakmış. ABD’nin artık kendisini demokrasi olarak adlandırmakta zorlandığı bir dönemde, bu ülkelere demokrasi getirmek için yıkıcı ve pahalı savaşlara girişeceğini söylemesi ironiktir. Üstelik operasyonlara harcanacak milyarlarca dolar kongresinin bilgisinin dışında ve ‘kara para’ dır.”

ABD’nin anlayamayan genelkurmay başkanı

Mart 2003’te ABD Ordusu Irak’ı işgal ederken dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök şöyle bir beyanat vermişti: “ABD’nin Irak’ta ne yapmak istediğini bilmiyoruz…Denizler ötesinde kendilerine tehdit olduğunu söyleyenlerin aynı tehdidin hududun hemen ötesinde olduğunu söyleyen Türkiye’yi inandırıcı bulmamalarını anlamakta güçlük çektiğimi ifade etmek istiyorum…Şayet bir gün işler kontrolden çıkarsa dilerim bu dostlarımız şimdi karşı çıktıkları hareketleri yapmamızı (Irak’a asker sokmamızı) bizden istemek zorunda kalmasınlar.”

Orgeneral Hilmi Özkök ve onun gibi ABD’nin bir ülke veya bölgede ne yapmaya çalıştığını anlayamayan asker ve siyasetçilere yanıtı, aslında eski ABD Başkanlarından olan George W. Bush’un siyasi danışmanı çok önceden vermişti: Bush’un Başdanışmanı 14 Ekim 2004 tarihli New York Times Magazine’de yayınlanmış olan makalesinde şöyle diyordu:

“Biz artık bir İmparatorluğuz ve harekete geçtiğimizde kendi gerçekliğimizi yaratırız. Sizler tüm mantığınızı kullanarak bu gerçekliği incelerken biz yeniden harekete geçer; daha yeni, başka gerçeklikler oluştururuz; siz bunu da incelerseniz ve işler bu şekilde sürüp gider. Biz tarihin aktörleriyiz. Ve siz, siz hepiniz, biz her ne yapıyorsak incelemekle yetineceksiniz.”

ABD haricindeki dünya ülkelerinin ABD’nin “Nerede, ne zaman, nasıl, ne yapmak istediği”ni anlaması, dünyanın barış ve refahı açısından hayati öneme sahiptir.

“İlkel ve vahşi toplumlarda resmi ideoloji herkesin önünde ilan edilir ve bu ideolojiye itaat etmek mecburidir. Sizin neye inandığınız kendi bileceğiniz bir iştir ve daha az öneme haizdir. Devletin güç ile kontrol etme kudretini kaybettiği toplumlarda, herhangi bir resmi ideoloji ilan edilmez. Bunun yerine, bir ideolojinin var olduğu alttan alta kabul edilir ve ardından da açıkça söylenmemiş doktriner ortodoksluk tarafından dayatılan sınırlar dahilinde güçlü bir tartışma alevlendirilir. Basit sistem, doğal bir inançsızlık durumuna neden olur. Karmaşık sistem ise, açıklık ve özgürlük hissi verir ve hiç kuşku yok ki; soluduğumuz hava gibi resmi ideolojiyi iyi aşılamaya hizmet eder.

ABD dünyanın sahibi mi?

ABD’nin İran’la ilişkilerinde de gördüğümüz gibi, aslında ABD kendini dünyanın hakimi kabul etmektedir. Amerikan vatandaşları hariç, dünyanın geri kalan insanları yönetilmeye muhtaçtır. İlkel toplumlarda olduğu gibi, dünyanın her neresinde olursa olsun muhakkak her devlet ABD’nin dediklerini yapmalıdır. Dünya devletleri Washington ne emir verirse, o emre aynen uymalıdır. İsrail sayısız nükleer bomba üretmeli ama İran’la Pakistan üretmemelidir. Şer üçgenindeki Kuzey Kore, İran ve Irak nükleer silahın “N”sini dahi ağızlarına almamalıdır.

Fransa ABD’nin onayı ile Kuzey Afrika’da, Batı Afrika’da istediği ülkede askeri harekat icra edebilir ama Türkiye 1984’ten beri bağımsızlığını tehdit eden PKK’yı yok etmek için Kuzey Irak’a operasyon yapamaz.

Resmi ideoloji, Amerikan ideolojisidir. Bunu herkes bilmeli ve bu ideolojiye herkes itaat etmelidir.

Bütün bunlar gösteriyor ki ABD bir imparatorluk değil, makyevelist bir şekilde davranan Eşkiya bir devlet...

Peki Türkiye bu durumdan kurtulmak için ne yapmalı?

Oynanan oyunun kurallarını bilmiyorsanız, oyuna başlamadan önce yenileceğiniz aşikâr olur. O zaman, oyunda başarılı olabilmek için herkes tarafından kabul edilen oyun kurallarını öğrenip, oyunu bu kurallara göre oynamak / kurgulamak gerekir. Oyunun kurallarını ve felsefesini bilmek, oyuncuların hem geçmişteki reflekslerini anlamak, hem günümüzdeki hamlelerini yorumlamak, hem de gelecekteki hamlelerini tahmin etmek için çok önemlidir.

Uluslararası ilişkiler, “Ulusal Çıkar” üzerine kurulmuştur.

Türkiye, ulusal çıkarlar açısından Asya, Avrupa ve Ortadoğuda politikalarında ve ikili ilişkilerinde çıkarlarına göre denge kurmak zorundadır.

Bu yüzden Uluslararası ilişkilerde süreklilikler kadar değişimleri de anlamamız , geçmişi temel almamız , ama geçmişin tuzağına düşmememiz gerekiyor. Geleneksel kuramları öğrenmek, sonra da bunları güncel durumlara uyarlamak zorundayız. Bu ülke bu zamana kadar din ve etnik siyaset politikaları yüzünden çok acılar çekti. Hamaseti bırakıp akılcı politikaları uygulabilecek entellektüel Siyasetçileri, sivil ve askeri bürokratları bulamazsak işimiz gerçekten zor. Çünkü 'Tarih tekerrürden ibarettir, tarih bilmezseniz, tarihten ders almazsanız tarih sizi de yazar...

Fatih BENGİ


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


İbrahim İbrahim 26.11.2017 21:37

"entellektüel Siyasetçileri, sivil ve askeri bürokratlar" kısmının başına ahlaklı sıfatıda eklense gerçekten harika diyebileceğimiz bir yazı olurdu.

Sevim Sevim 20.12.2017 15:55

Çok güzel tespitler. Ağzına sağlık.

Galip OĞUZ Galip OĞUZ 26.12.2017 19:35

Harikasınız EFSANE KOMUTAN

Hasan Fehmi CANAN Hasan Fehmi CANAN 21.01.2018 13:02

Bilgi ve muhakeme dolu , çok faydalı bir akademik çalışma . Tebrik ve teşekkür ediyorum.

Pınar Pınar 26.09.2018 00:21

Mükemmel bir yazı olmuş kaleminize sağlık herkezi farkındalığa davet edelimki dahada iş işten geçmeden önlemlerimizi alalım saygılar

Galip OGUZ Galip OGUZ 27.09.2018 07:29

Sayın Komutanım elinize saglık

Pınar Pınar 02.10.2018 00:15

Ancak bukadar anlaşılır yazıla bilir kaleminize yüreğinize bilginize sağlık saygılar

Ahmet Ahmet 02.10.2018 00:17

Çok güzel bir yazı

Oğuz akansu Oğuz akansu 03.10.2018 23:10

Güzel bir yazı

Meryem utku Meryem utku 03.10.2018 23:13

Elinize sağlık paşam

Tekin Al Tekin Al 04.10.2018 10:06

Müthiş akademik bir yazı,çok beğendim,ellerinize sağlık.

Zeynep Güven Zeynep Güven 04.10.2018 10:10

okurken çok duygulandım,göz yaşlarımı tutamadım,kaleminize sağlık.

ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 22.07.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık