• 15 Aralık 2017, Cuma 16:42
FatihBENGİ

Fatih BENGİ

Türkiye Nereye Koşuyor?

Samuel Phillips Huntington 1988 tarihinde yayınladığı eserinde medeniyetlerin çatışması düşüncesini ortaya çıkararak kapitalist sistemin ve başta olarak Amerika devletinin siyasal, ekonomik egemenliğini korumaya hizmet etmiştir. Huntington ülkeler arasında ve ülkelerin kendi içlerinde olan çatışmaların giderek kültürel ağırlık kazandıklarını savunmaktadır. Bu teoriye göre başta İslam medeniyeti olmak üzere diğer doğu medeniyetleri Batı uygarlığı ile savaş ve çatışma içinde yaşıyor ve sonuçta batı bu savaşın galibi olacak.

Oysa medeniyet genel olarak insanlığın çeşitli bölge, zaman ve mekanlarda oluşturduğu kültürün genel anlamdaki ifadesidir ve birbirinin ardından gelen bir çok medeniyetler birbirini mükemmel tamamlamışlardır. Bir medeniyette meydana gelen  gelişme ise tüm insanlığın ortak değeridir. Mevlana, Yunus Emre, İbn-i Sina  gibi doğu medeniyetlerinde yaşamış bu  insanlar sadece tek bir medeniyetin, ırkın veya ulusun tekelinde olabilir mi?

 Medeniyetler çatışması  teorisi Amerika'nın yeni dünya düzeni kurma ve küreselleşme planı ile  de tam uyumlu.

Medeniyetler çatışması teorisine uygun olarak da Amerika Birleşik  Devletleri kendi çıkarlarını sağlamak için her şeyi  siyasetin gerçek alanlarına oturtarak başarılı olmaya çalışıyor. Kapitalist sistem  tüm dünyaya hakim olma sevdasıyla insanlığın ortak değeri olan medeniyeti doğu ve batıya bölerek ikisinin arasında savaş çıkarmak istiyor,  bunu yaparken de demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukuk gibi kavramlar dillerinden  düşmüyor.  Sistemin vazgeçinilmez özelliği sömürgecilik olduğu için her türlü araç ve yöntemleri kullanmak makyavelis bir yaklaşımla mübah. Bunda da başarılı olduklarını görüyoruz. Günümüzde bir çok sosyal ve siyasal olayların arka planında o kapitalizmin ellerini görebiliyoruz. 

Kapitalist sistemin başarı  kazanmasını iki temel nedene oturtarak açıklamak doğru olacaktır.

Birincisi dış veya uluslararası nedenler ikincisi ise iç veya kendi toplumuna ait olan nedenlerdir. Dışsal nedenlerin kapitalizmin doğuşu ve onu meşrulaştıran liberalizm düşüncenin oluşuna kadar uzanması da çok normaldir. Çünkü batı sanayileşmenin belli bir durumuna geldikten sonra özellikle ham made aramak için doğuya harekete geçmiştir. Bu sürecin devamında ve Orta Doğu’da petrolun bulunmasıyla genel olarak batının egemenlik isteği daha da güçlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve bölgede ulus-devlet düşüncesine dayanarak yeni devletlerin meydana çıkması da bu sömürgeci siyasetle olmuştur. Orta Doğu'daki devlet yöneticilerinin, Batı eğilimli olmaları yeni sömürgecilik siyasetini daha da kolaylaştırmaktadır. Bu Batı eğilimli yöneticiler, aydınları öldürmekle, sürgüne göndermekle, idamla ve başka yöntemlerle toplumsal sistemden uzaklaştırarak kendi toplumlarının normal gelişme sürecini engellemişlerdir. Dolayısıyla bu aydınların çeşitli alanlardan dışlanması, bölgedeki ülkelerin bir çok konuda Batı’ya bağımlı olmasına neden olmuştur. 

Malesef günümüzde müslüman ülkelerinin çoğunun sanayi, tıp, teknoloji, ulaşım, askeri vb. bölümlerde dünyaya söyleyecek bir şeyleri yok desek o kadar da yanlış olmayacaktır. İçsel nedenlerde ise en önemlisi müslümanlar arasında Batı tarafından oluşturulan ayrımcılık ve farklılıklardır. Bu farklılık sonucu olarak İslam dünyasında çeşitli gruplar, mezhepler, tarikatlar  gözükmektedir ki; çoğu zaman bir birlerini kabul etmiyorlar hatta çatışma durumunda yaşıyorlar. Örnek olarak Sünni ve Şii davası, İslam dünyasının en güçlü ülkeleri Türkiye ile İran arasında çok derin bir uçurum yaratmıştır. Bu uçurum en başta İslam dünyasını zayıflatarak  bölgede bir İran fobisi yaratıyor ve bunun devamında Arap ülkelerinin batıdan silah almaları artıyor ve yine de sonuç olarak batı kazanıyor. Günümüzdeki IŞİD meselesinin İslam dünyasına vermiş olduğu zararı hiç tartışmaya bile gerek yok. Böyle örneklerle İslam dünyasında fazlasıyla karşılaşabiliriz ama en önemli soru neden müslümanlar bu siyasetlere inanıp ta böyle tuzaklara düşüyorlar? Tabii bunun dış nedenleride var ama hep Batı’yı eleştirip suçu batıya yüklemek çok kolaycı bir yaklaşım olur . Aslında müslüman toplumlar da bu konuda en az onlar kadar  suçludur.

Müslüman toplumlarda İslam'ın özü bile yok, belki kabuğu ile uğraşıyorlar. Peygamberimizden bir hadis var ki; anlam olarak bilim hatta Çin’de bile olsa onu elde etmeliyiz diye ifade ediyor. Ama dünyanın araştırma merkezleri, müslümanları en az okuyan halk olarak gösteriyor. Çevremize bakarsak bu gerçeği iyice anlayabiliriz. Malesef din uzmanlarımız da sadece namaz, oruç üzere odaklanmışlar(Namaz veya oruç İslam dininin önemli kısımlarındandır ama hepsi değil) ve bunlardan öteye ilerlemiyorlar. Okumamak sebebi ile müslümanlar kendi dinlerinin algılama gücüne de sahip değiller ve bundan dolayı da sahte din uzmanlarının veya kapitalist sistemine hizmet veren din adamlarının sözlerine hemen inanıp onların konuştuklarını İslamın özü olarak kabul ediyorlar, asıl facia da buradan ortaya çıkıyor. Mesela Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan çeşitli grupların çoğu, sadece kendi ideolojilerini  İslama uygun görerek başkalarını kafir gibi görüyor ama işin tuhaf tarafı  bunların yok etmeye çalıştıkları çatıştıkları da müslümanlar. Bu cehaletin sonucunda Huntington gibi insanların yazdıkları teoriler pratik alanda kendine yer bulabiliyor . Irak’ta, Suriye’de kullanılan silahların  birileri tarafından pazarlanması yapılıyor veya IŞİD grupu tarafından ucuz fiyata satılan petrol paraları bölgeye silah ve ölüm olarak geri dönüyor. 

IŞİD , PKK , YPG büyük kavgada köşe tutmak isteyen güçlerin kullandığı terörist enstrümanlardır.

İnsanlığın başına adeta musallat olmuş ve bu güçlerin menfaat kaynağı haline gelmiş ‘terörizm’ nedir?. Terör kelimesi Fransızca terreur kelimesinden dilimize geçmiş Latince anlamı “Korkudan titreme” veya “Titremeye sebep olma''dır. Şimdi de geldiğimiz noktada terör kelime anlamından hiçbir şey kaybetmemiş aksine kirli emellerinin üzerine daha yeni ve daha kötü emeller katmıştır.

Toplumun huzurlu yaşayışının altına dinamitler döşemeye çalışıp, birlik, huzur, yaşam refahının yükselmesi, toplumsal sağlığın bozulması, en önemlisi de “Sağ duyu” gibi ülke, toplum halk bütünlüğünün sağlanmasında etken rol oynayan kavramları bir anlamda yok etmeye çalışan terörizm hemen hemen bütün ortadoğuda ve ülkemizde kuşkusuz sıkıntılar oluşturmuş ve sarılması zor yaralar da açmıştır. Dünyadaki bazı devletlerin savaş adını verdiği hiçbir savaş kuralı, insan hakkı tanımadığı, savaştığını söylerken karşısındaki ülkede adeta terör estirdiği, resmen terörist faaliyetlerde bulunduğunu bütün dünya sessiz soluksuz izlemektedir.

Ama müslümanların yüzde kaçı konulara böyle yaklaşıyor, konulara böyle yaklaşmalarını engelleyen sebepler nelerdir? 

İslam dünyasında Türkiye’nin mevcut eksiklikerine rağmen sosyal ve ekonomik gelişmesi bir gerçektir.Türkiye’nin gelişmesi ve kalkınması, başka müslüman ülkelere örnek olur diye  kapitalist ülkeler tarafından bir tehdit olarak algılanıyor ve Kapitalist sistem tarafından , çeşitli yollarla gelişim süreci engelliyor. Bunun için de  İslam'dan sapan, okumayan, bilime sahip olmayan müslümanları kullanmayı ihmal etmiyor.

Yemen, Suriye ve Irak’ta çıkan savaşlarda mesela İran’la Türkiye veya Arabistan’ın desteklediği grupların birbirleriyle çatışmasından sadece Kapitalist sistem kazanır. Aslında Orta Doğu’da İslam dünyasının üç güclü devleti ; Arabistan, Türkiye ve İran arasındaki rekabetten  dolayı  bu üç devletin gücü, ekonomisi, insan kaynakları, zamanı tükeniyor ve uluslararası ortamlarda Batı ülkeleriyle rekabet edemez duruma geliyorlar. Bu tür olaylarda halklardan ziyade devlet adamları ve siyasetçiler suçludurlar. çünkü Orta Doğu’daki devletlerin amacı genelde halkı düşünmek değil belki kendi yönetim sistemlerini devam ettirmektir bundan dolayıda kapitalist sistemin kurgularına boyun eğmek zorundadırlar.

Gelelim ülkemize ; Türkiye'de yapılmaya çalışılanları sadece dışarının müdahalesine bağlamak  istemiyorum. Her şeyi salt olarak dışarıya endekslemek  her ne suretle olursa olsun yanlış ve yanıltıcı bir analiz olur.

Burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Türkiye''de  elitlerden topluma kadar herkes ülkemizin esaslı bir bunalım ve tıkanma ile karşı karşıya olduğunu görüyor. Ama neredeyse hiç kimse, hiçbir kesim, Türkiye'nin bu bunalım ve tıkanmayı kendi dinamikleriyle ve iradesiyle nasıl aşabileceği sorusu üzerinde kafa yormuyor.

Şaşırtıcı ama gerçek: Herkes Türkiye''nin yaşadığı bunalım, sıkıntı ve tıkanmayı ancak dışardaki bir iradenin, bir oluşumun, bir aktörün yardımı veya müdahalesi ile aşabileceğine inanıyor. Daha özlü bir şekilde söylemek gerekirse, kimileri Amerika''ya bakıyor, kimileri Avrupa Birliği''ne bakıyor,kimileri Rusya'ya bakıyor, kimileri ise uluslararası finans çevrelerinin ağzından çıkacak iki çift lafa bakıyor.İşte asıl sorun bu... Türkiye'ye dün olduğu gibi bugün de sürgit dışardan müdahaleler varsa; bunun en temel sorumlusu biziz. Dış aktörler, güçler ve odaklar değil...

O halde tezelden, vakit geçirmeden yapılması gereken şey şu: Türkiye, içine sürüklendiği ağır sorunları, bunalımları ve tıkanmayı kendi dinamiklerinden yola çıkarak nasıl aşabileceğinin yollarını ve imkanlarını araştırmak zorunda.

Şu an siyasi partilerden Genelkurmay'a kadar hemen her kesimin kafası, bir hayli karışık gözüküyor. Türkiye'nin kendine gelebilmesi ve silbaştan her şeyini yenileyebilmesi ve yepyeni bir dinamizm kazanabilmesi için, kendi dinamiklerini, deneyimlerini ve imkanlarını yaratıcı bir şekilde harekete geçirebilmenin yollarını araştırması gerekiyor.

Kendi dinamiklerini, imkanlarını ıskalayan bir ülke, kaçınılmaz olarak başkalarının müdahalelerine maruz kalmaktan ve teslim olmaktan başka bir şey yapamaz. Ve "Türkiye nereye gidiyor?" sorusu bir heyula gibi, bir hayalet gibi zihnimizi perişan etmeye devam eder durur...

Fatih Bengi


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Teyfik Arı Teyfik Arı 05.10.2018 15:02

pek iyi yerlere koşmadığı belli,keşke sizin gibi aydınlar bizleri yönetse.

ÇOK OKUNAN HABERLER

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Eğitimini aldığınız sektörde mi çalışıyorsunuz?

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.05.2019 Günlük Yorumu

yukarı çık